Home / Makaleler / Zekât Yarını Hesaba Katmaktır

Zekât Yarını Hesaba Katmaktır

Mülkün sahibinin bizi mülk ile sınadığının farkındayız.

Mülkün bir emanet olduğu bilinci ile hareket eden bizler, mülkü mutlaklaştıran Kapitalizmden, mülkü kamusallaştıran Komünizmden ve mülkü günah sayan bir Mistisizmden beriyiz.

Allah’ın mutlak malikiyeti karşısında haddimizi biliriz. Aczimizi ve fakrımızı itiraf ederiz. Ekonomide ‘’Mülk Allah’ındır’’ ilkesi ile hareket ederiz. Böyle olduğu içindir ki yüzümüz mala mülke değil, Malik el-Mülk’e yöneliktir.

Servete sahip olsak da servete ait olmadığımızı biliriz…

Çünkü serveti imanımıza şahit kılma mecburiyetimiz var… Sadakalarımızla sürekli ‘Mülkün Sahibi’ne sadakatımızı sunmamız gerekiyor… Yoksa servet sınavını nasıl verebiliriz?

Kuşkusuz servet emanettir.

Kendimizden bilirsek Karun kompleksi ile şımarır ve şaşırırız…

İşte o zaman vermemiz gerekeni veremeyiz…

Allah için vermenin adına infak diyoruz… Bunun farz olanına zekât denir.

Allah için verebiliyorsak bu Allah’a olan güvenin göstergesidir. Bir anlamda infak imanın ispatıdır diyebiliriz…

Vermek mü’minin aziz ve asli vasfı… Vermek el işi değil; gönül, güven ve iman işi…

Verdiklerimiz bizimdir, vermediklerimiz ise mirasçılarımızındır…

Verince kime veriyoruz? Bire yedi yüz verene veriyoruz, farkında mıyız? Kulaklarımız duyuyor, kalbimiz yatışıyor mu?

Aslında veren de Allah verdiren de…

Bize veren ve bize verebilmeyi nasip edene şükür borçluyuz…

Kuşkusuz verenin vaadi haktır… Nasıl vermemezlik edebiliriz ki?

Allah yolundan malını esirgeyen, malın esiri olmaz mı?

Marifet, servetin kölesi değil, efendisi olabilmektir…

Allah malı yığanı sevmiyor… Serveti kendinden bilenleri beğenmiyor…

Kazanmak arzusu ve kaybetmek korkusu insanı acımasız yapıyor.

İnfak kendini aşmaktır, açmaktır… Kendisi için değil, başkası için yaşama erdemini kuşanmaktır…

İnfak Allah adına olacaksa anlamlıdır, gerisi aldanış ve aldatıştır…

Allah için vermek aslında vermek değil, almaktır…

Servetimizi cennetimize vesile kılabiliriz… Yeter ki çoğaltma telaşından kurtulup, bağışlama ve paylaşma yarışına dönelim…

Yeter ki ticarete kâr ve zararın yanında uhrevi bir boyut yükleyip sevap ve ecir gözü ile değerlendirebilelim…

Öte dünyası olmayanın öteki diye bir derdi de olmuyor…

Hesap günü iç dünyamızda baskın değilse, hayatın ve servetin hesabını sağlam tutamayız…

Öte dünyayı önemseyen, zekâtı öteleyebilir mi?

Gaybe imanı güçlü olanın gönlü zengin olur…

Zekât yarını hesaba katmaktır… Şimdici, bugüncü olmayı aşmaktır…

Hesap günü hasat günümüz… Kimileri için ise hasret ve hüsran…

Bugün ahiret tarlasındayız… Yarınlar için ne ektiğimize bakacağız…

Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunmaya çalışacağız…

Dünya metaından, naim cennetine yol arayacağız…

Rasyonel hesaplamaların ötesinde müteal yatırımlara yoğunlaşacağız…

Önceliğimiz gelir artışı değil, hayırda yarış…

İyiliğin erdemi bizi beklerken, cimriliğin elemine nasıl razı oluruz..?

Artık kâr ve zarar kayıtlarımızı bir de infak perspektifinde yeniden güncellemek durumundayız… Bakalım bilançomuz ne gösteriyor?

Ukba ölçeğinde kazanan kim, kaybeden kim?

Rızayı Bari’yi ranta, reytinge, rekabete, rövanşa, reklama, riyaya önceleyebilirsek sorun yok…

Allah’ın rızasını kazananın kaybından söz edilebilir mi?

Allah (c.c) garanti veriyor bizlere…

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir bağış ve daha fazlasını vaad eder.” (Bakara 268)

Allah’a güvenmeyenin iyilik yapmaya eli varmaz…

Allah için vereceklerimiz zaten Allah’ın bize ikram ettiklerinden başkası değil…

Önce veren, sonra da vermez mi?

Gerçi verebilmek zor iş… Aşılması zor yokuş (Akabe)…

Aşkınlığı kuşananlar bu yokuşu da aşabilir…

Allah yolunda harcamazsak harcanırız…

Modernizmin saçtığı çıkarcı, fırsatçı, bireyci, hazcı hastalıklara karşı ancak zekâtla direnebiliriz…

Faizci sistemle gelen sömürü, kin, kıskançlık, nefret, öfke, rekabet, zulüm, haksızlık, bencillik virüslerinin neden olduğu toplumsal kriz ve kaosların reçetesi zekât nizamıdır…

Faizi yasaklayan İslam, zekâtla hedeflediği sosyal adaleti sağlıyor…

Her mü’min tevhidi bir bilinçle faizli sisteme “La-Hayır” der, zekât nizamında karar kılar…

İman bize serveti faizle değil, zekâtla çoğaltmayı öğretiyor.

Maldan kiri gideren zekât…

Zekât Malik el-Mülk’e aidiyetin ifadesidir…

Zekât hatırlamaktır, hak sahiplerini ve en önemlisi de Cenab-ı Hakk’ı…

Zekât arınmadır… Zekât tezkiyedir… Zekât ruhu terbiyedir… Merhamet medeniyetinin inşaa sürecidir.