Home / Makaleler / Yitik Yetimler

Yitik Yetimler

ramazan-kayan88

“O, seni bir yetim iken barındırmadı mı?” (Duha-6)

11.08.2012 Cumartesi günü bir grup dostla birlikte Sudan’ın başkenti Hartum’da Yardımeli Derneğinin yaptırdığı “İstanbul Yetim Külliyesi”nin açılış merasimindeyiz… 450 yetim kapasiteli bu muhteşem eser, ek üniteleri ile birlikte yetimlere sunulmuş en güzel armağan ve ahirete yönelik en değerli bir yatırım olarak önümüzde duruyor… Özellikle Darfur sorunu ile birlikte sayıları hızla artan Sudanlı yetimler için güvenli bir adres…

Yetimlere misafir olduğumuz bir Ramazan gününde birlikte iftar ediyoruz. Bu anlamlı iftarda düşünce dünyam da dalıp gidiyorum, Peygamber Efendimiz (sav)in şu tavsiyesi ile kendime geliyorum; huzuruna gelerek, kalbinin katılığından yakınan bir adama, şunu tembihlemiştir:

“Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yoksulu doyur ve yetimin başını okşa.”(Ahmed b. Hanbel- Müsned)

Yeryüzünün en şerefli yetimi (sav)in diğer bir müjdesi ise;

“Kendisine veya başkasına ait yetime bakan kişi ile ben, şu iki parmağım gibi cennete yan yana olacağız” (Buhari)

Aslında yetimler yetiminin öğretisinde her şey net… Yetimlerden uzak bir yaşam söz konusu olamaz… Hayatın bereketi, hayrı ve huzuru onlarla birlikte mümkün… Nasıl ki âlemlere rahmetin adresi Mekke’nin yetimi ise… Bugün de rahmetin beşeriyete tecellisinin yetimler üzerinden gerçekleştiğini söyleyebiliriz…

Biliyoruz ki; modern dünya kalpsiz bir dünya… Ateş topu ve kan gölüne dönüşen bu dünyanın insanı sahipsiz ve savunmasız… Yalnız ve yorgun…  Gönülsüz ve güvensiz… Doyumsuz ve dermansız… Şımarık ve şaşkın… Bencil ve bağnaz… Ruhsuz ve rotasız…

Böylesi bir çağda kalp yetmezliğimizi nasıl telafi ve tedavi edebiliriz?

Kasvetli kalplerin yetim kalplerle mutlaka teması gerekir… Yetime dokunmayan yürekler gafleti nasıl yenebilir? Çölleşen ruhların şifası boynu bükük yetimlerin başını okşamakta saklı…

İşte önemli olan gürültü ve görüntü çağında yetimlerin çığlığını duymak, onların çağrısına icabet etmektir… Yani yitik yetimlere yetişebilmektir…

Aslında yetimler bizim için bir fırsattır… Akıbetimiz ve ahretimiz içinde hayati bir imkandır… O halde onlara mutlaka yol bulabilmeliyiz… Özelimizde önceliğimizin yetimler olması gerekmiyor mu?

Acaba ajandamızda kaç yetimin adı ve adresi kayıtlı?

Kaç yetimin derdine ortak olduk? Kaç dulun duasını aldık?

Yoksa onları çete, mafya ve misyonerlerin pazarı olmaya terk mi edeceğiz?

Onları sadece fitre ve sadakalarımızı ulaştıracağımız bir adres olarak mı düşüneceğiz? Yoksa ciddi bir insanlık sınavı, sorumluluk alanı olarak mı göreceğiz?

Müminler arası velayet bu çağda neye tekabül eder, sormak lazım…

Doğrusu bizim sorumluluğumuz yetimlere yetimhane yetiştirmekle de sınırlı değildir… Önemli olan dünyada neden bu kadar bir yetim yekunu bulunuyor, bunun sebeplerine inmek, arkaplanını görebilmektir…

Evet, yeryüzünde müstekbir, müstevli ve müstekbirlerin işgal, istila ve talanı devam ettikçe yetimlerdeki artışın önü alınamaz… Bunca eytamın müsebbibi emperyal güçlerdir…

Sadece Irak’ta işgalden geriye kalan 5 milyon yetim, 2 milyon dul bulunmaktadır…

Kaldı ki, dünyadaki yetim yekununun kahır ekseriyeti İslam coğrafyasına aittir…

Ağlayan analar bizim coğrafyanın anaları… Kirli savaşlar, gizli hesaplar hep bize yönelik…

Biz yetimler için su kuyuları açarken, işgalciler ise kuyumuzu kazmaya devam ediyorlar… Ateş dolu hendeklerde kardeşlerimizi yok ediyorlar…

Diyar-ı İslam’da kilometrekareye düşen yetim sayısının envanterini çıkarmak istersek, nasıl bir tablo ile karşılaşacağımızı tahmin edebiliriz…

Ümmetin yetimlerine her gün yeni bir coğrafya ekleniyor… Arakanlılar, Filistinliler, Kürtler, Doğu Türkistanlılar, Patanililer…

Sadece şu kare kendi gerçeğimizi görmeye yeterlidir…

Arakan’dan Budistlerin zulmünden kurtulmak için hicret eden Reyhana isimli anne, kucağındaki on aylık bebeği ile saklandıkları barakada haftalardır, yerden topladıkları ot, ağaç yaprak ve kabuklarını yiyerek hayata tutunmaya çalışıyor…

Suriye’de hayatını kaybeden 20 bin kişiden geriye kalan yetim nüfusun rakamları henüz netleşmiş değil…

Ezcümle demem o ki, yetimlerin iaşesi için uğraşmak elbette hayırlı bir işdir, ancak ondan önce nesilleri yetimleştiren egemen şer güçlerin hesaplarını boşa çıkarmakta bizim için asli bir görevdir…

Yetimi az bir dünyanın mücadelesini vermeliyiz…

Bunun için de insanlığın “kalbi”, “vicdanı”, “umudu” ve “ufku” biz olmalıyız…

Şefkat ve merhameti sadece kendi nesebimize ait çocuklara tahsis etmeden yeryüzünün tamamına taşımak ve yaymak zorundayız…

Ne bileyim, belki de cennetimizin vizesi bir yetimin elinde olabilir?

Şimdi, yitik yetimlere yetişme vakti… Hazır mıyız?