Home / Makaleler / Yine Kudüs

Yine Kudüs

ramazan-kayan88

Yine Kudüs… Yine Mescid-i Aksa… Yine siyonist tecavüz ve zulüm… Ve yine onurlu bir direniş ve yeniden diriliş…

Kudüs’te yeni bir kıyamın kıvılcımları çakıyor… Vahşet, cinayet ve ihanette sınır tanımayan siyonist güçler zulümde zirveyi zorluyor… Son günlerde Siyonistler yine Mescid-i Aksa’ya zorla girmek istediler. Kendilerince kutsal addettikleri Yom Kippur gününde el-Aksa’yı işgal edip ayin yapmaya kalkıştılar… Uzun vadede Mescid-i Aksa’nın yerinde bir Siyon mabedi inşa etme hesapları yapıyorlar. Yeraltından ve yerüstünden kuşatmaya devam ediyorlar… Müslümanlara ait Doğu Kudüs’ün oranı ve alanı yüzde 12’ye düşmüş durumda.

İşte bu zor şartlar altında Mescid-i Aksa’da etten bir duvar ören yedi yüz Müslüman direndikçe direniyor, saldırıları püskürtüyorlar… Onların silahları yok… Ama kurşunla kaynatılmış bir duvar gibi dik bir duruşları var… Bu duvar evrensel kardeşlik duvarı… Küresel direniş duvarı… Onur ve özgürlük duvarı… Bu duvarın harcında şehitlerin kanı, direnişçilerin teri, mazlumların ve muttakilerin gözyaşı, âlimlerin mürekkebi var… Yani harcı sağlam, mayası temiz bir duvar…

Onların uluslararası kamuoyundan, Arap rejimlerinden bir beklentileri yok… Onur abidesi bedenleri, iman hazinesi göğüslerini saldırılara siper ediyorlar… Ellerindeki taş ve ayakkabılardan başka savunma aletleri de yok… Onlar kefenleri bellerinde ölümü selamlıyorlar… Bu selam, çığlık bir mesajdır… Ölü toprağı serpilmiş ümmetin dirilişi için bir çağrıdır…

Bu kutlu direnişçiler Mescid-i Aksa’da itikâfta olduklarını söylüyorlar… İtikâfları bizimkinden farklı, İntifada yüklü…

Onlar direndikçe siyonist İsrail daha da saldırganlaşıyor… İsrail de bir duvar ördü, Kudüs’ü “Müslümansızlaştırmak” için… Duvardan önce, Kudüs’te 330 bin olan Müslüman nüfus şu an 240 bine düşmüş durumda… Son bir yıl içerisinde değişik gerekçelerle duvarın dışına atılan, tüm haklarından mahrum bırakılan Müslüman sayısı 13 bin kişi…

Yine son bir yıl içinde Müslümanlara ait yıkılan ev sayısı 1700… 17 bin ev ise yıkım tehdidi altında… Babü’r-Rahme Mezarlığı’nın kaldırılması kesinleşirken Memelillah Kabristanı’nda medfun 60 bin mezardan geriye kalan şu an sadece 12 bin… Kabirdeki Müslümanlara bile rahat vermeyen İsrail, o alanı Hoşgörü (!) Müzesi olarak kullanmak istiyor…

Zulüm bununla da bitmiyor… Utanç duvarının dışına atılanlardan dolayı 20 bin aile parçalanmış halde… Aile fertlerinin bir kısmı duvarın bir tarafında diğerleri öteki tarafında… 20 bin ailenin her biri ortalama beş kişiden hesap edildiğinde, karşınıza 100 bin kişilik bir nüfus çıkacaktır… İsrail zindanlarındaki 11 bin esiri ekleyin ve dünyanın en büyük açık cezaevine dönüşen bu ülkeyi düşünün… Filistin gerçeğini belki o zaman daha iyi anlayabiliriz…

Ve İsrail istihbaratının daha korkunç ve iğrenç bir uygulamasını hatırlatalım… Önce Rus gazeteci ve araştırmacı Dimitri Somorkov’un verdiği şu bilgiye dikkat edelim: Siyonist istihbarat yılda 100 ton morfin, 5 ton eroin, 3 ton kokain, tonlarca uyuşturucu hap ithal ediyor ve bu uyuşturucuyu Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerde Filistinli çocukları ve gençleri zehirlemek için kullanıyor… Esefle ifade edelim ki, şu an 10 binin üzerinde Filistinli genç uyuşturucu tuzağına düşmüş ve bağımlı hale gelmiş bulunuyor. Uyuşturucu temin edebilmek için İsrail istihbaratına boyun eğmek zorunda kalıyorlar.

Evet, İsrail’de zulüm yeni bir yüz ve yeni bir yöntemle karşımıza çıkıyor… Siyonistler imaj değiştiriyor… Kol kıran, bebekleri katleden İsrail, kaba yöntemlerden sonra şimdi de kahpe yollara başvuruyor…

Peki, Kudüs’te tüm bunlar olurken biz ne yapıyoruz?

Filistinlilere göndereceğimiz sadakalarla sorumluluğu üstümüzden savacağımızı mı sanıyoruz?

Bugün Allah (c.c.), Mescid-i Aksa üzerinden ümmet-i Muhammed’i sadaka sınavından geçiriyor, farkında mıyız?

Neyi bekliyoruz?

Filistin’de bundan sonra olacakların gıyabi cenaze namazı için hazırlık mı yapıyoruz? Bize düşen görev sadece bu mudur?

Gaybî yardımların tecelli etmesi için duaya yoğunlaşamaz mıyız? Duyarlılık ve desteğimizi toplumsallaştıramaz mıyız?

Yoksa Abdulmuttalip gibi mi düşünüyoruz?

Hani Ebrehe Kâbe’yi yıkmak için harekete geçerken o develerinin derdinde idi…

“Ben develerin sahibiyim. Beyt’in de sahibi vardır, onu senden koruyacaktır.” diyordu… Mescid-i Aksa’ya bu mantıkla bakabilir, bu tavrı onaylayabilir miyiz?

Bizden beklenen ebabilleşmek ya da ebabillerini göndermesi için duada derinleşmek değil midir?

Ebrehelere ve eblehlere bir tepkimiz “el-Aksa şurası” kaçınılmazdır…

Bir sonraki “el-Aksa seferi” bilincini kuşanmaktır…

Dünyada en büyük özlemimiz ise özgür Kudüs’te “el-Aksa secdesi”dir…

Milat Gazetesi