Home / Makaleler / Vahdetin Neresindeyiz?

Vahdetin Neresindeyiz?

ramazan-kayan88

22.03.2015 tarihinde Güngören Platformunun misafiri idik… On beşin üzerinde İslami çevrenin olduğu bu oluşumun “Ya birlikte var olacağız ya da tek tek yok olacağız” başlığı altında gerçekleştirdiği panele katıldık… Güngören yerelinde güzel bir örneklik sunan bu buluşma, umarım genel içinde bir ışık ve ufuk olur…

Panelde ki sunumumu sizlerle paylaşmak istiyorum…

Değerli hazirun!

Tevhid, Allah’ı birlemektir.

Vahdet, Allah’ı birleyenlerin birlikte yürümesidir. Veya tevhit, birlemek, vahdet ise birleşmektir…

En Büyük itikadi sapkınlık şirktir.

En büyük toplumsal sapkınlık ise tefrikadır. Şirk nasıl ki tevhidi bozuyorsa; tefrika da sosyal bir şirktir… Özetle akidede parçalılık nasıl ki şirke götürüyorsa; ümmette parçalılıkta tefrikaya sürüklüyor.

Durum bu olunca, tevhit temelli bir vahdeti inşa etmek bizler için bir faraziye, fantezi değil farziyet arz ediyor…

Kendilerini İslam’a nispet eden tüm Müslümanların akidevi bir sorumluluğu oluveriyor, vahdet… Haliyle Allah’ın birliğine iman eden herkesin ümmetin birlikteliği için de gayret etmesi gerekiyor…

Yalnız şunu da atlamamak gerekir; vahdet birlikte hareket etme bilincidir yoksa aynılaşmak değildir… Tüm kusur, günah, hata ve farklılıklarına rağmen birbirimizi kabullenebilmektir…

Parçacı, fırkacı, ferdiyetçi, hizipçi, mezhepçi, vatancı, devletçi, cemaatçi, kavmiyetçi, ulusçu, milliyetçi, ırkçı, toprakçı, grupçu asabiyetlere yenik düşmemek, ümmetin farklı renklerine, seslerine yabancılaşmamak, uzaklaşmamak ve yalnızlaşmamak…

Geçmişten tevarüs eden tefrikalar, taassuplar, tenakuzlar, taklitler bizleri takatsiz bıraktı. Tahammül, teenni kalmadı…

Biliyoruz ki; asabiyetin her türlüsü merduttur…

Asabiyet insanları ahmaklaştırır, alçaklaştırır ve azgınlaştırır…

Asabiyetlerin acımasızlıkları değil midir bugün bizleri acizleştiren?

Parçacı ve parçalayıcı algılarla bugün ümmet perişan ve pişman…

Kin ve kıskançlık marazları ile kardeşlik duvarı delik deşik…

Maruz kaldığımız nice vahşet vehametlerin en temel nedeni vahdetsizlik değil mi?

Kardeşlik nimetinin kadrini bilemediğimiz için, ateş çukurlarının kenarın da yaşamaktan kurtulamıyoruz…

“Biz” artık Allah’ın tarif ettiği “biz” değiliz… Allah’ın tarifine taltif ettiği “biz” olsaydık, kim “biz” i durdurabilirdi?

Benliklerinin, bencilliklerinin, bağnazlıklarının, bedeviliklerinin, barbarlıklarının kurbanı olan bizler, geleceğe birlikte nasıl yürüyeceğiz?

“Kurşunla kaynatılmış duvar gibi saf tutması gereken Müslümanlar bu gün birbirine kurşun sıkar duruma gelmişlerse iflah olabilir miyiz?

Rüzgârımız, izzetimiz, heybetimiz kalır mı?

Kardeş kalırsak, rüzgârımıza rüzgâr katarız, yol alırız…

Birbirimize düştükçe, düşeriz… Alçalırız, aşağılanırız…

Düşmanlarımız bizi, birbirimize düşürebiliyorsa, sebep birbirimize düşkün olmadığımız içindir…

Keskin dillerimizle birbirimizi biçersek, hep birlikte biteriz…

Duygusal olarak ümmet özlemini dillendirmek bizi bir yere taşımıyor… Küresel trajedinin pasif izleyicileri olmaktan kurtulamıyoruz…

Cemaatimiz, mezhebimiz, partimiz, grubumuz olabilir ama biz cemaatçi, mezhepçi, partici, grupçu değiliz…

Müslümanlar kardeştir ama biz farklıyız, diyemeyiz…

“Yeter ki bizden olsun, istersen çamurdan olsun” diyemeyiz, tam tersine “yeter ki adam olsun, kim olursa olsun” demeliyiz…

Biz öncelikle ve özellikle Ehli İslam’ız, Ehli kıbleyiz… Daha sonra Ehli sünnetiz veya kim kendini neyin ehli görüyorsa…

Ehli Sünnetçilik yapacak değiliz… Veya Ehli Beytçilik…

Sünni’yiz diye Sünnilerin cinayetlerini savunamayız… Şii’de Şiilerin cinayetlerini savunamaz…

İslam dünyasında Sünni-Şii, Selefi-Sufi makası hızla aşılıyor…

Ehli İslam kan kaybederken, Ehli Salibe gün doğuyor… Baharımız kışa dönüyor… Rüyalarımız kabus oluyor…

Yaralarımızı kaşıyorlar, bizi en zayıf tarafımızdan vuruyorlar…

Şimdi Feraset zamanı…

Şeytanlara fırsat vermeyelim…

Fitnelere açık kapı bırakmayalım…

Fesadın önünü açmayalım…

Ya yeniden kardeşleriz ya da hep birlikte kahroluruz… Kurtlar sofrasına meze oluruz.

Milat Gazetesi