Home / Makaleler / Umre Bilinci

Umre Bilinci

ramazan-kayan88

Mavi Marmara gemisi ile niyetlendiğimiz “Gazze umremiz” kazaya kaldı.

Şimdi Mekke umresi için yoldayız… Gemiyle çıktığımız sefer İsrail zindanlarında sonlandı… Bu defa uçakla çıktığımız yolculukta beş-altı saat sonra anlamın başkenti Mekke-i Mükerreme’deyiz…

Evet, özgürlüğün, güvenliğin, direnişin, hidayetin, bereketin başkentindeyiz…

Şehirlerin analığına soyunmuş şehir… Analığını Hacer anaya borçlu olan Ümmül Kura…

Biz kendimizi ana kucağına attık diye teselli bulurken, bir hüzün, bir gurbet burada da bizi bekliyordu… Mekke’de Mekke’yi aradık… Medine’de Medine’yi…

Modern kültürün musibetlerine karşı kendimizi Mükerrem olana, Münevver olana bağlama arayışımız acaba nasıl sonuç verecekti?

Yıldız yarışındaki yüksek otellerin işgali altındaki Mekke ve Medine’de yeryüzü yıldızlarının izini sürebilecek miydik? Onlarla buluşma bahtiyarlığına erebilecek miydik?

Mekke, insanın yüceleceği mekân değil miydi?

Ama görüyorum ki, hep binalar yükseliyor… Büyük binalar, büyüklenen insanlar… Hazreti insana yine hasretiz…

Otellerin görkemine, görselliğine herkes hayran… Kâbe tüm sadeliği ile direniyor… Başkalaşmaya, yozlaşmaya, dünyevileşmeye dur dercesine…

Şimdi sıra bizdeydi… Kâbe’nin sadeliğinde kendi şatafatımızı sorgulayabilecek miydik?

Mekke’de bizi karşılayan bu paradoksu nasıl aşacaktık?

Huşunun kol gezmesi gereken bu beldede hazlar konuşuyordu…

Ukaz, Mecenne panayırlarını çağrıştıran bir ticari sirkülasyon uzak doğu mallarını beğenimize sunuyordu…

Yozlaşma haremin sınırlarını aşmış, Kâbe’nin avlusuna dayanmış durumda…

Her şeyi nakde çevirmeyi marifet bilen insanlar acaba Allah ile akitlerini yenileyebilecekler miydi?

Tüketim kültürü bu şehrin maneviyatını tüketiyordu… Kıyam evinin civarındaki kıyım dur-durak bilmiyor…

Her şeye rağmen, baş döndürücü bir hayatın kıskacından kurtulup kendimizi bu mana iklimine atmıştık… Kısır döngüleri delerek gelmiştik…

Vakti mikata programladık…

Metafla hedefi büyüttük…

Militarist kuşatmaya, laik diktaya, ayrımcılığa, ahlak dışılığa karşı aşkı, aşkınlığı, adanmışlığı, arınmışlığı, aksiyonu, azmi kuşanmak için bu yolu seçmiştik… Seçilmişlerden olmak için zaten başka seçeneğimiz yoktu…

Flulaşan kimlikleri, silikleşen kişilikleri, bulanıklaşan zihinleri vahyin pınarından beslemek, Allah’ın boyası ile boyamak dışında ne yapabiliriz ki?

Dünya yükünden boşalan bedenler, kalbin açlığını, ruhun çıplaklığını gidermek için buradalar…

Aslında umre, sadece bir günah çıkarma girişimi değildir…

Kendini Allah’a arzetme arzusu… Adanma şuuru… İlahi şiarlara sarılma sevdasıdır…

Umre, insanı imar eder… Ruhun ihyası, kimliğin inşası bu seferle şekillenir… Ömre ömür katmak, hayata ayar vermek, kaliteye miyar sunmak için umreye ihtiyacımız var.

Umre hem öze, hem de O’na dönüştür…

O’na döndük ve O’nun Beyti’nin etrafında dönüyoruz… Binlerce yıldır dönen devranın içindeyiz… Bu devri daimin bir parçasıyız… Aynı yörüngede… Aynı yöne…

Yürekler yumuşuyor… Ruhlar bileniyor… Bilinç oluşuyor…

Tüm engellere rağmen Huzur’dayız…

Tüm olumsuzluklara rağmen huzurluyuz…

Tavaftayız… Yani saftayız… Yani tavafımızla taraf olduğumuzu ilan ediyoruz…

Kendimizi tanımak için, tamamlamak için, tanımlamak için dönüyoruz…

Kâbe eksenli bu dönüş, aslında “Allah merkezli” bir hayatta karar kılmaktır…

İlahi öğreti, bize nereye ve kime döneceğimizi öğretti…

Peki, dönmememiz gereken yönleri ve yerleri de biliyor muyuz?

Nereden sonrası dönekliktir, farkında mıyız?

Her devrin adamlarına bunu izah etmek çok zor…

Tavaf, ric’atı ve riddeti olmayan bir rücudur…

Allah`tan ricamız bu tavafla kalbimizi Kâbe’sine sabitlesin…

Şimdi biz burada mülteciyiz… Muhaciriz… Misafiriz…

Duyufu’r-Rahman olmanın erdemine erdik… Duyufu’r-Rasul olmanın onurunu tattık… Ancak biliyoruz ki, bunu sürdürebilmenin yolu “dünyada bir yolcu gibi ol” bilinci ile mümkün…

Mekke’de başlayıp Mekke’de biten umreler eksiktir…

Önemli olan ömrü umreleştirmektir…

Bizi “şimdi ve burada”ya takılı kalmaktan kurtaracak, öteler ötesine taşıyacak umrelere ihtiyacımız var…

Umarım ki, her umre yeni bir başlangıç olur…

Özgün Duruş