Home / Makaleler / Terbiye İflası

Terbiye İflası

İslami öğretinin temel amacı; eşrefi mahluk olma potansiyeline sahip insanoğlunu yeryüzü halifeliğine hazırlamaktır.

İslam salt bir bilgi nazariyesi değil, tepeden tırnağa bir terbiye sistemidir.

Mürebbisi Allah olan bir dinin müntesipleriyiz. Bu terbiye nizamının mimarı ne güzel buyuruyor;

“Beni Rabbim terbiye etti. Ne güzel terbiye etti.”

Efendimizin örnekliğinin içerdiği terbiye derinliğine ümmet olarak bu gün ne kadar muhtacız, değil mi?

Terbiyeyi teğet geçen, tezkiyeyi ıskalayan çağın insanı gün geçtikçe çukurlaşıyor, çamurlaşıyor, çirkinleşiyor, çılgınlaşıyor…

Liberalizmin limanlarına sığınan birey terbiye örtüsünden soyundu, özgürleşeceğini sandı… Sonuç, hedonizmin, egoizmin, pragmatizmin pençesinde hiçleşmeye yüz tuttu…

Müstağni, mağrur, mütekebbir, müstekbir kimlikler kire doymuyor…

Nefsin köpürtülmesi, arzuların azgınlaştırılması, hevanın egemenliği insanın şımarıklığını ve şaşkınlığını sürekli besliyor…

Rabbani terbiye disiplinine tabi olmayan toplum tuğyan ve isyandan kurtulamıyor.

İnsan bugün sorunlar yumağı haline gelmişse, sorunun temelde terbiye yoksunluğu olduğunu görmemezlikten gelemeyiz…

Başarı grafiği yükselen, insanlık trendi düşen bir gençlikle karşı karşıyayız…

Kültürlü, kariyeri yüksek, entelektüel donanımı olan ama terbiye fukarası elitlerin erdemsizlikleri kaygı veriyor.

Terbiye süreçlerini tamamlamamış yığınlardan haya, edep, ahlak, insaf, vicdan, merhamet bekleme hakkımız olabilir mi?

Terbiye görmemiş siyaset, kültür, sanat, spor, medya, pazar, edebiyat insanlığa ne katabilir?

Terbiye almamış, görüş, yorum, söylem, eylem, yöntem, duygu, düşünce, davranış, duruş hangi durumların habercisidir?

Terbiyeden geçmemiş göz, kulak, el, ayak, idrak, yürek,  bilek başımızın belasıdır… Bu durumda hangi kalp temizliğinden bahsedebilirsiniz?

Tepkilerimiz, taleplerimiz, tavırlarımız hepsi terbiyeye muhtaç… Öyle ki devlet, millet, ümmet, cemaat, aile, kurum, kuruluş olarak ciddi bir terbiye disiplinine muhtacız…

Öfke, şehvet, arzu, istek, nefret, buğz, sevgi, ilgi, korku tüm insani tutumlarımızı tevhidi bir terbiyeye tabi tutmaktan başka da çıkış yolumuz yok…

Hamlıkları, çiğlikleri, sığlıkları, aşırılıkları, acemilikleri, katılıkları, kabalıkları başka nasıl atabiliriz? Nezaket, nezahat, nezafet, letafet iklimine yürümenin imkanı İslami terbiyedir…

Terbiye edilmemiş hayatların hayrı ve huzuru kalmıyor…

Tevhid ve takva temelli bir terbiye sistemi ile insanlığa ufuk ve umud olabiliriz…

Bizi terbiye etmemiş bir İslam’ı ne temsil ne de tebliğ edebiliriz.

Ülfet, ünsiyet, muhabbet, uhuvvet, vahdet açmazımızın bir nedeni de terbiye zafiyetlerimiz değil mi?

Evet, esgelden eşrefe, süfliden ulviye yürüyüş elbette ciddi bir terbiye işidir…

Tabii ki, terbiye süreci uzun bir yolculuktur. Ağır ve acılı bir süreçtir…

Ama bilelim ki, Kur’an’ın her bir ayetinin insanı onaran ve terbiye eden bir tarafı vardır…

Sünnet-i Seniyye mahza bir terbiye mektebidir.

Elbette Allah arınanları sever…

İnsanın kumaşındaki kabiliyetleri işlemek için yüce Yaradan’ın terbiye kanunlarına teslim olmak durumundayız…

Terbiye Rabbimizin işidir.

Köklü ve kalıcı bir terbiye için;

Bilginin İslamileştirilmesi…

Kültürün insanileştirilmesi…

Ve topyekün hayatın rabbanileştirilmesi kaçınılmazdır…