Home / Makaleler / Tatile Giderken…

Tatile Giderken…

ramazan-kayan88

Modern bir olgu olan tatil anlayışını irdelediğimizde karşımıza şu gerçek çıkacaktır: Batı’daki sanayi devriminden sonra başlayan tatil anlayışı, hayatı bütünü ile maddi hırsların tatminine tahsis eden, çılgınca bir tüketim arzusunu kışkırtan, vahşi kapitalizmin yorduğu ve yıprattığı insanı süreli dinlenme nöbetine tabi tutmasıdır…

İnsanı makineleştiren beşeri ideolojiler, tatil uygulamaları ile yılda bir kez bireyi bakıma gönderiyor… Robotların ömrünü uzatmak, verimi arttırmak için buna özellikle ihtiyaç duyuyor. Doğal olarak daha fazla üretim için daha fazla tüketimde gerekiyor. Yani bir taşla iki kuş hedefleniyor…

Tatil, Batı’lı yaşam tarzının bir tezahürüdür… Aynı zamanda İslami yaşam biçimine yönelik dönüştürme projesinin bir parçasıdır… İhdas edilen tatil ideolojisi bizimde hayatımıza ellerini uzatmaya başladı… Öyle ki; yıl boyu çalış, bir ay tatil felsefesi artık birçok insanın vazgeçilmezi…

Ne yazık ki, toplumumuzda tatiller adeta sözlük anlamına uygun olsun derecesine, atıl ve atalet içerisinde geçirilmekte, böylelikle ömrün en verimli zamanları heder edilmektedir. Bir anlamda kişi kendini iptal etme yoluna girmektedir… Diğer bir boyutu ile “toplumsal tembellik,, şeklinde tezahür eden bir temerküz kampına dönüşmektedir…

Öyle ki, tatil, tatil yapmak çerçevesinde kalmıyor, tatilizme dönüşüyor… “On bir ay çalış, bir ay tüket.,,

Tüketim rekabeti süreç içinde değerlerin tüketimine de neden olmaktadır. Tatiller de doğallıktan çıkıp “kendini dağıtma,, ya dönüşüyor… Dur durak bilmeyen tüketim ve israf, bastırılmış duyguların zincirden boşanmışçasına dışavurumu, başını aldı gidiyor…

Tatiller bizim mahallede de etkili olmaya, hızla kabul görmeye başladı… Yaz aylarının girmesi ile birlikte, İslami gayret ve hizmetlerin yaygın olarak nasıl askıya alındığını müşahede etmekteyiz…

Sohbetler, ders halkaları, programlar, etkinlikler ciddi anlamda ya aksıyor yada hepten tatil ediliyor…

Gazete, kitap okuma oranındaki düşüş gerçekten kaygı verici boyutlarda seyrediyor…

Sorumluluklarından sıyrılanlar, kendilerini sınırlayanlar aslında kulluk yükümlülüklerinin mevsimlik, sezonluk olmadığını çok iyi bilen insanlar… Peki neden böyle oluyor?

Seküler yaşamın, popüler kültürün baskısı altındayız… İslam’ı hepten hayatımızdan silemeyenler; “daha az İslam, daha az kulluk,, zeminine çekmeye çalışıyorlar…

Yıl boyu hayatımızı bloke eden sistem, Ramazan ayında yoğunlaştırılmış bir kullukla yetinmemizi istemektedir. Hakeza tatil aylarında da yoğunlaştırılmış bir günah ortamına teşvik ve telkin devam ediyor…

Tatiller insanların günah ortamlarına cesaretlendirildiği zamanlar olarak şekillenmeye başlıyor… Masum ve mübah bir dinlence ve eğlence talebinin ötesinde nice günahların sessizce ve sinsice hayata sirayet ettiğine tanık olmaktayız… Normal zamanlarda sakınılan, ayıplanan birçok günah, tatil günlerinde nedense önemsenmiyor… Tam aksine günaha ciddi bir özlem ve özenti söz konusu…

Tatil tutkusu, taklit arzusu insanımızı yeni tuzakların ve tezgâhların teşnesi olmaya itiyor… Ve daha da ürkütücü olan tüm bunların sistematik ve sürekli olmasıdır. Arzular sınır tanımıyor…

İnsanlarımız sınırları zorluyor… Rablerinin istediği gibi yaşamak durumunda olanlar, canlarının istediği gibi yaşamayı özgürlük olarak algılayabiliyorlar…

Epikür (zevkçi) felsefe, hedonist (hazcı) mantık tüm ahlak kurallarını sıfırlıyor… Aylaklık, aymazlık, arsızlık haya damarlarını çatlatıyor… Tatil beldelerinden yansıyan görüntüler, toplumun ruh sağlığındaki çürümeyi gözler önüne seriyor… Bu tablo; tatil mi, teşhir mi? Ehli insaf bir şey söylesin artık!

“Gözünde kalmasın!,, mantığı masum bir talebi yansıtmıyor. Gözler geçici dünya zevklerinden ve renklerinden başka bir şeyi görmez oluyor… Gözler kayıyor, zihinler çeliniyor, yürekler çürüyor…

“Biraz da ben nasipleneyim!,, arzusu nasıl bir akıbete sürüklüyor, sormak lazım…

Daha da beteri…

İslami sorumluluklarını erteleyen, mücadele alanından çekilen herkes bir şekilde kendini tatile çıkaran ya da iptal edenler… Kişinin kendine haksızlık etmesinden başka bir anlam içeriyor mu?

Şöyle soralım: Seçimler oldu, bitti…

Bakıyorsunuz birçok insanımız bir sonraki seçime kadar kendini beklemeye alıyor… Sorumluluklarını siyasi iktidarlara ihale ediyor… Sahada olması gerekenler seyirci sıralarında sadece yorum yapmakla yetiniyor… Sorumluluk algısı sandıktan sandığa savı olanlar nasıl bir savrulmaya maruz kaldıklarını görmüyorlar…

Benzeri yanılgılar evlilik sonrası, emeklilik sonrası da kendini gösteriyor…

Tatil algısını inancımız ve değerlerimiz çerçevesinde dönüştürmemiz ve içini doldurmamız gerekiyor… Yani tatilin bizcesi… Yaz okulu, gençlik kampları, Kur’an öğrenme ve öğretme seferberlikleri, sıla-i rahim, umre neden olmasın…

Atalet değil, atılım…

Emeklilik değil, daha çok emek…

Milat Gazetesi