Home / Makaleler / Suriye Umresi

Suriye Umresi

ramazan-kayan88

Geçen gün AKDAV vakfında çalışma odamda bulunduğum bir sırada, İstanbul’da üniversite öğrencisi bir kız ziyaretimize geldi. Büşra ismindeki bu öğrenciyi tefsir derslerimizden tanıyordum. Derslerdeki dikkat, gayret ve samimiyeti ile göz dolduruyordu. İki yıl önce bizim vakıftaki dostlarla birlikte gerçekleştirdiğimiz yıllık umre proğramımızı duymuş; “hocam sizinle beraber umreye gelmek istiyorum ama imkanlarım elvermiyor, ne yapabilirim? “ bende;

“Şartlarını biraz zorla, temin edebildiğin kadarı ile hazırlığını yap, kalanı için merak etme, Allah kerimdir “ demiştim.

İşte umre sevdalısı Buşra ziyaretime gelmişti ancak gelmesi ile ayrılıp çıkması bir oldu. Masama bir zarf bırakıp gitti. Zarfı merakla açtım, baktım içinde bir miktar para bulunuyordu. Fakat bu kız neden acele ile ayrılıdı gitti, anlam verememiştim. Birkaç saat sonra e-mailime bakınca olayın iç yüzünü anladım.

İşte Büşra’nın mesaj, mana ve misyon yüklü kelimeleri;

“Selamun aleyküm.

Umre benim için çok şey demek hocam. Arınma, hasret giderme, teselli, dirilme, dünyanın durması demek benim için… Ama Suriye daha çok şey demek… Çok düşündüm hocam… Bir tarafın umre’yle Suriye farklı şeyler diyordu… Bir tarafım “hayır” tam olarak ayni şey diyordu, tam olarak aynı şey ben Kabe’ye bu şekilde gidemezdim hocam, ellerini açıp;

“Allah’ım onlara yardım et” diyemezdim; tıpkı

“Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyenler gibi olamazdım…

‘’Kardeşlik bedel ister’’ naraları atarken, Hucurat-10’u hançerlerinden aşağı indirenler nerede, derken bunu yapamazdım…

Ben nefsimi temize çıkarmak için umreye gidemezdim, hocam…

Şimdi kabul olmayı bekleyen bir Suriye umrem var, hocam…

‘’Allah’ım yardımlarını elimizde ulaştır’’ duamın tecellisi olarak, Allah katında hangi amelimizin kabul olacağını bilemeyiz ya bu da öyle bir şey işte…

Allah katında kabul buyursun!

Allah bizleri affetsin hocam, bizleri affetsin! ‘’

Amin!  Amin! Amin!

Evet ümmetin mazlumlarının ıstırabı ile yüreği yaralı Büşra , umre için biriktirdiği parasını Suriyeli kardeşlerinin yarasını sarmak , yetimlerin gözyaşını dindirmek için infak etmişti…

Şimdi soruyorum , ‘’Hocam, hocam’’ diyerek yüreğimin tellerinin titreterek bu satırların sahibi mi hoca , ben mi hocayım ?

Bu saatten ve bu satırlardan sonra kim kimin hocası belli değil mi? Evet,  Büşra aynı zamanda ümmet için bir müjdedir…

Bireysel sevap kazanmanın ötesinde ulvi hedefleri olan Büşra… Evrensel İslam kardeşliğine kanat çırpıyor…  Zulmün egemenliğine karşı direniş mektebine kayıt oluyor… Çağın Kerbelası Bilad-ı Şam’ı görünce Hüseyni duruşta karar kılıyor…

Gerçekten Hz.Hüseyin (ra) hac zamanı Mekke’den ayrılıp Yezid’in zulmüne karşı kıyamı tercih etmemiş miydi ?

Büşra’ya artık ‘’benim hocam’’dır derken , ilhamı Muhammed el-Biltac’tan alıyorum… Hani Rabiatü-l-Adevi’ye de 17sinde şahadetle özdeşleşen Esma’nın babasına atıfta bulunuyorum…

Biricik kızının şehadetinden sonra kızına yazdığı mektupta ona nasıl hitap etmişti?

‘’Sevgili kızım ve öğretmenim! ‘’ demişti…

Esma’nın babası ile Mavi Marmara Gemisinde beraberdik… İsrail saldırısı esnasında metanetine, mutedil duruşuna , basiretine birebir şahit olmuştum…

Şimdi Esma için diyorum ki, gerçekten babasının kızı…

Evet, Esma babasının hem kızı, hem de öğretmeni olmuştu…

Darısı bizim başımıza…

Mavi Marmara’nın en genç şehidi Furkan için Fatih Camii’nde cenaze namazı kıldığımızda da Furkan’ın babası Ahmet Doğan şöyle demişti:

‘’İnşallah Furkan’a layık bir baba olmaya çalışacağım !’’

İşte bu !

Tam da gençlikten ümidimizi kesmeye yüz tuttuğumuz bir zaman diliminde Rabbim yüzümüzü  güldürüyor , umutlarımızı yeniliyor…