Home / Makaleler / Suriye Sınavımız

Suriye Sınavımız

ramazan-kayan88

Her Ramazan ayrı bir sınav…

Geçen yıl Ramazan ayında Somali ile sınandık… Bu yıl Suriye ve arakan sınavımız öne çıkıyor…

Sancılı ve sıcak sınav sardı dünyamızı…

Yeryüzünün hangi coğrafyasında akan bir kan varsa Ümmeti Muhammed’in kanı… Yıkılan haneler, yıkılan yurtlar, dağılan yuvalar, boğazlanan yavrular… Hepsi ama hepsinin kimliği İslam!

Ağlayan analar bizim analarımız… Dinmeyen gözyaşları da bize ait… Bedel ödeyen biz… Çilesi bitmeyen biz… Yüzü gülmeyen biz!

İslam’ın payına yine hicran ve figan düştü… Ekranlardan evlerimize yine gözyaşı ve kan düştü…

Arakan feryat ediyor…

’’Dünya da Müslüman var mı?’’

Suriye soruyor…

‘’Neredesiniz?’’

Mart ayında Reyhanlı’da ki Suriye mülteci kampını ziyaret etmiştik… Zorlu kış şartlarında çadırlarda ki çileli yaşamı birle bir müşahede etmiştik… Girdiğimiz bir çadırda Halep den yeni gelmiş bir doktor kardeşle tanıştık… İhtiyaçlarının neler olduğunu sorduğumuzda aldığımız cevap şuydu:

‘’Suriye’de binlerce kardeşimiz can verdi, şuan geride binlerce yaralı var. Yaralılar kan kaybı riski altında bulunuyorlar. Acilen kan kaybını durduracak ilaç lazım. Öğrenebildiğimiz kadarı ile bu ilaç Türkiye’de bulunuyor, bunu temin edemezsek can kaybımız artacaktır. Tek talebimiz şu an budur.’’

İstanbul’a döndüğümüzde bu konu üzerinde durduk ama yetersiz kaldık… Geçenler de haber sitelerine yansıyan şu haberle ürperdim.

Suriyeli Dr Hasan’ın verdiği bilgiler tüyler ürpertici…

Suriye’de yaralıların kan kaybından ölmesinin önüne geçmek için kanayan yaraya kızgın yağ döküldüğünü ifade eden Dr. Hasan bu yöntemle akan kanın kısmen durduğunu belirtiyor…

Suriye’de ilaç sıkıntısı had safha da yaralılar ilkel metotlarla bodrumlarda tedavi ediliyor…

Yaralı sayısı 50 bini geçmiş durumunda…

Kızgın yağ yönetimi bir asır önce dedelerimizin nenelerimizin kullandığı yöntem… Yarabbi hangi çağda yaşıyoruz?!

Şimdi düşünüyorum; kan kaybına maruz kalan Suriyeli yaralı kardeşlerimizin yaralarına dökülen kızgın yağlar bizim yüreğimizi yakmıyorsa, önce insanlığımızı sonrada Müslümanlığımızı gözden geçirmemiz gerekmiyor mu?

Ashab-ı Uhdud iş başında… Hendekçiler Suriye ve Arakanı kan gölü ve ateş topuna çevirdiler…

Şimdi biz hangi iş üzerineyiz? Kardeşlerimizin yanında mıyız?

Sadece Türkiye’de30  bini aşkın Suriyeli mülteci, kardeşimiz var … Lokmamızı onlarla paylaşma zamanıdır…

Bu konu ihmale gelmez yoksa Suriye’nin ahından kurtulamayız…

Suriye’nin Arakan’ın eli yakamızda… Sukutumuzu bozuncaya sorumluluklarımıza dönünceye kadar da bu eller yakamızdan düşmeyecek…

Suriye silkindi, ümmeti silkeledi…  Şarkın ruhu Şam’da şahlandı… Kan, kıyım ve katliama rağmen Suriye kıyamda… Suriye direnişi pes etmiyor, bel bükmüyor, İbrahim’i bir ruhla ateşin üstüne üstüne yürüyor…

Suriye şunu öğretti bize, dik duranların karşısında diktatörler tutunamıyor…

Peki şimdi bize düşen görev nedir?

Can veren kardeşlerimizin çetelesini tutmak ,envanterini çıkarmak mıdır? Matem tutmak mıdır? Ağıt yakmak mıdır? Yorum yapmak mıdır? Komple teorileriyle siyasi kehanette bulunmak mıdır?

Ya da sadece gıyabi cenaze namazları kılmak ve zalimleri lanetlemek midir? Ve ya onlar dünyayı ateşe vermeye devam etsinler bizde söndürmek için çırpınmakla mı yetineceğiz?

Öncelikle gaybi yardımların devreye girmesi için içtenlikle dualarımız olsun… Sonra da uzun soluklu gayretlerimiz olsun…

 Bir özgürlük duvarı örelim… Bir kardeşlik koridoru açalım…

Unutmayalım ki çözüm Birleşmiş Milletler de değil, birleşmiş yüreklerdedir…

Uluslararası barış gücünde değil, ümmetin zulme karşı sıkılmış yumruklarındadır…

Egemenlerden aman dilemekle değil ,’’Allah-ü Ekber’’ Hakikatinde ve haykırışındadır…

Şunu da belirtmek isterim; Suriye direnişi İslam’ın unutulan şartlarını tekrar hatırlattı…

Direniş…

Özgürlük…

Şehadet…

Şimdi şu oruç günlerinde öncelikle Hama’dan, Humus’tan, İdlib’ten, Der’a’dan, Hula’dan, Babu-l Amr‘dan, Tireymse’den özür dilememiz gerekiyor…

Sonrası; Suriye görevi…