Home / Makaleler / Suriye Laboratuarı

Suriye Laboratuarı

ramazan-kayan88

Ramazan ayının son haftasında Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri adına Türkiye sınırında iltica için bekleyen mağdur Suriyelilere yönelik insani yardım amaçlı Suriye ziyaretimiz oldukça verimli geçti… Suriye gerçeği ile yeniden ve yakinen yüzleşmemize vesile oldu…

Türkiye sınırında sıcak yaz günlerinde zeytin ağaçlarının altında konaklayan yüzlerce aile Türkiye’ye iltica edebilmek için zor şartlarda sıra bekliyorlar… Yeryüzü tüm genişliğine rağmen Suriyeli kardeşlerimize dar geliyor… Çetin bir imtihan, bir yandan da oluk oluk akan kan…

Suriye’de şunu gördük; Suriye sadece Suriye değildir… Dünya adeta şunu söylemek istiyor; Suriye Suriyelilere bırakılmayacak kadar önemlidir… Diyebilirim ki Suriye’de örtülü bir dünya savaşı yaşanıyor… Ya da yeni bir dünya savaşının provası yapılıyor…

Suriye direnişini İslam coğrafyasında diğer hareketlerden farklı kılan bir özelliği de sadece Baasçı statükoya karşı değil, statükonun arkasındaki emperyalist güçlerle de açıktan ve doğrudan yaşadığı sıcak mücadeledir.

Bu bakımdan Suriye tam bir laboratuar özelliği taşıyor… Uluslar, devletler, uluslar arası güçler, cemaatler, sivil toplum kuruluşları, aydınlar, âlimler, kanaat önderleri Suriye’de test ediliyor… Kaliteler, keyfiyetler, kalleşlikler, kişilikler Suriye sınavında netleşiyor… Niyetler, takiyeler, sahtelikler, samimiyetler Suriye üzerinden teşhis edilir oldu… Herkes Suriye aynasında kendini ve durduğu yeri görebilir… Denklemlerin, düzenlerin, dizaynların deşifre edildiği düzlemdir Suriye…

Dahası Suriye İslam ümmetine şunu öğretti; Şu dünyada müslümanca nasıl yaşanır ve nasıl ölünür?

Şerefli bir yaşamın şifrelerini Suriye direnişinden alabiliriz…

Dünyevileşen ve duyarsızlaşan dünya Müslümanlarına onurlu ve özgür bir yaşamın anlam kodlarını, direnişin ruh haritasını bizlere sunan Suriye oldu.

Kendisine zorla giydirilen deli gömleklerini yırtarak, korku tünellerinden çıkarak ölümün üstüne üstüne yürüyen bir halk var… Korkuyu kefenlemiş bu kitleyi kim sindirebilir? Kim caydırabilir? Onurlu bir yaşamın huzuruna ermiş bu insanları kim durdurabilir? Allah bu insanların kalbinden korkuyu almış, ölümle barışık, şehadete âşık, bir halkla karşı karşıyayız…

Anlıyoruz ki ölümü göze almadan özgürleşemezsiniz…

Ölümü göze almadan direnemezsiniz…

Ölümü göze almadan dirilemezsiniz…

Ateşten gömlekler giyen bu asil insanlar ahreti dünyaya tercih etmenin erdemini yaşıyorlar… Hayatın iman ve cihad olduğunu bu çağa fısıldıyorlar…

Suriye’de şunu gördüm; özellikle Suriyeliler için İslam’ın şartı 5 değil 8’dir…

6. şart; direniş…

7. şart; özgürlük…

8. şart; şehadet…

Artık bu saatten sonra Suriye direnişi zaferle değil, hezimetle sonuçlansa bile bu halk tarihi sorumluluğunu yerine getirdi. Gelecek nesillere ciddi bir mücadele geleneği bıraktı. Cihad ruhu ve şehadet bilinci yeniden mektepleşti, kitlelere mal oldu.

Sindirilmiş, sömürülmüş, susturulmuş, ezilmiş halkların tarih sahnesinde yeniden yerlerini alışını simgeliyor…

200 yıllık ümmetin makûs talihinin değiştiğini gösteriyor…

Siyasal İslam’a ömür biçenler şaşkın… Stratejistler, siyasi yorumcular, aydınlar, gelecek ile ilgili siyasi kehanette bulunanlar yeni durumu ya okuyamıyorlar ya da şoktan çıkamıyorlar…

İslam’ın dönüşü yeni bir dünyanın habercisi…

Komünizmin çöküşünden sonra kapitalizm de can çekişiyor… Farklı bir yaşam tarzı, dünya görüşü, siyaset modeli sunma potansiyeline sahip sadece İslam bulunuyor… Bunu insanlığa taşıyacak tarihi bir fırsat önümüzde duruyorken İslam dünyası bu yeni duruma ne kadar hazırlıklı doğrusu bu konuda kendimizden emin değiliz…

Bunu fark eden egemen güçler, İslam’ın yolunu kesmek için bildik taktiklerini sürdürmekte kararlı görünüyorlar…

Diktatörlükleri gösterip demokrasiye razı olmamızı istiyorlar…

Tıpkı geçmişte Komünizmi gösterip Kapitalizme tav olmamızı istedikleri gibi…

Sovyetleri gösterip ABD emperyalizminin kucağına ittikleri gibi…

Yani ölümü gösterip sıtmaya razı ettikleri gibi…

İşte şimdi din olarak, yaşam tarzı, yönetim biçimi, hayat sistemi, devlet modeli olarak İslam’a razı olduğumuzu ve tüm insanlığın felahının, salahının ancak İslam’la mümkün olabileceğini gündemleştirmenin tarihi fırsatı önümüzde…

İnsanlığın muhtaç olduğu güvenlik, barış, özgürlük ve adaletin sahici adresi İslam’dır…

Ve şu an tüm zorba, despot, dikta güçlerine karşı direnebilme potansiyeline sahip olanlar da Müslümanlardır…

Geriye bu direniş ve duruşu insanlığın kurtuluşu için bir projeye dönüştürüp beşeriyetle paylaşmak kalıyor…