Home / Makaleler / Soma’dan Mesaj Var!

Soma’dan Mesaj Var!

ramazan-kayan88

Manisa’nın Soma İlçesinden gelen acı haber tüm yürekleri dağladı… Kömür ocağında çıkan yangında mahsur kalanlardan 300 ü aşkın işçi yerin yaklaşık 400 m derinliklerinde can verdi… Bu hazin facia sadece Türkiye’nin değil dünyanın gündemine oturdu… Şimdi herkes bu toplu ölümleri konuşuyor… Hayatın yoğun gündem akışı içerisinde bu olay ne kadar gündemde kalır, önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Bu acı felaketin medya dünyası için haber değeri ve ömrü nedir, daha önceki uygulamalardan aşinayız…

Soma`deki maden ocağı yangını; yerin derinliklerinden gelen ilahi bir uyarı… Bu mesajla yürekler titredi mi? “Bu haber”, “büyük haber”e çağrışım yaptı mı? Bir anda başlayan bu acı musibet, “mutlak saat”e işaret değil miydi?

Doğrusu tekil ölümlerin tesiri kalmadı, çoğul ölümlerin etki gücünü tahmin etmeğe çalışıyoruz… Ölümü öteleyen dünyalıların sürekli deprem, tsunami, kasırga, sel, yangın, kıtlık, kuraklık ve salgın hastalıklarla uyarılıyorlar… Ancak insanlar kendilerini hep bu dünyaya ait zannettikleri içindir ki, ölmek istemiyorlar… Ölümü dışlama derdindeler…

Nitekim dışlandı da…

Gündemde, günlüklerde, gönüllerde ölüme yer yok… Kimse kendisine kefeni yakıştırmıyor, ölümü yakasına takan yok… Ölüm meleği istenmeyen melek…

İslamcı aydın, âlim, akademisyen, kanaat önderi, cemaat lideri olanlardan ölüm temasını işleyen var mı, bilmiyorum…

“Ölüm”le nasıl yaşanır “ölüm” hayatın içinde nasıl tutulur, umursanmıyor… Artık, insanlar ölümü kente sokmak istemiyorlar… Modern kent kültürü belediyecilik anlayışı, kabristanı uzağa, en uzağa itiyor… Kutsalı yok eden çağdaş uygarlık, ölümü yok edemeyince bu defa ölümün izlerini silmeğe çalışıyor…

Şehrin çöplerini ifrazatını şehrin dışına attıkları gibi, ölüleri de kentin dışına gömüyorlar… Penceresi kabristana bakan evler yok… Ölenlerin son gecelerini geçirme şansı yok, definden önceki son adres morg oldu…

Şimdiki zamanların camilerinin ne haziresi, ne de tabutu kaldı…

Ölümü öteleyenler, öteler ötesi hakikate uzak düştü…

İnsanoğlu ölümü susturmağa çalıştıkça savruldu… Ve sonuç hüsran oldu…

Gündemlerinde ölüm olmayanların hayatlarında haksızlık, haram ve zulüm eksik olmuyor…

Ölümle barışık olmayanların barış ve özgürlük arayışları da acı bir yanılgıdan öteye geçmedi… Kuşkusuz, ölümle aramızdaki mesafeyi kısa tutabilirsek, hayatın bağ ve bağlantıları özgürlüğümüzü kısıtlamayacaktır…

Evet, nasıl öleceğinin sırrını çözenler, nasıl özgürleşeceklerinin şifresini de yakalamış olurlar… Artık kimse onları ne sömürgeleştirebilir, ne de köleleştirebilir…

Ölümü önceleyenlerin önünde kimse duramaz…

Ölüm korkusunu kefenleyenlere kim ne yapabilir? İşte Mısır… 683 idam… Düşmanın en güçlü silahını elinden almış oluyorsunuz… Ölümü göze alanların kimse gözünü korkutamaz…

Doğrusu hepimiz ölüme ayarlı bir hayatın sahipleriyiz… Çünkü hayat saatimiz ölüme kurulu… Ölüme ayarlı hayatlar anlamlıdır…

Kuşkusuz tadını çıkarmakta olduğumuz şu hayatın sonun da ölümü tadacağız.

Emeller eceli bastıramaz… Arzular ölümü susturamaz… Ecel konusunda ne uzatma, ne de unutma söz konusu değildir… Birde bakarsınız, henüz siz işinizi bitirmeden, ölüm meleği işinizi bitirmiş bile…

Şüphesiz dünya ahiretin tarlası, ölümün arenasıdır…

Bu gün bizim ölümden öğrenecek çok şeyimiz var… Ölüm, öğreticidir… En etkili öğüt ölümdür… Zaten bir kişiye ölümde işlemiyorsa elinizi ondan çekin, onun işi Allah`a kalmıştır…

Ölüm bilmemiz gereken bir sanattır…

İnsanın insan olma özelliği; “Nasıl yaşamalı?” ve “Nasıl ölmeli?” sorularını vereceği cevapta saklıdır…

Evet, “ölüm”ün hakkını verebiliyor muyuz? Nasıl bir ölümü hak ediyoruz?

Bize düşen ölümü iş edinmektir… Ölümü nasıl anlıyoruz? Ölüm sadece nefes almamak mıdır? Bu gün nice nefes alan ölülerle karşı karşıya değil miyiz?

Ölü gibi yaşayanların hayatta hiçbir özellikleri ve öznelikleri kalmamış demektir…

Bu güne kadar “ölüm”ü öldürme girişimleri hep hüsranla sonuçlandı… Ölümün ilacıda yok, ancak ölümün kendisi bir ilaçtır. Hedonizme, konformizme, sekülerizme ölümden daha etkili bir ilaç düşünemiyorum…

O halde, şimdi biz susalım “ölüm” konuşsun!

Yerin altındaki hayatlarda bize ulaşan mesaj nedir?

Mezar taşları, musalla taşı, teneşir tahtası, tabut, kefen ne anlatıyor? Konuşturun, sözü kesmeyin, mesajı silmeyin duymazlıktan gelmeyin!

Dersimiz, ölüm… Ölümden ders alanların önü açıktır… Yatırımlarını ölümden ötesine kaydıranların geleceği parlaktır…

Ölüm hayatı kucaklıyor, bizi anlamlı ve onurlu ölümler lazım…

Ömür de ölüm de Allah için olduktan sonra ha yorgan da ha organ da olmuş ne fark eder?

Tekrar Soma`yı hatırlatacak olursak; insan ölür ölmeyen insanlıktır…

Milat Gazetesi