Home / Makaleler / Şib’i Ebi Talib’den Gazze’ye Ambargo

Şib’i Ebi Talib’den Gazze’ye Ambargo

ramazan-kayan88

İngiliz parlamenter George Galloway’ın “Viva Palestina” diyerek başlattığı Gazze’ye Özgürlük Konvoyu kararlılıkla yoluna devam ediyor. Her gün büyüyerek gelişen hareket öncelikle Gazze’deki ekonomik ambargoyu kırmaya yönelik… Birçok gayrimüslimin iştirak ettiği bu yardım eylemi aynı zamanda sükût etmemiş vicdanların modern çağa verdikleri bir insanlık dersidir…

Görünen o ki; Filistin davası herkesi bir insanlık testinden geçiriyor… Kişiler, kurumlar, örgütler, cemaatler, toplumlar, devletler Filistin özelinde sınanıyorlar… Sadakat ve samimiyetin ortaya çıktığı; ihanet ve istismarın deşifre edildiği bir laboratuara dönüştü Gazze…

Dinli dinsiz, kadın erkek, uzak yakın, genç yaşlı her kesimden, her sınıftan insan Filistin üzerinden insanlık kalitesini gösterir oldu…

Şimdi bize düşen görev; insanlığın yüz akı bu kutlu seferi dikkatle izlemek ve gelen sese kulak vermektir… Bakalım, ne diyorlar?

İngiltere’den yola çıkan 55 yaşındaki İngiliz Yahudi Lia Lewelyn diyor ki:

“Bizler 60 yıldır süren savaşı sona erdirmek için yola çıktık. İnşallah başaracağız.”

Londra’dan kervana katılan San Res daha çarpıcı bir gerçeğin altını çiziyor:

“Ben Müslüman değilim ama bütün zulümlerin, savaşların İslam dünyasında yaşanması beni üzüyor.”

Gerçekten öyle değil mi? Nerede akan bir kan varsa Müslüman’ın kanı! Dökülen gözyaşı bu ümmetin analarına ait! Üretilen silahların kullanım alanları İslam coğrafyası… Sönen ocaklar, yıkılan haneler, çiğnenen ırzlar, yağmalanan zenginlikler hep bize ait…

Yine 53 yaşındaki bayan gazeteci Rada Daniel’e soruyorlar:

“Londra’dan beri araç kollanıyorsunuz, bu kadar uzun bir yol kat ettiniz, yorulmadınız mı?”

Verilen cevap; yürekleri harekete geçirecek yeterlilikte:

“Filistinliler 60 yıldır mücadele ediyorlar, yoruluyorlar. Benim yorgunluğum onların yanında ne ki?”

Evet, hangi yolda, hangi amaçlar için yorulmamız gerektiği uyarısını Rada’dan alıyoruz…

Acaba, hala Filistin’e duyarsız kalan Müslümanlara bu ses ulaşabilecek mi?

Filistin asıllı Sara Jawhari Amerika’dan yola düşüyor. Aracı ile Gazze’ye doğru yol alırken Konya’da trafik kazası geçirdi, ayağı kırıldı. Ama yılmadı, yürüyüşten kopmadı. Tekerlekli sandalye ile şimdi yola devam ediyor.

Sara’ya , “Ayağın kırıldı, bu halinle yola devam etmen zor olmuyor mu? Amerika’ya geri dönebilirsin.” denildiğinde Filistin aşkının, direniş azminin, özgürlük bilincinin Sara’nın yüreğinden kelimelere nasıl döküldüğünü duyun:

“Değil tek ayağım, iki ayağım kırılsa yine de giderim, vazgeçmem.”

İnsanlık ayakta… Maşeri vicdan harekete geçti… Biz sürdüremezsek bile Şeyh Ahmet Yasin’in izini sürdürecek er kişilerin ayak seslerini dünya işitiyor… Artık bu yürek seferini ne çelik duvarlar, ne de kahpe rüzgârların durdurması mümkün… Velev ki yardım konvoyu Gazze’ye ulaşmasa bile önemli değil, önemli olan insanların bu yolda olmasıdır… İsrail ve işbirlikçilerinin vicdanlarda mahkûm edilmesidir…

Kirli savaş yöntemleri ile İsrail askeri olarak katliamlarını sürdürse bile insani ve ahlaki olarak İsrail bitmiştir…

İşte bu konvoy bunun kanıtıdır… Konvoydaki herkesin ayrı bir öyküsü var… Mazlum Filistin halkının mazlumiyet üzerinden sürdürdüğü onurlu duruş ve direniş, haklı mücadelesini dünya halklarına mal edebilmiştir…

İnsanlık damarı kurumamış olanların yüreği bugün Gazze’de atıyor… Gazze’nin onurlu direnişi tüm ezilenlerin umut ve ufku oldu… Bu umuttur ki 86 yaşındaki barış aktivisti Yahudi asıllı Amerikan vatandaşı Hedy Epstein’i bile yollara düşürdü…

Yetmiş yaşındaki İngiliz aktivist Sylvia Wall’ı harekete geçirdi ve haykırdı:

“Dünya İsrail’i durdurmalı, bu savaş bitmelidir.”

Beş İngiliz açlık grevine başladı…

Gazze açken biz tok yatamayız dercesine…

Daha önce de, ta Amerika’dan narin ve naif bir vicdan ayaklandı. Rasheal Corie tercihini Filistin’den yana yaptı, hayatı ile bunun bedelini ödedi…

Bu anlattıklarımızın ne demek olduğunu en güzel özetleyen yine özgürlük konvoyundaki Amerika’dan gelen Yusuf’un şu cümlesidir:

”Filistinli olmak için orada doğmak gerekmiyor, kalbinde Filistin olan herkes Filistinlidir.”

Tüm bunlar zihnimde Resulullah (s.a.v.) döneminde yaşanan şu olaya çağrışım yapıyor:

Mekke’nin azgın müşrikleri tüm işkence yöntemlerini müminlere uyguladıktan sonra Şib’i Ebi Talib denilen bölgede bu defa ambargo uyguluyorlar, tam 3 yıl sürüyor… Alış-veriş yok… Evlenmek yok… Sosyal ilişkiler donduruluyor… Açlık, sefalet, mahrumiyet diz boyu…

Bu zulüm öyle bir raddeye varıyor ki, müşriklerden insaf ehli Hişam b. Amr harekete geçiyor, vicdanları yokluyor, merhamet damarı kurumamış olan Züheyr b. Ebi Umeyye, Mutim b. Adiyy, Ebul Bahteri b. Hişam, Adiyy b.Kays ve Zem’a b. Esved’i ikna ediyor ve boykotu deliyorlar …

Kâbe’de boykotçu Kureyş toplumuna çıkışıyorlar:

”Vallahi, şu zalim (boykot metni) sahife yırtılıncaya kadar oturmayacağız!”

Nitekim boykot kırılıncaya kadar oturmadılar…

Bilmem, bizler, oturarak hangi sorunları çözeceğiz?

Özgün Duruş