Home / Makaleler / Semboller Savaşı

Semboller Savaşı

Her dinin, kültürün, medeniyetin, ideolojinin, toplumun, sistemin kendine has sembol ve simgeleri olduğu gibi, İslam’ın da kendine münhasır sembol ve simgeleri bulunmaktadır. Biz bunlara şeâir-i İslamiye diyoruz… Yani İslam’ın şiarları…

Nedir bunlar?

Kâbe, hac, kurban, ezan, selâm, namaz, tesettür, ‘sünnet olmak’ bunlardan bazıları…

Allah’ı ve O’nun nizamını çağrıştıran her şey İslam’ın simge ve sembolü anlamına gelir… Müslüman toplumun alâmet-i farikasıdır… Müminlerin ayırt edici özelliğidir…

Dini duyarlılığımızın dışa yansıması bu sembol ve simgeler üzerinden sürdürülür…

İslam’ın toplumsallaşması, sosyalleşmesi, İslam kültürünün yaygınlaşması çoğu zaman bu şiarlar üzerinden gerçekleşir… Bu gerçeği göz ardı edemeyiz…

Bulunduğumuz ortamlarda, hayatın tüm ünitelerinde inanç, kültür ve medeniyetimizden bir iz, bir eser, bir etki oluşmuyorsa, mesaj ve misyonumuzla var olamıyorsak zamanla yok olmaya maruz kalırız…

Bu noktada tüm İslami sembolleri, her bir kültürel öğemizi, dini değerlerimizi toplumda görünür ve yaşanır kılmalıyız… Gayet tabii, bunu en güzel şekilde, zevk-i selimle ve estetik bir ruhla yapacağız…

Nedense bu konuda üzerimizde bir çekingenlik, pasif bir ruh hali gözlemlenmektedir…

Peki, nedir bu eziklik? Neden bu çekimserlik?

Pasif durumumuz, zamanla ikinci sınıf insan görülmemize neden olabiliyor…

Sembollerde silikleşme, şiarlarda grileşme, değerlerde yozlaşmaya kapı aralıyor… Temsiliyetimiz zayıflıyor, tebliğimiz daralıyor…

Diğer yandan şer güçlerin İslami şiarları karartma, çarpıtma operasyonları aralıksız devam ediyor…

İslam’ın simge ve sembollerine yönelik saldırı ve savaşlar küresel ölçekte devam ediyor…

Süre gelen istiskal, istihfaf ve istihzalara karşı sessiz kalmamızın İslam’la, imanla izahı mümkün olmayan yaman bir çelişki…

Bu problemi çözmek durumundayız… Ruhbanca bir tutumu, münzevi bir yaşamı, mistik ve silik bir duruşu İslam bize önermiyor…

Buna engel olmanın yolu şiarlarımızı görünür ve yaşanır kılmaktır… Duyarlılık ve duruşumuza güçlü ve güzel bir seviye kazandırmaktır… Toplumda hüsnü kabul görmek için güzel haslet ve hareketlerinizle görünür olmanız kaçınılmazdır..

Başta namazı alenileştirmek durumdayız… Namaz için cami ve seccade şartı yoktur… O ki yeryüzü bize mescid kılındı, yeryüzünün her yerinde özellikle açık alanlarda namazı açıkça kılmalıyız..

Ezanı, minare ve müezzin şartına bağlayamayız… Tarlada, bayırda, çarşıda, pazarda, balkonda, büroda göğsümüzü gere gere her birimiz ezanı okuyabilmeliyiz…

Kur’an okumanın, dinlemenin özel bir zamanı, mekânı yoktur… Müzik dinlemenin rahatlığını Kur’an’da da gösterebilmeliyiz…

Selamlaşmak için birinci derecede tanıdık olma şartını kaldırmalıyız… Tanımadıklarımıza da rahatça selam verebilmeliyiz…

Tesettürün Müslüman kadına bir baskı unsuru olmadığını tam aksine bağımsızlık sembolü olduğunu daha aktif göstermeliyiz…

Bunlar bizim için bir toplumsal varoluş meselesidir… Yabancı kültürlerin nesiller üzerindeki blokajını başka türlü nasıl kırabiliriz? Öykünmeci, özentici kuşakları nasıl ikna edebiliriz?

Siz boşluk bırakırsanız, batıl tortuların sızmasına engel olamazsınız…

Toplumları tektipleştirmeye çalışanların tuzağına düşmeden şiarlarımıza tutunmalıyız…

Semboller savaşı sembolik bir savaş değil, sahici bir savaştır…

Her şuurlu Müslüman şiarlarını belirginleştirir…

Hilal ile Haçın savaşı bitmedi…

Hira’nın çocukları ile Olimpos’un çocuklarının durdukları yer bellidir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.