Home / Makaleler / Şehvet Sarmalı

Şehvet Sarmalı

ramazan-kayan88

Lugatler genelde şehveti şöyle tanımlar: bir şeye karşı hissedilen şiddetli arzu, ihtiras… Cinsi arzu… Nefis… Nefis azgınlığı…

Sözlükler böyle yazarken, halkın zihninde şehvet özellikle karşı cinse olan aşırı ilgi şeklinde algılanmaktadır… Dolayısıyla şehvetin alanının daraltılmış olduğunu görmekteyiz…

İşin özüne inecek olursak her insanda kuvve-i şeheviye diye bir potansiyel güç zaten yaratılıştan beri varolagelmiştir… Ancak bu şehvet gücünün yansımaları ya da sınavı farklı olmuştur…

Şehvetteki ifrat insanı fücura, fahşaya, fitneye, günaha sürüklemiştir…

Şehvetteki tefrid ise insanı humud, inin yani iktidarsız, isteksiz kılmıştır…

Şehvetteki itidal ise insanı iffete taşımış, ahlaki yücelik ve doğruluk buradan doğmuştur…

Vahiyle tezkiye ve terbiye edilmiş şehvet edep ve erdemin merkezi oluverir…

İslam şehveti hepten olumsuzlamıyor, vahyin disiplinine tabi tutuyor… Kontrollü bir şehveti öneriyor.. Şehevi gücü ne yok sayıyor ne de “yok edin” diyor, sadece meşruiyet zeminine çekiyor.

Ali İmran-14 ve Tevbe-24 ayetleri ademoğlunun şehvet alanlarına dikkat çekiyor, duyarlılık çağrısında bulunuyor…

Modern çağın en belirgin özelliği ise şehvette sınırsız çağrısıdır…

Liberal anlamda özgürlükler ise genelde sınırsız şehvet, sınırsız günah demek oluyor…

Şehvet ateşi bir defa idrak ve yüreği yakmaya görsün geriye ne akıl ne de akide kalıyor…

İnsan ne ahlak ne de akide dinliyor…

Şehvet kuşatması nesilleri körleştiriyor, toplumları köleleştiriyor… Şehvetlerle başı dönenler süreç içinde nesneleşiyor… Dahası içeriksizleşiyor… Son aşamada hiçleşiyorlar…

Şehvette sınır tanımazlık, kişileri şehvetperest kılıyor… Şehevi zulümler, cürümler yozlaşmanın baş faktörleri… İfsat ve isyanın iç dinamikleri…

Şimdi günümüz gerçeğinden hareketle şehveti tanımaya ve tanımlamaya kalkışırsak nasıl bir vehametle karşı karşıya olduğumuz çok net görülecektir…

Politik, ekonomik, bürokratik, akademik, medyatik şehvetler…

Moda, marka, model, makam şehveti…

Hedonist, pragmatist, opürtünist şehvetler…

Reyting, rant, rekabet, rövanş şehveti… Reklam tüketim şehvetini kışkırtmaktan başka nedir ki?

Nasyonal, liberal, seküler, rasyonel, popüler, hümaniter, pagan şehvetler…

Diyalektik, romantik, nostaljik, felsefik, eklektik şehvetler…

Bizi bize yabancılaştıran, bizi bizden uzaklaştıran, özenti şehveti, taklit marazı… ‘’Bizde onlar gibi olabilsek’’ diye içimiz geçiyor…

Servet, şöhret şehveti…

Sanat, meslek, statü, sınıf şehveti…

Ekran, stüdyo, sahne, mikrofon şehveti… Ve en yaygını sanal şehvet… Yani e-şehvet…

Entelektüel şehvet… Aydın şehveti…

Aklın da şehveti var… Dünün hikmet avcıları, bugün şehvetin ağına takılı kaldılar… Aklı kutsayanlar, akıl tutulması yaşıyorlar…

Kalbin, gözün, kulağın, adımların ve arzuların şehveti… Ve doymak bilmeyen midenin şehveti… Mide medeniyeti herkesi obeziteleştiriyor…

Futbol şehveti şaha kalkmış… Futbol sadece futbol olmaktan çoktan çıkmış… O şehvetle gençler ‘’Fena-fil futbol’’ seviyesine ermişler…

Sizce bu kadar şehvet fıtri midir? Normal midir? Yoksa bu durum fitne, fesat, fahşa ve fuhuş mudur?

Gözü Leyla’dan başkasını görmeyenlerin Mevla ile bir ilgileri kalır mı, sizce?

Peki, bu şehvet sarmalı karşısında kendimizi nasıl savunacağız?

Çözüm; Ruhbanlaşmak, münzevileşmek, uhrevileşmek değil rabbanileşmektir…

‘’Şehvetinizi öldürünüz’’ de demiyoruz, helal olana kanaat ve şükür diyoruz…

Salih amellerle şehvetin ayartıcı salvolarını savabiliriz…

Marifet, takva gömleğini giyebilmektir… Ve gömleğimizin arkadan yırtık olmasıdır…

Şehvetlerin kahredici dalgalarına karışı en emin liman; Muhammedü-l Emin’in eşsiz örnekliğine yönelmektir…

Afif ve Afifeler tüm zamanların şahitleridir…

Şehvetin şerrinden sana sığınırız, Allahım!

Milat Gazetesi