Home / Makaleler / Rabia Ruhu

Rabia Ruhu

ramazan-kayan88

Tam bir yıl oldu…

14 Ağustos 2013 tarihi idraklerimizde ve yüreklerimizde derin yaralar ve acılar bırakan bir gün oldu… Çağdaş firavunlar tarafından Mısır’ın masum ve mazlum halkı Rabiatü’l-Adeviye alanında kitlesel kıyıma maruz kaldı… Tarihin en muhteşem sivil direniş hareketinin nasıl büyük bir katliama dönüştüğüne tanık olduk…

3 bin 533 şehid… 11 bin 520 yaralı… İşte bir günün bilançosu…

Kan içici vampirler tarihin en dehşet verici vahşetine imza attılar… Darbeciler bu cesareti nereden aldı? Kör ve sağır kesilen bir dünyanın örtülü desteğini ve onayını aldıkları için bunu yapabildiler…

İşte Rabia, Batı’nın ve Doğu’nun sahte değerlerinin tükendiği yerdir… Dünyanın ahlaken iflas ettiğinin ifadesidir… İnsan hakları, demokrasi, özgürlük söylemlerinin hangi gizli emelleri, kirli hesapları, iğrenç hedefleri kamufle edişinin deşifresidir…

Onurun, umudun, varoluşun simgesi olan Rabia direnişi, hedefinden sapmadı… Bugün Mısır zindanlarında yolunda devam ediyor…

Yılmadılar, yıkılmadılar, yese yenik düşmediler, yamulmadılar özgürlük yürüyüşlerini yiğitçe sürdürüyorlar…

Haklı davalarını gölgeleyecek, zedeleyecek bir yanlışta bulunmadılar…

Bedel ödedikçe büyüyorlar… Geleceğe emin adımlarla yürüyorlar… Dar ağaçları, demir kafesler, küflü kodesler, soğuk hücreler, karanlık zindanlar en soylu sivil direnişin tanıkları…

Seri idam kararları, sindirme operasyonları devam ediyor… Önce 528 idam kararı akabinde 683 idam kararı daha… Öyle ki idama mahkûm edilenler arasında hamile olan hanım kardeşlerimiz bile var… Duyduk ki, bunların infazı için doğum yapmaları beklenecekmiş! Ne lütuf değil mi?

Nil’in çocukları yeni doğuşları müjdeliyor… Firavunlar tüm çocukları kesseler bile gelecek Musa’yı engellemek kimin haddine! Rabia Musa’ya gebe…

Bunun için diyoruz ki Rabia sadece Rabia değildir… Rabia alanlardan bir alan değildir…

Rabia Bizim ikinci adımız…

Nasıl ki Allah (cc) beden toprağımıza ruhundan üfledi biz o zaman adem olduk… Halife olduk… Şahid olduk…

Şimdi, Allah (cc) Rabia alanına yeniden bir ruh üfledi… Rabia toprağı bu ruhla buluşunca ismi direniş oldu…

Evet, bu ruh Mısır toprağına dokununca Esma oldu…

“(Allah) onların kalbine imanı yazdı katından bir ruh ile onları destekledi…” (Mücadele 22)

Mücadele ruhu… Adayış ruhu… Aşkınlık ruhu…

Bu ruhla Rabia alanına inen yaşlı Mısır’lı anneye gazeteci soruyordu:

“Anne, Kahire’nin bu kavurucu sıcağında, oruçlu olduğun halde, her gün Rabia alanına geldiğini görüyorum, nasıl dayanıyorsun?”

Direnişin annesi Rabia bilincini şu cümleyle özetledi:

“Yavrum ben Rabia’da cennetin kokusunu alıyorum!”

El hak doğrudur… Bu seviyede adanmışlığın karşılığı “cennet kokusu”dur… Tıpkı Yakub’un Yusuf’un kokusunu aldığı gibi… Uhud’da Enes B. Nadr (ra)ın Muaz’a seslenişi gibi…

“Kardeşim Muaz! Kâbe’nin Rabbine and olsun ki, Uhud’un eteklerinde cennetin kokusunu alıyorum.”

Rabia’da sahur yapanlar ellerini âlemlerin Rabbine açarak şu dilekte bulunuyorlardı:

“Allah’ım! Rabia’da sahur yapmayı nasib ettin. İftarımızı cennette açmayı nasip et.”

İşte Rabia’da rabbanileşenler… Rıza-i Bari’ye odaklananlar… Rabbin yoluna adananlar…

Rabia artık direnişin sembolü…

Rabia logosu, sarı ve siyah renklerden oluşan dört parmak… Sarı renk Kudüs’te bulunan Kubbetü’s-Sahra’nın altın sarısı kubbesine, siyah renk ise Kâbe-i Muazzama’nın siyah örtüsüne atıfta bulunuyor…

“Bir Rabia vardı… Bir Rabia gene var olacaktır…”

Lebbeyk ya Rabia!

Milat Gazetesi