Home / Makaleler / Öncelikler Fıkhı

Öncelikler Fıkhı

ramazan-kayan88

Hep sorarız: Nereden başlamalı? Ne yapmalı? Daha da önemlisi bir şey yapacaksak önceliğimiz ne olmalı?

Yerinde bir soru… Hayatın yoğunluğu ve yorgunluğu malum… Doğru zamanlama ve isabetli tercihlerle başlangıçlarımız yoksa yeni nedametler yine bizi bulacaktır… Az zamana çok şey sığdırmak durumundayız; çünkü işimiz vaktimizden daha çok…

Önceliğimizi doğru tesbit etmez ve ona göre hareket etmezsek zamanla ne özneliğimiz ne de özelliğimiz kalır… Ehemden mühime, ahsenden ehvene, büyükten küçüğe bir yol haritamız var mı? Fıkhu’levleviyat/ öncelikler fıkhının günümüze, gündemimize yansıması nasıldır, bilmek durumundayız…

Takdim ve tehir neye göre olacak; bunun kriter, kıstas ve kuralı nedir? Netleştirmeliyiz… Akide, ahkam, adalet, ahlak neyi gerektiriyor, bunlar bilinmeden doğru tespitlerde bulunamayız… İslam’ın doğru anlaşılması, doğru yaşanması ve toplumsal sorumlulukların doğru bir zeminde sürdürülmesi buna bağlıdır…

Teferruatlarda boğulmamak, ince eleyip sık dokumamak, sonu gelmez ihtilafların tarafı ve mahkûmu olmamak için önceliklerin bilinmesi gerekiyor… Zarar vermeden, kırıp-dökmeden, zaman ve insan israfına fırsat vermeden varolan imkânı isabetli ve basiretli kullanmak zorundayız…

Kafa karışıklığından, gündem karmaşasından, zihinsel bulanıklıktan kurtulmanın yolu doğru tesbit ve tercihten geçiyor… Yoksa popüler kültürün, egemen sistemin, hakim güçlerin tasallut ve tahakkümünden kurtulamayız… Aktüalitenin, magazinin mağduru olmaya devam ederiz… Evet, önceliklerimizi kim belirleyecek? Konjonktür mü? Piyasa mı? Toplum mu? Yasalar mı? Kurallar mı? Koşullar mı? Çevre mi? Medya mı? Daha doğrusu; kendimiz mi, başkası mı? Neleri geri çekeceğiz, hangi gündemleri öne çıkaracağız? Belirsizlik, bulanıklık, karışıklık özgüven yitimine ve enerji kaybına neden olmaktadır…

Küçük meselelere takılı kalınca, büyük sorunlar kangrenleşmeye başladı… Ölümcül hastalıkları pansuman tedavilerle geçiştiremeyiz… Palyatif çözümsel, yüzeysel yaklaşımlar, şekilsel uğraşlarla iş üretemeyiz… Mesaimiz, meşgalemiz oldukça önemli… Gerçekten ciddi bir uğraş üzere miyiz, yoksa oyalanmakta mıyız? Alışkanlıklarımız, adetlerimiz, arzularımız bizi nelerle sınırlıyor… Önceliğimiz sadra şifa olacak bir yeterlilikte mi, yoksa sadece günü kurtarmaya yönelik bir teselli mi? Gayretlerimiz tekrarlardan, tıkanıklıktan kurtulmak, taklitten tahkike yönelmek ekseninde gelişiyor mu? Sağlıklı düşünmek, değer üretmek, hayatı yeniden inşa etmek amacına yönelik mi, değil mi? Yoksa sadece kendi özelimizle mi kendimizi sınırlıyoruz? Sonlu ve sınırlı bir dünya ile kendimizi sınırlamadan sonsuz rahmete hangi değerlerle ve gündemlerle yürüyeceğimizi netleştirmemiz gerekiyor… Bu ümmetin ilklerinin önceliği neydi? Vahyin öncelikleri, Rasul’ün önceledikleri ile bir mutabakat üzerinde miyiz?

Bunu yapmaya çalışırken “zamanın tağayyürü ile ahkamın tağayyrünü” göz önünde bulundurmamız gerekiyor… Haddi aşmadan hesabını bilerek, günü ve geleceği doğru okuyarak tesbit ve tekliflerimizi gündemleştirmeliyiz… Bunu yaparken; önce, O (cc) ne der? Diyor muyuz? Öncelik; dünya mı, ukba mı? Refah mı, felah mı? Zafer mi, sefer mi? Ben mi, biz mi? Sahip olmak mı, şahit olmak mı? Kalkınma mı, adalet mi? Yarar mı, değer mi? Madde mi, mead mı? Zarf mı, mazruf mu? Şayet toplumsal beğeni, Hakk’ın hoşnutluğunun önüne geçiyorsa buna ne demek lazım…

Rant, reyting, rekor, rekolte, rövanş, rekabet, rıza ve rıdvanı bastırmış ve batırmışsa bela kapıda demektir… Gerçekçi olmak gerekirse; firasette önceliğimiz “müşteri memnuniyeti” mi helal kazanç mı? Siyasette seçim barajını aşmak mı, haksızlıklara son vermek midir? Bize düşen; başarı odaklı, yarar amaçlı çıkışlardan önce istikamet ayarlı bir yaşamın örnekliğini sunmaktır…

Önceliğimizi belirleyeceğiz ki, kim olduğumuz belli olsun. Önce “bismillah” demeliyiz, sonrası illa ki, “illallah” olacak… “Defi mefasid celbi menafiden evladır/Mefsedetleri, günahları önlemek ve işlememek, iyilikleri işlemekten evladır, yani önceliklidir.” “Terki kebair” yetmez, “nehyi anil münker/kötülüğü engellemek” de asli görevimizdir… Bireysel ihtiyaçları çoktan aşmamız gerekirdi, toplumsal sorumluluklar bizi bekliyor… Kişisel ikbal hesaplarına takılı kalamayız, çünkü insanlığın ortak geleceği bizim derdimiz…

Evveliyetle insanlığı tehdit eden bu yangın sönmeli, bu kaos bitmeli… Yaralar sarılmalı, yaşanılabilinir bir dünya kurulmalı… Bu trajediyi sonlandırmanın yolu hangi sorularla ilgilendiğimizle ilgilidir… Hani Kerbela faciasının yaşandığı günlerde bir Kufeli Hasan-ı Basri’ye ihramlı iken öldürülen sineğin hükmünü soruyordu ya… Kerbela’da akan kana duyarsız kalan, Kufeli neyin derdinde? Acaba bugün Kerbela’nın yasını tutanlar hangi fıkhi sorularla meşguller?