Home / Makaleler / Niyet Ve Gayret

Niyet Ve Gayret

ramazan-kayan88

Felaket tellallığı yapmadan, duygu sömürüsüne kaçmadan, hamaset ve edebiyat gösterisine girmeden, yaşadığımız dünya ile ilgili bir durum değerlendirmesi yapmak zorundayız…Dünya nereye gidiyor?

Nasıl olsa artık ahir zaman diyerek, haksızlıkları, kötülükleri kanıksayacak mıyız? Kıyamet alametlerinin dökümünü yaparak kıyamet saati ile ilgili kehanetlerde mi bulunacağız? Yoksa bu “dünya böyle gelmiş, böyle gider” duyarsızlığı ile günü kurtarmanın hesaplarını mı yapacağız?

Bencil dünyalarımızın eritici, yok edici, yozlaştırıcı, yalnızlaştırıcı duvarları arasında bitişini bekleyen bireyler olmayı herhalde kabullenemeyiz…

Her gün ateş topu ve kan gölüne dönüşen bir dünya da gözlerimizin önünde gerçekleşen gidişata bigane kalmamız beklenemez… Ancak bunu böyle ifade etmekle birlikte örtülü bir dünyevileşme, derin bir duyarsızlaşma manevi dinamiklerimiziciddi ciddi örselemekte, bir şeyler yapma ruhunu sekteye uğratmaktadır…

İnsanlık mektebinin aktif öznesi olması gereken bizler ağırdan alıyorsak, alanı yavaş yavaş terk ediyorsak, azim ve aksiyon yitimine maruz kalmışsak ciddi bir arıza var demektir…

Anlayamıyorum, “iyi ve adil bir dünya”nın kurucu iradesi olması gerekenler kendilerini nasıl iptal edebilir ve tatile çıkabilirler?

Tuhaf değil mi? Yeryüzünde tufanlar koparken kendimizi ne ile sınırlıyoruz?

Sınır ötesi sorumluluklar bizi beklerken, “sadece kendisi için yaşam” sefaletini nasıl kabullenebiliriz?

Başkası için yaşama erdemini kuşanma yaratılışın temel amacı değil miydi?

“İnsanlık için” yaptıklarımız oranında “Allah için” olmanın içini doldurabileceğimizi düşünüyorum…

“Siz insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz…”(Ali İmran110) tespiti üzerinden insanlığa katkı projelerimizi, toplumsal ıslah programlarımızı hayata geçirmemiz gerekmiyor mu?

Bunu yaparken de vicdani ve insani Saiklerden öte imani ve ibadi bir mükellefiyet olarak algılamamız lazım.

Hümaniter hassasiyetlerden ziyade müteal duygularla yola çıkmamız gerekiyor…

Anlam dünyamızda yapacağımız iyilik acaba neye tekabül ediyor? Önce bunu netleştirmek gerekir. Bizi harekete geçirecek olan hangi kabullerdir? Bizi farklı kılan hangi değerler sistemidir?

İmanla temellendirilmeyen hiçbir bir proje, hiçbir kurum, hiçbir eylem Salih amele dönüşmeyecektir…

İman menşeli bir ihtimam gerekiyor… Yoksa ihlâsı kaybederiz… Adet yerini bulsun diye değil, adam gibi iş yapmak istiyorsak önce niyet sonra gayret diyeceğiz…

Bizi harekete geçirecek muharrik güç, tevhid ve takva dışında ne olabilir ki?

Zaten Allah Resulü de nebevi teşhisi ortaya koyarken bunun üzerinden harekete geçmemizi istiyor…

Değil mi? İşte Efendimiz (sav) ‘in dilinden küresel sorunlara çözüm önerisi ve uyarısı…

‘Allah(c.c) kıyamet gününde şöyle buyuracak: “ Ey Ademoğlu! Hastalandım da beni ziyarete etmedin.”

Ademoğlu diyecek ki : “Ben seni nasıl ziyaret edebilirim ki, sen alemlerin Rabbisin.”

Allah(c.c) buyuruyor ki: “Falan kulum hastalandı da onu ziyaret etmedin. Bilesin ki onu ziyaret etseydin beni onun yanında bulurdun.”

“Ey Ademoğlu! Acıktım da beni doyurmadın.”

Ademoğlu diyecek ki: “ Seni nasıl doyurabilecektim ki, sen alemlerin Rabbisin.”

Allah(c.c) buyuracak ki: “Bilesin ki kulum senden yiyecek istedi de vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin onu benim yanımda bulurdun.”

“Ey insanoğlu! Senden su istedim de vermedin. Ademoğlu diyecek ki: “Ya Rabbi, Sana nasıl su vereyim, sen alemlerin Rabbisin.”

Allah(c.c) buyuracak ki : “Kulum falan senden su istedi de vermedin. Bilesin ki eğer ona su verseydin beni onu yanında bulurdun.” (Müslim)

İşte yeryüzünde açlık, susuzluk, kıtlık ve kuraklık sorunu çözebilmenin Nebevi paketi…

Bu yolda yapılacak tüm insanı girişim ve gayretleri, iyilik ve ihsanlığı Allah (cc) bizatihi bizzat kendi zatına yapılmış gibi değer biçiyor…

Her şeyden münezzeh ve muallâ olan şanı yüze Allah(cc) oldukça nazik ve nezih bir çağrı ile bizi teşvik ve taltif ediyor…

İyiliklerimiz ilahi ölçekte ney tekabül ediyor görüyorsunuz…

Böyle olunca iyilik bizim için sadece bir erdem değil, imani bir eylemdir…

STK’ların bizim dünyamızda üzerine oturacağı zemin farklıdır. Bu işler birer formalite, fanzati, faraziye değil kesin birer farz olarak omuzlarımıza biner…

İşte öncelikle zihinlerdeki kıtlığı, ruhlardaki açlığı, kalplerdeki kuraklığı bu Nebevi düstur ile tedavi etmek gerekiyor…

O zaman yeryüzündeki hastalık, açlık, kıtlık, kuraklık, yoksulluk sorununu nasıl çözebileceğimizi netleştirmiş oluruz.

Hz. Yusuf(as)’un yönetim biçimi ile her türlü açlığı, kıtlığı, kuraklığı yenebiliriz… Bir kardeşlik koridoru açabilir, şefkat rüzgarı estirebiliriz…

Ama önce sükut orucunu bozup, imana dayalı inisiyatif ile ses vermeliyiz…