Home / Makaleler / Nitelikli Birliktelik İçin

Nitelikli Birliktelik İçin

ramazan-kayan88

Eleştiri; insan oğlunun en çok ilgi duyduğu ama ne olduğu veya nasıl olması gerektiği konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığı bir husustur…

Dillerimize pelesenk ettiğimiz bu kelime, sonu belli olmayan bir sürece bizi dâhil ediyor… Bu serüven sürdükçe sürüyor… Çok zamanımızı alıyor… Bu konu ne kadar yorucu olursa olsun, bir türlü yorulmak bilmiyoruz… Yıllar geçiyor, ömür bitiyor, eleştiri bir türlü bitmiyor… Çoğu zaman da sanki birbirimizi bitirmek için eleştiriyoruz…

Acemilerin elinde iki tarafı keskin bir bıçak gibi ötekini kesip-doğrama, atıp-tutma, biçip-budama tarzında gelişiyor…

Ötekine ecnebi gözüyle bakılınca olacağı budur…

Bir ibadet hassasiyeti ile sürdürülmesi gereken eleştiri, zamanla bir hastalığa dönüşüyor…

Yıkıcı, yok edici, yok sayıcı, yanlı, ön yargılı, kasıtlı, art niyetli eleştiriler hakikate hizmet etmeyi değil, gerçeğin üstünü örtmeyi sağlıyor…

Kin, nefret, haset, zan içeren eleştiriler toplumsal bünyeyi tahrip ediyor… Eleştiri denilince sanki karşıdakini elemek, egale etmek, ekarte etmek anlaşılıyor…

Gerçi insan bu; tartışır, sataşır, yarışır… Aslında insanoğlunun yapısında var olan bir şeydir… Ama mutlaka bunun bir sınırı vardır…

İnsan başıboş değildir… Her şey sınav konusu…

İnsanın hislerini, düşüncelerini, beğenisini ve beğenmemesini dile getirme hakkı vardır ama bunun bir hukuku ve ahlakı da vardır…

Eleştiride yergi, övgü, önyargı, duygusallık, zan öne çıkmamalıdır…

Ne ilgili kişiyi aşırı yüceltecek ne de yerin dibine sokmak doğal değildir…

Elbette ki, insan eleştiriye açık olacak… Ama hakarete maruz kalmadan, haksızlığa uğramadan, haddi aşmadan…

Dedektiflik ve deşifre etmeyi münekkitlikle karıştırmamak lazım…

Tecessüsvari ötekinin her şeyini mercek altına almak, kişilik haklarının ihlalinden başka bir şey değildir…

Hele kimi kalem ve kelam sahiplerinin kendi egolarını tatmin, komplekslerini giderme adına açtıkları yaralar kolay kolay kapanmıyor…

Onların eleştirilerinden ziyade ne önerdiklerine ve ne ürettiklerine bakmak lazım…

Yerinde eleştiri ve yeterli eleştiriye,“ evet” diyoruz…

Eleştiri bir kültürdür… Bizde daha çok nasihat, vasiyet, tavsiye, iyiliği emretme, kötülüğü nehyetme, ıslah etme esastır… Bu bağlamda gerçekleşen eleştiri tabii ki, bir gerekliliktir…

İncitmeden, itmeden, katkı sağlamak, kemale yöneltmek, değer üretmek, daha güzelini aramak buna kim, ne diyebilir?

Taraf olmadan tamamlayıcı olmak…

Tanımlama yoluna gitmeden tanımaya çalışmak…

Hep tenkitçi, seyirci, yorumcu, tartışmacı olmak yerine tebliğci, nasihatcı ve ıslahcı olmak…

Hep aykırı, sürekli muhalif olmak zorunda değiliz… Öyle oldu ki, eleştiriden iş yapamaz olduk… Var olan enerjiyi gerekli- gereksiz eleştirilerle zayi ettik… Kısır çekişmeler kime ne kazandırdı

Değerlendirmelerimizi mutlaka yapalım; değer üretelim, anlamsız eleştirilerle ömür tüketmeyelim…

“Keşke”lere takılı kalmayalım… Olumsuzluklara odaklanıp, olması gerekenleri atlamayalım…

Münekkit, hekim hassasiyeti ile hareket edendir… Eleştiri cümlelerini ilaç dozunda kullanmak durumundayız… Samimiyet ve sağ duyu sahiplerinin eleştirileri sadra şifa olacaktır… Saldırgan, seviyesiz uslup önce kişinin kendisini bitirir…

Evet, şimdi eleştiri oklarımızı geri çekiyor, “iş yapma zamandır,” diyoruz…

Rekabetin yerini refakat almalıdır…

Çünkü birlikte kalıcı, işler yapmazsak işimizi bitirirler… Yani, bizi… Küreselleşen bir dünyada küçük kümeler olarak kalmak bize ne kazandıracak? Veya bu olgu bizim için zorunlu bir yazgı mıdır?

Artık kendimizi aşabilmeli, birlikte iş yapabilmeliyiz… Çıtayı yükseltmeli, ölçeği büyütmeliyiz… “Benim olsun, küçük olsun” veya “Küçük güzeldir” anlayışını aşmalıyız… Bizden iş birliği bekleniyor… Pratiklerimiz ve projelerimiz konuşmalıdır… İşi Allah’a havale ederek işin içinden sıyrılamayız… Kim, neye sahipse onu işe katarsa, kaliteli ve kapasiteli işler yapabileceğimizde kuşku yok…

Bunu güven ve gönül ikliminde gerçekleştirebiliriz…

Önce bir öz güven, sonra karşılıklı güven… Ayrı olsak da birlikte iş yapabiliriz… Somut adımlar, proje eksenli beraberlikler kısa sürede bereketini gösterecektir…

İşbirliği için mutlaka karşılıklı anlayış ve özveri lazımdır…

Özel gayretimizle, kendi çabamızla, mevcut çapımızla gelebileceğimiz yer belli… Daha ötesine ancak ötekilerle yürüyebiliriz… Ortak adımlar, ortak amaçlar yoksa kendi özelimizle ufalmaya ve unutulmaya yüz tutarız…

Mücadelenin bekası için ortak arayışlar kaçınılmazdır…

İşbirliği için mutlaka güçbirliği…

Sorunların çözümünü kolaylaştırmak, kayda değer mesafeler almak için güçbirliği zorunludur… Tek başına üstesinden gelemediğimiz birçok işi, işbirliği ve güçbirliği sayesinde çözebiliriz…

Bunun için öncelikle birbirimize açık olmalıyız… Sonra karşılıklı anlayış gerekir… Ayrıca alt yapıyı da buna göre hazırlamalıyız…

Şayet yine gecikirsek ya da geçiştirirsek, tek tek veya küme küme yok oluşa yaklaşırız…

Herkes kendinde olanla yetinir, övünür ya da oyalanırsa, geleceğimiz yer bellidir…

Bu yolda atılacak adımın, kurulacak çatının ismi ne olursa olsun önemli değil, yeter ki değer üretecek, katkı sağlayacak bir zemin olsun…

Platform, federasyon, koordinasyon, cephe, ittifak, ittihad bunlar işin zarfı, siz mazrufa bakın…

Bu işlerin önünü açacak bir mektep olmayacak mıyız?

Yeni bir gelenek başlatamayacak mıyız?

Hem inancımız, hem potansiyelimiz, hem de toplumsal talepler bizi buna zorluyor… Ayakta kalmak istiyorsak, yolda kalmak istemiyorsak buna mecburuz, yani mesulüz… Bunun için aynileşmemiz gerekmiyor, ayrılık ve farlılıklarımızla beraber ortak eylemlere ve amellere imza atabiliriz…

Yeter ki, birbirimizi yok saymayalım…

Milat Gazetesi