Home / Makaleler / Nebevi Hayat

Nebevi Hayat

ramazan-kayan88

Bugün herkes arzın en aziz misafirini konuşuyor…

Acaba O (s.a.v.)’nu konuşanlar, O (s.a.v.)’nu ne kadar tanıyor?

O (s.a.v.)’nu tanımanın yolu kronolojik bir siyer anlatımı mıdır? Klasik bir biyografi çalışması mıdır? Akademik bir araştırma çabası mıdır? Yoksa kimliğimizi O (s.a.v.)’nda tespit etmek, kişiliğimizi O (s.a.v.)’nda tamamlamak, hayatı O (s.a.v.)’nunla inşa etmek midir?

Evet, ilahi inşa projesinin mimarı Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.

Allah (c.c.) bunu, O (s.a.v.)’nun eli ile hayata geçiriyor… Tüm değer, doğru, hakikat ve hayrın ete kemiğe bürünmüş haline Muhammed (s.a.v.) diyoruz. Çünkü vahiy O (s.a.v.)’na iniyor, O (s.a.v.)’nda ahlaka, onura, özgürlüğe, adalete, erdeme dönüşüyor ve topluma hayat veriyordu…

Vahyin hayat bulmuş hali Muhammed (s.a.v.)’in ta kendisiydi…

Evet, Muhammed (s.a.v.) hayattır…

Muhammed’siz hayat batıldır… Boştur… Bayattır… Basittir… Bayağıdır…

Muhammed’siz hayat haramdır… Hamdır… Haraptır… Seraptır…

Muhammed’siz hayat merduddur… Mezmumdur… Menfurdur…

“Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeye davet ettiği zaman Allah’a ve Resulü’ne icabet ediniz…” (Enfal: 24)

Meşru ve makbul bir hayatı tanımlayan ve tamamlayan O (s.a.v.)’dur.

Bu bakımdan hayalimizdeki, hafızamızdaki Muhammed değil, hayatımızdaki Muhammed bizim için kurtarıcı ve yol göstericidir…

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hatıratını değil, hayatını gündemleştirenler felah buldular…

Bugün bize lazım olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayat hikâyesi değil, Hakikat-ı Muhammedi’nin tüm gücü ve güzelliği ile hayatımızda yankı bulması ve yön vermesidir…

Nitekim bugün yeryüzünde insanlığı kahreden kaos ve kâbusların temelinde “peygambersiz yaşamlar”ın olduğunu görmekteyiz…

Beşeriyetin baş belası tüm barbarlıklar, bedevilikler, bağiyler Muhammedsizliğin neticesi değil midir?

İnsanlık O (s.a.v.)’na dönmedikçe hayat durulmayacak, dram bitmeyecektir… O (s.a.v.) devrede olursa devran değişecek, durum düzelecektir… Muhammed (s.a.v.) karanlık hayatlara kandildir…

Peygamberi anlamadan, hayatı ne anlayabiliriz ne de taşıyabiliriz…

Nebevi örnekliğin ve önderliğin devre dışı kaldığı yer, hayatın durduğu, donduğu ve insanlığın tükendiği yerdir…

Kur’an ve Sünnet çıkışlı olmayan bakışlar, duyuşlar, duruşlar, görüşler sapkınlık ve şaşkınlıktan başka nedir ki?

Bu bakımdan hayatın her anında ve alanında Muhammedi olan geçerli, gayrısı hükümsüz kalacaktır… Her durumun, ortamın, konumun nebevi olanı esas, gerisi abesle iştigaldir… O’ndan görünen, duyulan, bilinen, ulaşan ne ise bağlayıcı olan odur…

Tavır, tasavvur, tanım, tepki, talep, teklif her şeyin sağlamasını O (s.a.v.)’nun ile yapmak durumundayız…

Sahih bir yaşamın, salih bir kulluğun sahici anlam kodları Nebi (s.a.v.)’nin risaletinde saklıdır…

Kaldı ki Hz. Muhammed’e (s.a.v.) rağmen bir hayatın ne meşruiyeti, ne makbuliyeti, ne de indi ilahide mazereti vardır… Öylesi bir hayatın hesabını verebilmenin mümkünü de yoktur…

Bizden istenen, “içimizden biri olan” Nebi (s.a.v.)’yi hayatın içinde tutmaktır… Peki, bugün bunu başardığımızı söyleyebilir miyiz? Maalesef O (s.a.v.)’nu hayatın kenarında tuttuk, yaşamın merkezine taşıyamadık… Şimdi muhitteki Muhammed’i merkeze alma vaktidir…

Ancak sormak lazım, şu bulanık çağda O (s.a.v.)’nun kutlu izini seçebiliyor muyuz? Hayatımıza O (s.a.v.)’ndan ışıklar taşıyor muyuz? Siracen münira/ Nur saçan kandilden kimliğimize nurlar yansıyor mu?

“Temizle beni ya Resulallah!” diyen sahabinin safvet ve samimiyetini günah kuşatmasında bunalan bizler nasıl yorumluyoruz?

Acaba O (s.a.v.), akıntı karşısında tutunamayan, çer çöp misali sürüklenen, sömürülen biz ümmetini nasıl uyarmıştı? Neye çağırmıştı?

Kendimizi kaptırdığımız dünyalık vehim ve “vehen”lerden nasıl kurtaracağız? O (s.a.v.)’nun Sünnet’e dayalı sade yaşamı karşısında şatafat, şaşaa ve şımarıklığımızı gördüğümüz halde ne kadar da sakiniz… Kendimizden eminiz, değil mi?

Şimdi hayatımızda O (s.a.v.)’na yer açmaya ne dersiniz?

O (s.a.v.)’nunla yüzleşmeye hazır mıyız?

O (s.a.v.)’nunla sözleşmeye var mıyız?

Özlemlerini O (s.a.v.)’nunla gidermeyenler, özneliklerini sürdüremezler…

Hayatın açmaz, açık ve arızalarını aşmak için kuşkusuz O (s.a.v.)’na muhtacız…

Yaşamın şifresi, hayatın şifası O (s.a.v.)’nda… Evet, hayatın ayarı içinde, anlamı içinde adres Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir…

O (s.a.v.)’ndan bize intikal eden kültürel bir miras, geleneksel bir alışkanlık, entelektüel bir mesaj değil, hayatı değiştirmeye matuf, yeniden kurmaya yönelik değerler manzumesi ve yaşam biçimidir…

O halde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in adına ve ardına sığınarak kendimizi savunmak mümkün değil, O (s.a.v.)’nun adına sorumluluk alabilecek miyiz, yoksa işin içinden sıyrılacak mıyız?

O (s.a.v.), tarihe mal olmuş ve tarihte kalmış bir kahraman değil, “şimdi”si de olan, “bugün”e de uzanan, “burada” da bize ulaşan bir rehberdir…

Artık her mümin, O (s.a.v.)’nda kendine bir yol bulabilmelidir…

Hülasa; demem o ki, O (s.a.v.)’nunla yeniden doğacak mıyız?

Tekrar doğrulacak mıyız?

Özgün Duruş