Home / Makaleler / Nebevi Doğuş

Nebevi Doğuş

ramazan-kayan88

Yeni bir kutlu doğumun meltemleri yüreklerimizi okşarken, nebevi sevda burcu burcu tüterken acaba kutlu doğumu doğru okuyanlardan olabilecek miyiz?

Kutlu doğum yeniden doğuşun muştusu olacak mı?

Kutlu doğumla doğabilecek miyiz? Doğrulabilecek miyiz?

Ümmetin tekrardan dirilişine gebe midir, kutlu doğum?

Hani, O (sav)’nun doğumu ile; Kisra’nın sarayından 114 burç çatırdayarak yıkılmıştı…

İranlıların bin yıldan beri hiç sönmeden yanan Ateşgedeleri sönmüştü.

Semava vadisi, taşıp sular altında kalmıştı.

Save gölü kurumuştu.

O ki, kutlu doğumla her yıl yeni bir doğuş gerçekleşiyorsa söyler misiniz, Beyaz Saray’ın burçlarında, Pentagon’un duvarlarında bir çatırdama oldu mu?

Kremlin’in temellerinde bir sarsılma oldu mu?

Çid Seddi hâlâ geçit vermiyor mu? Doğu Türkistan’ın sesi duyulmuyor mu?

Ehramlar yerinde mi? Dünyayı ateş topu ve kan gölüne çeviren eller ateşle oynamaya hâlâ doymadılar mı?

Gerçekten Muhammed’in doğumu zulmün zevaline, zulmetin zifiri karanlığına nurun galebesine işarettir…

Tıpkı Musa’nın doğumu gibi… Musa’nın doğuşu Fravun’un yokoluşu anlamına gelmiyor muydu?

Evet, şimdi merak ediyorum Semava vadisi, Save gölü ne durumda?

Fakat umutlarımı yitirmeden geleceğe yürüyorum…

İslam coğrafyasında köhne rejimlerin, işbirlikçi diktatörlerin tek tek devrilişini izlerken, kutlu doğumun tecellisi üstümüzde diyorum…

Bugünde vehametleri ve vahşetleri gideren nebevi rahmet ve mukavemetti..

Dün O’nunla hayat bulan insanlık bugün dünden daha çok O’na muhtaç…

Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun elinden tutup hayata taşıyan O idi…

Ateş çukurunun kenarında gezinen zavallılara siper olan O’nun sinesi idi…

Dağdaki haydutları inlerinden çıkarıp yeryüzünün yıldızı ve umudu kılan o değil miydi?

O yıldızlar ki, O’nun rahle-i tedrisinden geçtikten sonra kırdaki çiçekleri ezmemek için ayaklarını yere basarken titriyorlardı…

Bedeviyi medeni yapan; haramiyi sahabi kılan; eşkiyadan evliya çıkaran Muhammedi mektepti…

Çünkü Muhammed hayattı…

Allah razı olduğu hayatı O’nunla bedenleştirdi… Peygamber Allah’ın muradının şahsiyete dönüşmüş şeklidir…

Muhammed mânâdır… Merkezdir… Mekke’dir… Menbadır… Modeldir… Bu model demode olmaz…

O’dur mutemet olan… Muteber olan… Muhteşem olan…

O’nsuz hayatlar haraptır, seraptır, türaptır…

Hayatın direği, doruğu, duvarı yine O’dur…

Bu bakımdan hayalimizdeki Muhammed bizim için yol gösterici ve kurtarıcı olmayacaktır ancak hayatımızdaki Muhammed yol gösterici ve kurtarıcı olacaktır…

O halde Hz. Muhammed hayatımızın neresinde? Ne kadar içinde? Muhitteki Muhammedi sormuyorum, merkezdeki Muhammed’i arıyorum…

O’na hayran olmak yetmez, esas olan O’nunla hayat bulmaktır…

Rabbimiz buyurmuyor mu?

“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah’a ve Rasülü’ne icabet ediniz…” (Enfal 24)

Kokuşmuş, çürümüş, yozlaşmış bir hayattan tekrardan hayata dönmek için O’nun davetine icabet… İşte yaşamın şifresi ve şifası…

O’nun belirlediği yaşam kurallarını hiçe sayanlar hiç iflah olurlar mı?

Şimdi üzerimize günah saçan, bağlanıp kaldığımız ekranlardan fırsat bulup O’nun siyerini, siretini, sünnetini, şeriatını sonuna kadar soluyabilecek miyiz?

O’nun şecaatına, sehavetine, sadakatine, samimiyetine hayatımızda yer açmak durumundayız… Şefaat taleplerimizin karşılık bulması buna bağlıdır… Çünkü şefaat bir hak ediştir… Bir sonuçtur…

O nur merkezinden bir hat çekmemiz gerekiyor hayatımıza… Mekânlarımızı, ortamlarımızı cennete dönüştürmek istiyorsak yol budur…

Mehcur bıraktığımız Kur’an’a ve Rasule mecburuz…

Fitne zamanlarında O’na daha çok meftunuz…

Ekmele, ahsene, eşrefe, efdale olan yürüyüşte O’dur yol gösterici…

Unutmayalım imanımıza konu olan, O’nun misyonudur…

O’na iman eden O’nun örnekliğini, önderliğini göz ardı edemez.

Günümüze getiremediğimiz bir peygamberi insanlara nasıl anlatacağız?

Şimdi son Elçi’nin elçisi olmaya hazır mıyız?

“Felakete ya Rasulullah/Canım sana feda olsun ya Rasulullah” bilinci ile O’nunla olmaya ne dersiniz?

O’nu kutlu doğumla sınırlamadan sonsuzluğa ve sınırsızlığa yürümemiz gerekiyor…

Salavat-ı Şerifeleri O’na sunarken bilelim ki;

Salavat O’nu savunmaktır… Sorumluluktur… Sonuna kadar O’ndan vazgeçmemektir…

Milat Gazetesi