Home / Makaleler / Mûnis Tunus

Mûnis Tunus

ramazan-kayan88

4–7 Ocak 2013 tarihleri arasında Türkiye’de İslamî kimlikleri ile maruf ve mümtaz bir grup dost ile birlikte Tunus ziyaretimiz gerçekleşti. Son iki yıldır İslam dünyasında esen diriliş ve direniş rüzgarını yerinde teneffüs ve tanıklık etmek için yola düştük… Darbeler diyarından devrim iklimine yönelik bu seferimiz oldukça hareketli ve bereketli geçti.

Doğal güzelliklerin ve zenginliklerin göz kamaştırdığı bu nadide ülke, naif insanları ile hemen dikkat çekiyordu… Yıllarca Türkiye’deki Kemalist devrimlerin daha katı uyarlaması ve uygulaması ile topluma nefes aldırmayan Burgiba ve bin Ali dikta rejimlerinden sonra yeni yeni toplum kendine geliyordu… Tunus sadece nefes almakla kalmıyor, İslam coğrafyasına da diriltici bir soluk oluyordu…

Halk ayağa kalkınca, sokağa inince, sarayın ne kadar aciz kaldığı bir daha görülüyordu… Tunus devrimi, sokağın saraya galebesiydi… Buazizi ile başlayan kıvılcım birçok ülkede özgürlük ateşini tutuşturmuştu…

Halk “Arap Baharı” kavramı yerine “Servetü’l-Hürriyye ve’l-Kerame, (Özgürlük ve Onur Devrimi)” diyordu…

Evet, kibar insanlar eliyle “Kerim bir devrim” gerçekleşmişti… Gerçekten bizim zihnimizde devrim, militanlığa çağrışım yaparken, Tunus’ta mülayim devrimci bir toplumla karşılaştık… Yine de umarım, devrim zamanla kendi çocuklarını yemeye yeltenmez…

Bu centilmen halkın onurlu direnişine, ordu da saygı duymuştu… Devrim sürecinde General Raşid Ammar; halka ateş açmayı reddetmişti… Tunus’ta çok güçlü bir Frankofon kültür tesis edilmesine rağmen bu halkın, İslami tercihini doğru okumak lazım… Hatta yapılan ilk seçimde Nahda’nın % 40’lık bir oranla seçimi kazanmasını hazmedemeyen diğer ideolojik çevreler bu durumu şöyle ifadelendirmişlerdir:

“İslamcılar devrimi çaldı.”

Tüm olumsuzluklara rağmen devrimden önce en örgütlü yapılar Müslümanlara ait olduğu için sürece müdahil olmakta ve kontrol etmekte zorlanmadılar… Ancak bu her şeyin yolunda gittiği anlamına gelmiyor… Eski rejim kalıntısı medya, bürokrasi, sermaye hâlâ güçlü… Yıllarca cemaatleşme ve muhalefet zemininde hareket eden İslamcılar şimdi devletleşme ve iktidar sınavı veriyorlar… Halkın beklentileri yüksek, tahammülü azalmış durumda; “sabır bizi öldürdü” diyorlar… Nahda “zamana ihtiyacımız var”, diyor…

Gannuşi: “Devrim devam ederken, artçı şoklar üzerine bina inşa edemezsiniz.” diyerek zaman kazanmaya çalışıyor…

Fakat şu bir gerçek ki; bu devrim ile birlikte Müslüman halklar kendi güçlerini yeniden keşfettiler… Korku tünellerinden çıktılar, zillet gömleğini yırttılar… Özgürlüklerin mümkün olduğunu gördüler… Tunus’ta yılların diktatörünün 23 günde nasıl yerle bir edildiğine tüm dünya tanıklık etti… 14 Ocak 2011’e kadar Tunus halkı despot devletin çizmeleri altında idi, bu tarihten sonra ceberut devlet ayakaltı oldu… Yeter ki mazlum halklar ayağa kalksın…

Tunus devrimi ulusal sınırlara takılı kalmadı… Ümmet içinde bir ufuk ve umut oldu… Diktatörler içinse bir uyarı oldu… Fas kralı bu devrimden ders aldı, aşamalı da olsa özgürlüklerin önünü açmaya başladı…

Tunus’taki İslamî yapılanmaların yıllarca illegal bir örgütlenme geleneğinden gelmelerine rağmen yeni sürece uyum sağlama ve politika üretmede zorlanmadıklarını gördük… Ziyaret ettiğimiz Selefîler (Islah Cephesi)’nin bile aktif olarak siyasallaşma ve toplumsallaşma konusunda ciddi mesafeler aldıklarına tanık olduk…

“İnsan onuru korunmalıdır. İnsana bu onuru bahşeden Allah’a da itaat edilmelidir” diyorlardı.

İki noktaya vurgu yapıyorlardı:

1- Özgürlüklerin kökleşmesi…

2- Yolsuzlukların kökünün kurutulması…

Sığ, dar, katı, tahammülsüz bir algıdan öte ilkeli bir açılımdan, değer merkezli bir atılımdan yana görüş beyan ediyorlardı… Anlaşılan o ki, Batı literatürü ile barışık bir Nahda’yı kontrol edecek Islah Cephesi bir artı olarak varlığını sürdürüyordu…

Ayrıca Hizbu’t-Tahrir de, Tunus’ta kayda değer bir tabana sahip olarak, s,yasallaşma sürecinde aktif bir tutum içinde bulunuyorlar.

Hülasa, Tunus’taki İslamî Hareket, dinamizmini koruyarak hayatın içinden yol almaya devam ediyor… Farklılıklar, birlikte iş yapmaya engel değil…

Umarız ve dua ederiz ki, son yarım yüzyılda ümmetin Afganistan, İran ve Sudan devlet deneyimlerinde yaşadığımız hayal kırıklıklarını yeni süreçte Tunus, Mısır ve Libya’da yaşamayız… Sadece İslam Ümmetine değil, ideolojilerin iflas ettiği tüm insanlığa yeni bir model sunma imkânı sağlar…

Sözü, Tunus Millî Marşı’nın şu dizeleri ile bitirmek istiyorum:

“Bir gün halk isterse eğer,

Mutlaka karşılık verir kader.

Gecenin şafağı söker,

Ve prangalar parçalanır gider!”