Home / Makaleler / Modaizm (Fashionism)

Modaizm (Fashionism)

ramazan-kayan88

“Türkiye ilk sırada…” haber böyle başlıyordu, hem de iri puntolarla… Nerede mi? İslami kesime nispet edilen bir günlük gazetede… Başlık dikkat çekici, hem de heyecan verici idi… Ancak öne çıkarılan bu haberin devamını okuduğumuzda derin bir inkisar ve acı bir hüzün yüreğe oturuyordu… Önce haberin özetine göz atalım:

“Küresel ekonomide İslami moda giderek büyüyor. 2012’de 224 milyar dolara ulaşan Müslüman tüketicilerin giyim harcamalarında Türkiye 25 milyar dolarlık harcama ile ilk sırada yer alıyor. 2018’de ise harcamalar 322 milyar doları aşacak.”

Bu haber aslında şu gerçeği resmediyordu; insan hayatında temel ihtiyaçlar listesinde başı çeken giyinme son yüzyılda ihtiyaç boyutunu aşarak “moda” akımını oluşturuyordu…

Moda dediğimiz olgu moda olmakla kalmıyor, farklı bir yaşam biçimine, dünya görüşüne evriliyor… Felsefi arkaplanı olan modern zamanların yeni ideoloji olarak dünyada en çok bağımlısı olan

Modaizm (Fashionism) tüm din, kültür, medeniyet, toplum ne varsa önüne katıp kasıp-kavuruyor…

Moda denilen sektör, adeta mali bir teröre dönüştü…

Moda marazı ile malul olmayan kimse yok gibi… Modanın karşı konulamaz gücü karşısında herkes çaresiz… Sanki bir tüketim köleliği… Artık belirleyici olan ihtiyaçlar değil isteçler… Anlam ve amacından soyutlanan giyim, arzuların azgınlığına dönüştü… Moda denilen illet sadece giyimle de sınırlı değil… Giyim-kuşam başta olmak üzere ayak giyimi, aksesuar, makyaj, kozmetik, pirsing ya da mobilyada popüler stil çepeçevre yaşamı kuşatıyor…

Toplumun tüketim trendlerini belirleyen bu algı lüks ve israfın en koyu ve katı uygulamalarını dayatıyor… Kundaktaki bebekler bile bu belaya karşı savunmasız…

Sınır tanımayan beğenilme isteği ve görünürlülük arzusu taşıyan insana, her türlü maskaralık ve saçmalık moda ambalajı ile sunuluyor ve nesiller büyüleniyor…

Metroseksüel erkekleri geçtik, şimdilerde uniseks adıyla erkek bayan aynı kıyafeti giyme yarışında hız kesmiyorlar…

Tam da Efendimiz (s.a.v)’in haber verdiği yerdeyiz… Erkekleşen kadınlar… Kadınlaşan erkekler… Ve de giyinik çıplaklık günlerindeyiz…

Dindarlar da bu dalgaya direnmediler… Değerler aşınıyor, doğrular sulanıyor, duyarlılıklar ölüyor…

Görünürlülüğü öne çıkan görece bir dindarlık kabul görüyor… Defilenin, modanın, markanın, modelin, modernitenin “bizce”si bizi amansız vuruyor…

Bizim mahallenin yeni jenerasyonundaki dejenerasyon daha hızlı, daha acımasız… Kendi mahallesine burun kıvıran karşı mahalleye aşık bir nesille karşı karşıyayız…

Umursamaz, uyuşumcu, uysal bir gençlik ve de uğursuz bir gidişat…

Farzı bilmeyen, tarzı önemseyen kuşakların kaygıları farklı… Evrilen dindarlık, eğilen dindarların hangi limana demir atacakları belli değil…

Bu süreçte tesettürde modalaşmakta gecikmedi…

Tesettürden teşhire geçişte insanımız zorlanmadı…

Kadının zinetini örtmek amacına yönelik olan tesettür, bugün kendisi zinetleşti…

Vücudu örtmesi beklenirken, tesettür üzerinden vücud gösterisi teşvik görüyor…

Tesettürün felsefesi zedelendi… Amacı unutuldu… Hikmeti kayboldu…

İsrafı teşvik eden, hazları yücelten, arzuları kışkırtan, tüketimi tahrik eden bir seyirlik ve reklamlık öğeye dönüştü örtü…

Kadını vitrine taşıyan modernizm, bizatihi kadının varlığına kastetti…

Örtü, dürtü vesilesi oldu…

Yine insan sormadan edemiyor: Kıyafetlerin şıklığı mı yoksa o kıyafetlerin içindeki kifayetsizlerin cazibesi mi daha ilgi çekici?

Arabesk yaşama uyumlu bir aksesuara dönüştü tesettür…

Anlaşılan, bu modavari başörtüsü daha uzun zaman başımızı ağrıtacağa benziyor…

Peki ne yapmalıyız?

Tabutun markasını, kefenin modasını tefekkür ederek, gündemi değerlendirmeliyiz…

Ve de kendimizi takva örtüsüne ikna etmeliyiz…

Yani yeniden iman etmeliyiz…

Milat Gazetesi