Home / Makaleler / Mescid-i Aksa’da Namaz

Mescid-i Aksa’da Namaz

ramazan-kayan88

Son yıllarda iç dünyamda yaşadığım en ciddi ikilemdi. Bu şartlarda Kudüs’ü ziyaret edebilir miydim?

Şayet gitmemem gerekiyorsa, o takdirde ruhumu kemiren bu sorudan nasıl kurtulabilirdim? Aklımla duygularım çatışıyordu. Aklım gidilmemesi gerektiğini söylerken, duygularım tam aksine gitmem yönünde beni zorluyordu. Gitmemek siyaseten doğru idi, ancak ruhumun önlemez baskısı karşısında daha fazla direnemedim. Kuds’ü şerife yol gözüktü. Yüreğim buruk, bir o kadar da tedirgindim. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözlerinde teselli arıyor, teskin olmaya çalışıyordum. En yalın ifadelerle o buyurmuyor muydu; yeryüzünde ibadet amaçlı ziyaret edilecek üç mescidden birinin de Mescid-i Aksa olduğunu? Yine şu ibareler ona ait değil miydi?

“Oraya (Mescid-i Aksa’ya) gidiniz ve içinde namaz kılınız. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderiniz.” (Ebu Davud).

Efendimiz bize böyle bir hedef belirlerken henüz Kudüs bir İslam beldesi değil, gayrimüslimlerin egemen olduğu topraklardı. Böyle olmakla beraber Rasulullah (s.a.v.) iman edenlerin hafızasına böyle bir sorumluluğu yüklüyordu. Hadis-i şerifteki “zeytinyağı” bir semboldür. Mescid-i Aksa bilincini canlı tutmaya yönelik bir uyarıdır… Kudüs’ü sahiplenme ve savunmanın evrensel bir görev olduğunu önümüze koymaktadır… Amaç Mescid-i Aksa’nın ışığı sönmesin… Çünkü Kudüs’te karanlığa ve karamsarlığa yer yoktur…

Bu duygularla Ramazan ayının son günlerinde kendimizi Kudüs’te bulduk… Oruçlu halimizle uruc arayışındaydık… Mirac yurdundaydık… Çivilenip kaldığımız yeryüzü değerlerinden soyutlanıp gök merkezli bir açılımı yakalamak azmindeydik… Belki bu sayede yüceliğe ve yüceler yücesine yol bulabilecektik…

Mescid-i Aksa üzerindeki mazlumiyet ve mahzuniyete rağmen ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiş durumda. Asil ve aziz bir duruşu temsil ediyor. Direniş üssü, diriliş yatağı, özgürlük ocağı el-Aksa… el-Aksa’yı uzak sanıyordum, meğer ki akreb (çok yakın)miş…

Mescid-i Aksa etrafında daralan Siyonist çembere rağmen yüreklere inşirah ve itminan sunmaya devam ediyor… En zor şartlarda bile mescidin gücünü buradan daha net müşahede edebiliyoruz.

Mescid-i Aksa hayatın tam merkezinde… Mescidde konuşlanmış bir ümmetle karşı karşıyayız… Teravih, Cuma ve Bayram namazlarındaki o muhteşem tablo… Menşei, membaı, mebdei mescid olan bir hayatla iç içeyiz…

Kudüs’te 250 bini bulan Müslüman nüfus, yediden yetmişe herkes mescide taşınmış sanki; hem de aile boyu… Harem dâhilindeki Hz. Ömer mescidi hanımlara tahsis edilmiş… Evet, Kubbetu’s-Sahra analar içindi… Anaların Meryemcesi, Hacercesi, Asiyecesi hepsi bir arada… Sanki Hannece adayışlar için orada saf tutmuşlardı…

Mescid-i Aksa’nın çekim kuvveti ve etki gücü karşısında hiçbir mü’minin dışarıda kalması mümkün mü? İlginçtir hasretini çektiğimiz mescid iklimini, kardeşlik ruhunu, işgal altındaki Mescid- Aksa’da teneffüs ediyorduk… Mübarek kılınmış topraklarda secdelerimizle sükûnet bulmuş, sekinet arıyorduk…

Mescid-i Aksa’daki itikaf bir başka… Adım atacak yer yok… Her sütunun yanında, arkasında sanki mü’minler mevzide… O sıra anlıyorum intifadayı besleyen ana damarın itikaf olduğunu… Evet, her itikaf aynı zamanda bir ribat… Bir nöbet… Mutekif murabıtlar, enfüsi ve afaki bir direnişe yoğunlaşmış durumda… İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik iğrenç emelleri, sinsi tuzakları devam ettiği sürece belki de Müslümanların itikaflarını yılın 365 gününe ve günün 24 saatine yaymaları gerekecektir… Deruni olmayan bir direnişin devamlılığı olmaz, biliyoruz… Mescid merkezli gelişmeyen bir İslami mücadelenin yarınlara taşınmasının mümkün olamayacağını buradan daha net görüyoruz…

Soruyorum kendime; Filistinliler mi Mescid-i Aksa’yı koruyor, yoksa Mescid-i Aksa mı Filistinlileri? Anlaşılan o ki; Allah azze ve celle Filistinlilerle Mescid-i Aksa’yı, Mescid-i Aksa ile de Filistinlileri koruyordu…

Mescid-i Aksa’da duaya doyum olmaz… Kıyamda onlarca dakika süren kunut duaları ile insanlar sanki kanatlanıyorlar… Meleki bir ruh hali ile başka bir âleme göç var… Ellerini uzatsalar rahmetle temasa geçecekler şimdi… Duadaki bu derinlik, “âmin”lerdeki bu içtenlik, bildik sınırları zorluyor… Gözyaşları ile yıkanan dua kelimeleri öteler ötesine taşıyor mü’minleri… Evet, ıslak cümlelerimizle tükenen dualarla yeniden buluşuyoruz… Daüssılamıza dua derman oluyordu… Herkes, değersizleştirilen bir dünyada kendine dua ile değer katma derdindeydi…

Ramazan ayının son Cuması, dünya Müslümanları için Kudüs günü… Ve biz o gün Kudüs’te Mescid-i Aksa’dayız… O saatte oraya gelebilme takati olan herkes orada… Sadece Kudüs’te ikamet edenler değil, çevre illerden yol bulabilen herkes 142 bin metrekarelik alanı hınca hınç doldurmuş… Hatta İsrail’in ördüğü utanç duvarını hayatını riske atıp geçip gelenler var… Bu Cuma’ya katılmak için rogarlardan geçmeyi bile göze alanların olduğunu duymak nasıl bir duygu tahmin edersiniz… Ve okunan hutbe; yürekleri titreten, aksiyon ve aşk fışkıran cümleler…

Cesaretin, izzetin, ilmin, imanın, adanmışlığın burcu burcu yayıldığı bir atmosfer… Evet, yıllardır hasretini çektiğim hutbeyi Mescid-i Aksa’da dinliyordum… İlmin izzeti, heybeti dile gelmişti… İmamı dinledikçe İsrail gözümüzde küçülüyordu… Ve bir yerde imam bir cümlenin altını çiziyor, üç defa tekrar ediyordu;

“Birazdan buradan ayrılıp gideceksiniz, yüreğinizi Mescid-i Aksa’da bırakıp öylece gidiniz.”

Evet, bu cümlenin muhatabı doğrudan biz idik. Yüreklerini ortaya koymaları gereken bizden başkası değildi…

İnancım o ki, gündeminde ve gönlünde Mescid-i Aksa olmayan her kul kusurlu ve özürlüdür…

Mescid-i Aksa için atmayan yürek bedende yüktür; hatta yok hükmündedir…

Ben bunları düşünürken Cuma imamının namazı kıldırırken seçtiği ayetler bizi derinden sarsıyordu… İlk rekâtta okunan ayet, Kudüs pazarında bedel ödeme çağrısıydı:

“Hiç şüphesiz Allah, iman edenlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır…”

İkinci rekâttaki ayet, hedefi daha da genişletiyordu:

“Ey iman edenler! Kâfirlerden size en yakın olanlarla savaşın; siz de bir güç ve caydırıcılık görsünler…”

Bedel ödeyenlerin dilinden okunan ayetler yüreklere işliyordu, artık bize düşen ise gözyaşlarımızla “amenna ve saddakna” demekten başka ne olabilirdi?

Ancak bir kaygımı da paylaşmak isterim; bir tarafta Hizbullah’ın İsrail’e karşı gerçekleştirdiği onurlu direnişine ve HAMAS’ın yılmaz mukavemetine artan yoğun ilgimize karşın, diğer yandan Kudüs’e duyarlılığımızın ihmale uğramasıdır…

Bu kaygımda yanılmış olmayı umarım.

Özgün Duruş