Home / Makaleler / Medine Modeli

Medine Modeli

ramazan-kayan88

Hamd olsun ki; Hz. Muhammed (s.a.v.)’in huzurundayız. Yani huzur iklimindeyiz. Makam-ı İbrahim’de Hz. İbrahim (a.s.)’in izini yakalayan hacılar, bu izi sürerek Muhammedi çizgiyle buluştular.

İbrahimi gelenekle, Muhammedi geleceğin kucaklaştığı beldedeyiz. Rahman’ın misafirleri artık rahmetin mücavirinde idiler. Makam-ı İbrahim’den Makam-ı Mahmud’a uzanan yolun kıvrımlarında bu yolun salikleri deruni bir seferin sorumluluğu altında sonsuzluğu hedefliyorlar…

Çağın getirdiği düşünsel bulanıklık, yapısal belirsizlik, pratikteki boşluk ve bocalamalara nebevi müdahalenin yansıması nasıl olacak, anlamaya çalışıyoruz. Bu arada düşünüyoruz, siracen münira / Nur saçan kandilin karanlıkların ve karanlık güçlerin üzerine yürümesi kimin eliyle gerçekleşecek? Bunun için Münevver Medine’yi inşa eden ellerle tanışık olmamız gerekiyordu. Doğal olarak Medine’yi Medine yapan ilkeleri, değerleri, ruhu ve bilinci bilmek durumundayız…

Evet, Medine’de “Medine” arayışındayız…

Ümmet olarak, Medine’sizliğin gurbetinde, medeniyetsizliğin girdabında yeni bir medeniyet tasavvurunun anlam kodlarını yakalayabilecek miyiz?

Hicret yurdunda hikmet arayışındayız…

Eman yurdunda, iman diyarında yeni imkânlar ve açılımlar peşindeyiz. Ancak modern kent teknolojisinin tüm ihtişamını kuşanmaya başlayan Mekke ve Medine bu görünümü ile ruhun ihtiyaç duyduğu itminan ve inşirahı vermekten uzak görünüyor. Buna rağmen bize düşen görev, bu görüntülere takılı kalmadan öze inmek, Medine ruhunu ve modelini güncellemek ve gündemleştirmektir…

Belki de bugün en ciddi sorunumuz; örneksizliğimiz ve öndersizliğimizdir, diyebiliriz.

Şimdi Mekke ve Medine üzerinden bu soruna çözüm arayalım:

Kur’an-ı Kerim iki yerde “üsve-i hasene/güzel örneklik” ten bahseder:

Biri: “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel örnek vardır…” (Mümtehine- 4)

Mekke-i Mükerreme’nin her karesinde kerem ve hilim sahibi İbrahim ailesinin sizi karşıladığını ve kucakladığını hissediyorsunuz…

Yüce Allah’ın Mekke’ye ikramı; Al-i İbrahim’di…

Tüm semboller, roller ve yollar bizi o aileye, o eşsiz örnekliğe taşıyor…

O örneklikte; Tevhid, hidayet, teslimiyet, tevekkül, adanmışlık, tutarlılık, kararlılık, direniş, erdem, ahlak, hilim, cömertlik, cesaret, vefa, fedakârlık, ferağat, fehm, sadakat, samimiyet, ciddiyet, her şey… tüm güzellikler ve yüce değerler mevcut…

Diğeri ise Allah’ın Medine’ye ihsanı; Al-i Muhammed / Muhammed ailesi…

O eşsiz örnekliği gündemleştiren yine Kur’an’dır;

“And olsun sizin için Allah’ın resulünde güzel bir örneklik vardır…” (Ahzab – 21)

Medine’yi münevver kılan nur sahibinin civarındayız… Attığınız her adımda onun hatırası sizi sarıyor. Ancak bize lazım olan hatırası değil, hayatıdır… Çünkü biliyoruz ki, Muhammed’in hatıratı bizi kurtarmayacak, onun nezih hayatı kurtarıcı bir önderlik ve örneklik içeriyor…

Bu örneklikte; insanlık tarihi buyunca görülen tüm güzelliklerin, yüceliklerin ve değerlerin mecmuası olduğunu göreceksiniz…

Tevhid’in toplumsal dönüşümüne tanıklık eden, vahyin ete – kemiğe büründüğü bu beldede geleceğe yol arıyoruz…

Hz. Resul’e bakıyoruz ki; o sadece yol göstermedi, gösterdiği yolda herkesten önce ve en önde kendisi yürüdü…

Yürüyen peygamberin, oturan ümmeti bu gerçeği nasıl, ne kadar anlayabilecekti?

Evet, ortada bir kadim / önceki üsve / örnek, bir de hatim / sonraki üsve / örnek bulunuyor. Şimdi kadim ile hatim arasında bizim durumumuz nedir? Bu örneklikleri özümsüyor muyuz? Önemsiyor muyuz? Önceliyor muyuz? Yoksa öteleyip, uzaklaşiyor muyuz?

Medine dedik de unutmayalım, Medine sadece mabedleri ile maruf ve meşhur bir şehir değildir. Nice savaşlara sahne olmuş meydanları ile de malum değil midir? Bedir, Uhud, Hendek, Beni Kureyza, Beni Nadir, Beni Kaynuka gazveleri Medine algımızı ne kadar etkiliyor?

Medine ziyaretini sadece Mescid-i Nebevi’de 40 vakit namazla sınırlayan zihin Muhammed-i modelin bütünlüğünü idrakten uzaktır… Mescid’e 5 km mesafede bulunan Uhud’un verdiği mesajı okumaktan yoksun bir anlayış fiziksel olarak Ravza’da bulunsa bile bilinç olarak gerçeğe yabancılaşmış durumdadır.

Bu ümmet Uhud’dan koptuktan sonra dünyevileşmede sınır tanımaz oldu…

Uhud’daki okçular misali mevzilerini terk edenler, mabedlerden hiç çıkmasalar bile onlar için zillet ve esaret kaçınılmazdır…

Uhud’u unutan ümmet, cihad ruhundan ve şehadet bilincinden koptu.

Evet, Mescid-i Nebevi’de namaz kılmak sadece nakdi bedel gerektiriyor. Ancak Uhud’u yaşamak yeterlilik ve yürek istiyor. Merak ediyorum; Mescid’deki Nebi’ye ilgi duyan insanlarımız Uhud’daki Nebi ile neden ilgilenmezler?

Şimdi, Kur’an-ı kerim’de 60 küsur ayetin Uhud’dan bahsediyor olması daha iyi anlaşılıyor. Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in “ Uhud bizi, biz Uhud’u severiz.” İfadesi bizde neye çağrışım yapıyor?

Gerçekten Uhud bir mekteptir… Hayata Uhud’dan bakmanın zaruretine inanıyorum…

Arınmanın, ayrışmanın, adanmanın adresi Uhud’dur, bunda kuşku yok!

Uhud, umuttur…

Uhud, ufuktur…

Uhud’u olmayanların safileşmeleri, sağlamlaşmaları nasıl mümkün olabilir ki ?

Uhud’da olmayanların samimiyet ve sadakatleri sorunludur…

Evet, Uhud’u olmayanların yarınları da yoktur…

Hamd olsun ki; Hz. Muhammed (s.a.v.)’in huzurundayız. Yani huzur iklimindeyiz. Makam-ı İbrahim’de Hz. İbrahim (a.s.)’in izini yakalayan hacılar, bu izi sürerek Muhammedi çizgiyle buluştular.

İbrahimi gelenekle, Muhammedi geleceğin kucaklaştığı beldedeyiz. Rahman’ın misafirleri artık rahmetin mücavirinde idiler. Makam-ı İbrahim’den Makam-ı Mahmud’a uzanan yolun kıvrımlarında bu yolun salikleri deruni bir seferin sorumluluğu altında sonsuzluğu hedefliyorlar…

Çağın getirdiği düşünsel bulanıklık, yapısal belirsizlik, pratikteki boşluk ve bocalamalara nebevi müdahalenin yansıması nasıl olacak, anlamaya çalışıyoruz. Bu arada düşünüyoruz, siracen münira / Nur saçan kandilin karanlıkların ve karanlık güçlerin üzerine yürümesi kimin eliyle gerçekleşecek? Bunun için Münevver Medine’yi inşa eden ellerle tanışık olmamız gerekiyordu. Doğal olarak Medine’yi Medine yapan ilkeleri, değerleri, ruhu ve bilinci bilmek durumundayız…

Evet, Medine’de “Medine” arayışındayız…

Ümmet olarak, Medine’sizliğin gurbetinde, medeniyetsizliğin girdabında yeni bir medeniyet tasavvurunun anlam kodlarını yakalayabilecek miyiz?

Hicret yurdunda hikmet arayışındayız…

Eman yurdunda, iman diyarında yeni imkânlar ve açılımlar peşindeyiz. Ancak modern kent teknolojisinin tüm ihtişamını kuşanmaya başlayan Mekke ve Medine bu görünümü ile ruhun ihtiyaç duyduğu itminan ve inşirahı vermekten uzak görünüyor. Buna rağmen bize düşen görev, bu görüntülere takılı kalmadan öze inmek, Medine ruhunu ve modelini güncellemek ve gündemleştirmektir…

Belki de bugün en ciddi sorunumuz; örneksizliğimiz ve öndersizliğimizdir, diyebiliriz.

Şimdi Mekke ve Medine üzerinden bu soruna çözüm arayalım:

Kur’an-ı Kerim iki yerde “üsve-i hasene/güzel örneklik” ten bahseder:

Biri: “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel örnek vardır…” (Mümtehine- 4)

Mekke-i Mükerreme’nin her karesinde kerem ve hilim sahibi İbrahim ailesinin sizi karşıladığını ve kucakladığını hissediyorsunuz…

Yüce Allah’ın Mekke’ye ikramı; Al-i İbrahim’di…

Tüm semboller, roller ve yollar bizi o aileye, o eşsiz örnekliğe taşıyor…

O örneklikte; Tevhid, hidayet, teslimiyet, tevekkül, adanmışlık, tutarlılık, kararlılık, direniş, erdem, ahlak, hilim, cömertlik, cesaret, vefa, fedakârlık, ferağat, fehm, sadakat, samimiyet, ciddiyet, her şey… tüm güzellikler ve yüce değerler mevcut…

Diğeri ise Allah’ın Medine’ye ihsanı; Al-i Muhammed / Muhammed ailesi…

O eşsiz örnekliği gündemleştiren yine Kur’an’dır;

“And olsun sizin için Allah’ın resulünde güzel bir örneklik vardır…” (Ahzab – 21)

Medine’yi münevver kılan nur sahibinin civarındayız… Attığınız her adımda onun hatırası sizi sarıyor. Ancak bize lazım olan hatırası değil, hayatıdır… Çünkü biliyoruz ki, Muhammed’in hatıratı bizi kurtarmayacak, onun nezih hayatı kurtarıcı bir önderlik ve örneklik içeriyor…

Bu örneklikte; insanlık tarihi buyunca görülen tüm güzelliklerin, yüceliklerin ve değerlerin mecmuası olduğunu göreceksiniz…

Tevhid’in toplumsal dönüşümüne tanıklık eden, vahyin ete – kemiğe büründüğü bu beldede geleceğe yol arıyoruz…

Hz. Resul’e bakıyoruz ki; o sadece yol göstermedi, gösterdiği yolda herkesten önce ve en önde kendisi yürüdü…

Yürüyen peygamberin, oturan ümmeti bu gerçeği nasıl, ne kadar anlayabilecekti?

Evet, ortada bir kadim / önceki üsve / örnek, bir de hatim / sonraki üsve / örnek bulunuyor. Şimdi kadim ile hatim arasında bizim durumumuz nedir? Bu örneklikleri özümsüyor muyuz? Önemsiyor muyuz? Önceliyor muyuz? Yoksa öteleyip, uzaklaşiyor muyuz?

Medine dedik de unutmayalım, Medine sadece mabedleri ile maruf ve meşhur bir şehir değildir. Nice savaşlara sahne olmuş meydanları ile de malum değil midir? Bedir, Uhud, Hendek, Beni Kureyza, Beni Nadir, Beni Kaynuka gazveleri Medine algımızı ne kadar etkiliyor?

Medine ziyaretini sadece Mescid-i Nebevi’de 40 vakit namazla sınırlayan zihin Muhammed-i modelin bütünlüğünü idrakten uzaktır… Mescid’e 5 km mesafede bulunan Uhud’un verdiği mesajı okumaktan yoksun bir anlayış fiziksel olarak Ravza’da bulunsa bile bilinç olarak gerçeğe yabancılaşmış durumdadır.

Bu ümmet Uhud’dan koptuktan sonra dünyevileşmede sınır tanımaz oldu…

Uhud’daki okçular misali mevzilerini terk edenler, mabedlerden hiç çıkmasalar bile onlar için zillet ve esaret kaçınılmazdır…

Uhud’u unutan ümmet, cihad ruhundan ve şehadet bilincinden koptu.

Evet, Mescid-i Nebevi’de namaz kılmak sadece nakdi bedel gerektiriyor. Ancak Uhud’u yaşamak yeterlilik ve yürek istiyor. Merak ediyorum; Mescid’deki Nebi’ye ilgi duyan insanlarımız Uhud’daki Nebi ile neden ilgilenmezler?

Şimdi, Kur’an-ı kerim’de 60 küsur ayetin Uhud’dan bahsediyor olması daha iyi anlaşılıyor. Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in “ Uhud bizi, biz Uhud’u severiz.” İfadesi bizde neye çağrışım yapıyor?

Gerçekten Uhud bir mekteptir… Hayata Uhud’dan bakmanın zaruretine inanıyorum…

Arınmanın, ayrışmanın, adanmanın adresi Uhud’dur, bunda kuşku yok!

Uhud, umuttur…

Uhud, ufuktur…

Uhud’u olmayanların safileşmeleri, sağlamlaşmaları nasıl mümkün olabilir ki ?

Uhud’da olmayanların samimiyet ve sadakatleri sorunludur…

Evet, Uhud’u olmayanların yarınları da yoktur…

Özgün Duruş