Home / Makaleler / Kavram Dünyamız…

Kavram Dünyamız…

ramazan-kayan88

Modernizmin neden olduğu bir kırılmaya maruz kalan Müslüman zihnin kavram karmaşası içinde bocaladığı görülmektedir. Bunu tetikleyen temel unsur ise “örtülü bir sekülerizm”in Müslüman camialarda revaç bulmasıdır. Bünyenin derinliklerinde yayılan bu “gizli dünyevileşme” İslam’ın geleceğini de tehdit eden en kaygı verici marazi haldir…

Popüler kültür süreç içerisinde kültürel bir şizofreniye dönüşmekte, genç nesiller üzerinde iğva ve iğfal ürkütücü boyutlarda seyretmektedir. Hakeza, seküler yaşam, liberal yönelim, bireysel algı, insanımızın değerlerine yabancılaşmasına ve kendinden uzaklaşmasına neden olmaktadır.

Din dilini yadsıyan kimi İslamcı entelijansiya, dilsizliğin dinsizliğe açılan bir pencere olduğunu unutuyorlar… Kavramların mana boyutunu sınırlayan, anlamları kısırlaştıran, dar alana hapseden bu anlayışın hangi değirmene su taşıdığının farkında bile değil… Batılı kavramlarla düşünüş, modern kalıplarla yasayış biçimi, profan bir hayatın bataklığını cazip kılabiliyor… Bunun etkisinde kalan Müslüman kitleler yaşanan dönüşümün etkisinde belirsizlik ve bulanıklık içinde bunalıma müşteri olmaktadırlar…

Bu süreçte yaşanan kavram krizinin bir tahlilini yapacak olursak, acaba nasıl bir tablo ile karşılaşırız?

Son yıllarda Müslüman camiaların söylemlerine bile yansıyan bu değişim aslında dipten gelen bir yozlaşmanın sinyallerini veriyor…

Şimdi hayatın değişik kesitlerinden seçtiğimiz kavramlar üzerinden bir durum değerlendirmesine gidebiliriz… Nerede durduğumuzu tespit edebiliriz… Çözüme gidebilmek için önce gerçekçi tespitlerde bulunmamız gerekiyor…

Değerlerin yerine çıkarlar konuşuyorsa derin derin durup düşünmek lazım… Anlamın yerini yarar, mananın yerini meta ve eşya, meadın yerini madde aldıysa kat ettiğimiz mesafeye yeniden bakmamız gerekmiyor mu? Nereden nereye?

Kulluk gereklilikleri ve yükümlülükleri yerine piyasa kanunları ve kuralları hayatımızda belirleyici oluyorsa hayatın meşruiyeti korunabilir mi? Bunun kaçınılmaz sonucu olarak felahınyerini refah,bereketin yerini gelir artışı, kanaatın yerini rekabet, ecrin yerini ücret, helal kazancın yerini kârlıyatırım, adaletin yerini kalkınma, ideallerin yerini reel-politik almaz mı? Bu durumda neleri kaybettiğimizi sormamız gerekmiyor mu?

Takva örtüsü yerine başarı formasını giyinip başarının büyüsü ile büyükleniyorsak vay başımıza gelenlere! Sosyal başarı hesapları bizi ulvi hedeflerden kopardı. Artık muttaki toplum arayışları yerini müreffeh toplum idealine bıraktı…

Bu durumda “olma”nın, şahit olmanın yerine baskın çıkan sahip olma güdüsü oldu. Sahip olma arzusu sınır tanımadı. Sonuç, sömürü ve savaştan başka bir şey değildi.

Bu hırs yüce ahlakı yerinden etti, global etik konuşulur oldu. Ahlakın yerini işbitiricilik, işbilirlik hızla doldurdu…

Kardeşlik artık sadece bir nostaljiydi, “kâr”daşlık revaçta… Hasbiliğin, harbiliğin yerini hesabilik, fırsatçılık sarmıştı… Adanmışlık, vefa, erdem kavramları yerlerini uyanıklık ve kurnazlığa terk etti. Çünkü yüce değerler karın doyurmuyordu, dünyalık getirisi yoktu…

Kolektif ruhun, cemaat bilincinin yerine prim yapan katı bireycilik ve bencilliklerdi… Bireyci ve bencil dünyanın paylaşımı yok… Katılımı yok… Dayanma ve dayanışması yok…

Dünyevi kaygı, korku ve kuşkuların girdabında çırpınan bireyler krizleri tasaddukla gidermek yerine tasarrufla aşacaklarına inanıyorlar…

Sefer sorumluluğundan sıyrılan mükellefler seyir kültürünün nesneleri olmakta karar kıldılar… Şimdilerde izleyici sıralarında yorum ve eleştiri ile tatmin olmanın tadını çıkarıyorlar…

Salih amelin yerine daha çok sosyal ve sportif faaliyetler öncelendi… İrfanın yerine kültür, davetin yerine propaganda, marifetin yerine malumat, riayetin yerine rivayet revaç buldu…

Mabed merkezli bir hayattan, market eksenli bir yaşama kayış var… Aslında bu kapitalizmin karanlık kulvarında yok oluşun başlangıcından başka bir şey değil… Büyük alışveriş merkezlerinin çekim gücü karşısında insanlarımız çaresiz… Herkes alışverişte ama alıp veren yok…

Hakk’ın rızası unutulunca, toplumun beğenisi belirleyici oldu… Ne olduysa bundan sonra oldu… Huşu, haşyet, haya gidince kuşkusuz hazlar konuşur…

İffetin, izzetin tedavülden kalktığı günlerde insanların tek derdi imaj ve karizmadır… Modern zamanlarda mahremiyetin yerine moda, model ve marka değişmeyen gündemdir…

Tövbe etmek kimsenin aklına gelmez, özeleştiri ile gerçeklerin üstü örtülür… Nefis terbiyesi geçmiş zamanların sorunsalıydı, şimdilerde kişisel gelişim seansları kaçınılmaz… Artık kimsede havf ve reca yok, herkesin derdi moral ve motivasyon…

İnsanlar tedirgin, ruhlar gergin, yürekler kırgın, herkes şikâyetçi, davacı ama kimse duacı değil… Dün refik olanlar nedense bu gün rakip!… Herkes birbirini sorguluyor ama sorumluluk alan yok…

Hülasa ne insanlar ne de kavramlar yerinde duruyor… Kırılmalar, kaymalar, kopmalar kaygı verici…

Çözüm mü?

Müteal olanla mutabakatı yenilemektir…

İslam’ı ve insanı aslına irca etmektir… Kimileri buna irtica dese bile…

Özgün Duruş