Home / Makaleler / Kahire Kabileşti

Kahire Kabileşti

ramazan-kayan88

Kahire Kabilleşti

Kalleşlik, kahpelik ,katillikler bitmiyor…Kahire kan, kin,kir ,kaos,kabus,kıyım,katliam kusuyor…Vahşetin ,vehametin her türlüsüvaki…

Kahire Kabilleşirkenislam coğrafyasının başkentleri Kufeleşti…

Riyad Tahran Amman İslamabad … çıt yok …Kör, sağır, lal bir dünya…

Adeviye masum, mazlum, meşru duruşunu bozmadı…Habil kaldı…

Adem’in çocukları  Habil ve Kabil yine tarih sahnesinde

Cunta cinneti , İhvan cenneti seçti…Bir daha şahit olduk ki ,Müslüman Kardeşler’in en güçlü silahı ; mazlumiyettir…Ancak bu mazlumiyet , mezellet , meskenet, münzvilik, miskinlik, esaret içeren bir mazlumiyet değil…İnsaniyet ,hakkaniyet , izzet, hürriyet, adalet, mukavemet, ve masumiyet yüklü bir mazlumiyet…

Artık Adeviye alanlardan bir alan değil … Öyle olsaydı yok edilebilirdi…Oysa ümmetin son yüzyıldaki destansı direnişi ve varoluş biçimidir…

Nil’in çocuklarının akan kanı ümmeti diriltiyor, direnmeyi öğretiyor, nesilleri yeniden inşa ediyor…

Adeviye yaşam kodlarını “Hayat iman ve cihaddır” şuuru ile ördü…Şahadeti şiar edinenlerin adresi oldu…Aşkınlığın, adanmışlığın, aşkın, aksiyonun belleklerde yeniden belirginleşmesine vesile oldu…

Adeviye’de adanmışların şu itirazı, en ulvi mazhariyeti çağa sunuyordu:

“Biz Adeviye’de cennetin kokusunu alıyoruz.”

Tıpkı Uhud ‘da Said b.Rebi(r.a.) gibi…Hani şahadete yürürken ne buyurmuştu?

“Kabe’nin Rabbi’ne and olsun ki, Uhud’un eteklerinde cennetin kokusunu alıyorum”

Evet  Uhud sendromunu aşanlar kokuşmuş bir dünyada bile cennetin kokusunu alabiliyorlar…

Çünkü onlar iki güzellikten birine odaklanmış bulunuyorlar…

“Ya özgürlük  ya da onurlu bir ölüm.”

Bir Ramazan boyu Adeviye’de oruç tutanların nasıl bir adanmışlıkla adandıklarını gördük, diyorlar ki “Adeviye’de sahur yaptık inşaallah iftarı Cennet  te açarız.”

Ölümü bu derece küçümseyen , şahadeti selamlayan bu halkı kim sindirebilir?

Bu halk iktidar içgüdüsü ile alana inmedi… İmanlarının kendilerine yüklediği onur ve özgürlük sevdası ile kıyama durdular… Artık hiçbir kıyım bu kıyamı durduramaz. Çünkü korku tünellerinden çıktılar, zillet gömleğini yırttılar…

Değerli dostum Halep kadısı Ahmet Feyyaz’ın ifadesi ile ;

“Toplumlar savaşlarla, silahlarla yok  olmazlar , halklar korkuları ile yok olurlar.”

Ateşten gömlekler giyerek yürüyen bu diriliş erleri ne Hendekçiler /Ashab-ı Uhdud’un ateşi  nede Nemrud’un ateşi  bitiremez… Çünkü İslam davası kor ateşte olsa avuçlarında ve yüreklerinde taşımaya razı oldular…

Çünkü onlar “hayrul-makirine /düzen kurucuların en hayırlısı”(3/54) Allah’a güveniyorlar…

“Hayru’n-nasırine/Yardım edenlerin en hayılısına”(3/150)yaslanıyorlar…

“Hayru’l-fatihine /Hakikatı açığa çıkaranların en hayırlısına”(7/89) tutunuyorlar…

“Hayru’l-hakimine/Hükmedenlerin en hayırlısına “(11/109) bel bağlıyorlar…

“Hayru’r-razıkıne/Rızık verenlerin en hayırlısına”(62/11)  yöneliyorlar…

Sağlam kulpa tutundular…

Güçlerini nereden aldıklarını biliyoruz…

Bu onurlu direnişin arkasında beşeri  güç odaklarını arayanlar yanılıyorlar… Oluk oluk akan masumların kanları üzerinde komplo  teorileri yürütenler utanmıyorlar mı ?

Ey takiyyeciler ,  tedbirciler , tevilciler , tarafsızlar sizler içinde hepimiz içinde tevbe zamanı… Kendimize de bir çift sözüm  olacak…

Mazlum halklara sahip çıkmak adına Fatih camisinin avlusunda yaptığımız destek eylemlerinde Adeviye’de bir günde şehit olan insan sayısı kadar insanı bir araya getiremiyorsak yazık bize!

Şimdi kime yanalım , kimin için ağlayalım?