Home / Makaleler / İradesizleştirilenlerden misiniz?

İradesizleştirilenlerden misiniz?

ramazan-kayan88

Yaratılışın en güzeli ile mükerrem ve muhterem kılınan insan; halifelik misyonu ile sorumluluk almıştır. Bu sorumluluk insanda var olan akıl ve iradenin sonucudur. İnsandaki akıl ve iradenin vahiyle buluşması ve bütünleşmesi onu alayı illiyyine taşır. Bozuşması ve uzaklaşması ise esfeli safiline işaret eder.

Allah ile yapılan ahitleşmenin, ceza ve mükellefiyetin merkezi insan iradesidir. İradenin varlık sebebi, şeytani ve nefsani duyguların baskısı karşısında, vahiyden akla intikal eden her bir hususu hayatlaştırmaktır. Özgür irade; şerre doğru kışkırtan tağuti ve nefsi güçlerin hakimiyetinden bağımsız olabilmek demektir.

Bu bağlamda insan, irade, iman ve imtihan olgusunu sağlıklı değerlendirmek durumundayız. Konu bütünlüğü içinde gerekli anlatım ve açılımlar önem arzediyor. Özellikle iradenin imtihanı… Bu imtihanın alanları… Öncelik kazanıyor… Tüm bir yaşamı kapsayan irade sınavı, sonuçta ya insanın iradesizleşmesi veya güçlü bir irade ortaya koymasına vesile olur… Tarihi derinliği Hz. Adem (as)’a kadar uzanan bu sınavın kavranmasını kolaylaştırmak niyeti ile şu üç kelimeyi irade kapsamında öne çıkarıp inceleyeceğiz;

Zor…

Zer…

Zen…

İşte iradenin en çok çözüldüğü ve zorlandığı alanlar…

“Zor…” İradeler üzerinde zorba güçlerin tasallut ve tahakkümü… Egemen otoritelerin zorlamaları karşısında direnenler ile despotlardan merhamet dilenenlerin sınavı… Zulüm odaklarına mukavemet gösterenlerle, zalimlere karşı mahçup bir eda ile mazeret üretenler… Bir tarafta boyun eğerek gücü kutsayıp iradesizleşenler, karşı tarafta onurlu bir duruş ile özgürleşenler…

Kur’an-ı Kerim’de zorbalığın sembol ismi Firavun’u izleyenler bu sınavın somut karelerini rahatlıkla görebilirler:

“Firavun halkını küçümsedi (ahmaklaştırdı) ve onlar da sonunda boyun eğdiler; çünkü onlar (aldatılmış, ayartılmış) fasık bir halktı.” (Zuhruf-54)

Zoru görünce sürüleştiler, silikleştiler, sürünmeyi sindirebildiler…

Çünkü onlar, Firavun; “En yüce Rabbiniz benim” (Naziat-24) iddiasında bulunurken bir irade ortaya koyamadılar…

Omurgaları alınmış, sinirleri felçli, tepki vermeyen bir toplum… Özgürlük bilinçleri köreltilen, kölelik ruhu iliklerine kadar işlemiş mefluç bir kavim… İşte mülkleşmiş, nesneleşmiş, iradesiz, kullanıma hazır kitleler… Mısır piramitleri de buna işaret etmiyor mu?

Böyle olmayanlar da vardı. İradelerini imanları ile bileyip “zor”a teslim olmayan, Alemlerin Rabbine arz-ı ubudiyette bulunan, göz kamaştıran bir irade ile yalnız ve yalnız Allah’a teslimiyetlerini sunanları da Kitabımız haber veriyor:

“(Firavun iman eden sihirbazlara) Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim. Sonra hepinizi mutlaka asacağım.

Onlar da dediler ki: ‘Şüphesiz Rabbimize döneceğiz.’

Senin bize kızman da sırf, Rabbimizin ayetleri gelince onlara iman etmemizdendir. Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır (irademiz çözülmesin) Ve canımızı Müslüman olarak al.” (A’raf-124-126)

Firavun’un estirdiği terör ve tehditler karşısında diz çökmeyen, çözülmeyen irade… İradelerini Rablerinden yana kullanan kullar… Hangi güç, bu imana, bu iradeye hükmedebilir? İradeler üstü irade ile temasa geçince Firavun’un gücü nedir ki? Bu durumda “zalim sulta sahipleri karşısında hak sözü söylemek”ten daha güzel ne olabilir ki? Bugün de zorba müstevlilere karşı iradeleri ile bayraklaşanlara tanıklık etmiyor muyuz?

İşte Filistin iradesi; İntifada…

Felçli bedenine rağmen eğilmeden cennete kanatlanan, Everest tepesi gibi yalçın irade: Şeyh Ahmed Yasin…

Direnişin üssü, çelikleşen irade; Felluce…

“Zer…” Altın… İnsanoğlunun meftun olduğu nesne… Bilcümle dünya metaı… Nefisleri okşayan, iradeleri kuşatan servet ve lezzet… İşte Kur’an’ın gündemleştirdiği Karun ve Karunizm…

İradenin çetin sınavı…

“Derken (Karun) debdebesi içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: ‘Ne olurdu şu Karun’a verilen gibi bizim de olsa, o cidden bir bahtiyardır’ dediler.

Kendilerine ilim verilenler ise: ‘Yazıklar olsun size. İman edip salih amellerde bulunanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Ona ise ancak sabredenler kavuşturulurlar.’ dediler.” (Kasas-79-80)

Karunizmin çağdaş izdüşümü kapitalizm… Kapitalizmin altın buzağısı… Dünyayı cennetleştirme hesapları ve bu hesaplara kurban giden iradeler… Allah Rasulu (sav) haykırıyor:

“Altına kul olan helak oldu. Gümüşe kul olan helak oldu.”

İnsanın zaaf noktası, “zer”e karşı kim ne kadar direnebilir? Sonu helak ve hüsran olan çözülme ve savrulmalar…

“Salebe”leşme sürecinde Ebuzerce bir duruşa ne kadar da hasretiz, değil mi?

“Zen…” Kadın… Siz bunu cinsellik, şehvet olarak da okuyabilirsiniz… Cinsler arası cazibe ve çekim gücü… Hiçbir sınır, kural, kutsal tanımayan cinsel çılgınlıklar, çirkinlikler… Metalaşan insanlar… Bu kırıtkan ve kışkırtıcı alemde kaç irade kirlenmeden çıkabilir? Nesillerimizin iradelerine yönelik en tehlikeli tehdit…

Yusufca bir irade arayışı başlamalı…

“Derken, evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murat almak istedi. Kapıları kilitledi ve: ‘Haydi gelsene’ dedi. Yusuf dedi: ‘Allah’a sığınırım. O (eşin) benim efendimdir. Doğrusu bana güzel baktı. Muhakkak ki zalimler felah bulmazlar.” (Yusuf-23)

İradesini iffetten yana koyanlara Allah’ın burhanı yetişti… “Zen” sınavında başarı ile çıkmanın delili, gömleğin arkadan yırtılmasıydı…

Efendimiz (sav) bu irade sahiplerini müjdelemiyor muydu?

“Mahşer günü Allah’ın arşının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadğı günde, bu gölgeden yararlanacak yedi sınıftan biri de; güzellik ve asalet sahibi bir kadının zina teklifini “Ben Allah’tan korkarım” diyerek geri çeviren genç…”

Zor, zer, zen üçgeninde irademiz yoklanıyor… Dayanma gücümüz, sabrımız ölçülüyor… Bu yörüngede netliğimiz, niteliğimiz teste tabi tutuluyor… Kulluk kalitesinin tahlil ve tesbit edildiği süreç… Servet, şehvet, şöhret sarmalında iradenin gücü belirginleşiyor… Kim, nedir? Herkes kendi gerçeği ile yüzleşiyor.

Talut ve Calut kıssasında da irade sınavının çarpıcı sonuçlarını okuyoruz:

Nehirin suyuna ulaşınca emir, ölçü, sınır tanımaksızın kana kana içenler… Su ile çözülen iradeler, savrulanlar, buharlaşanlar…

Calut’un silahlı kuvvetlerini görünce iradesi çökenler:

“Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur, dediler.”

Psikolojik savaşta teslimi silah edenler… Havlu atanlar… İradesiz sefillerdi bunlar…

Diğer yandan iman ve irade kararlılığını gösterenler ise:

“Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir, dediler.”

Nitekim netice de böyle tecelli etti… Önemli olan kemmiyet değil keyfiyetti…

Balıklara ulaşma sevdası ile yola çıkan, yasakları delen ashab-ı sebt de irade sınavından maymunlaşarak çıkma mezellet ve reziletini yaşadılar…

Sabrın, metanetin, dirilişin, direnişin, ödünsüzlüğün özünde “sağlam irade” vardır. İradeniz sağlamsa direnebilirsiniz; düşmana, zulme, konfora, çıkara, şehvete karşı…

Yoksa taviz vermek durumundasınız… Bunun yolu açılınca taviz tavizi getirecektir… İlkeler, değerler, doğrular üzerinde kararlılık gösterecek bir irade yoksa; çözülmeler, çürümeler, kirlenmeler sınır tanımayacak…

Öfkeye, kine, intikama, bağye, husumete yenik düşmemek için de en güçlü dinamik ve dayanak; muhkem bir irade… Habil de var olan, Kabil’in mahrum olduğu olgu…

Bugün de psikolojik savaş yöntemleri ve modernizmin sinsi tuzakları ile çökertilen iradeler ya da iradesizleştirme problematiğini yaşıyoruz… İddialarından vazgeçmiş, geleceğe yönelik umutlarını yitirmiş, gönülsüz ve güvensiz nesillerle karşı karşıyayız… Tektipleşen kitleler… Standart bireyler…

Post-modern darbe sürecinde, toplum mühendislerinin “iradesizleştirme projeleri”, televole, popstar gençliğiyle sonuç vermiş görünüyor… Bu toplumsal çürüme ve kokuşma nereye kadar?

İradesizleştirmeden geriye kalan nedir? Hüsran ve hicran değil mi? Egemen iradeye teslimiyet arzedenlerin payına ne düştü? Zillet ve sefaletten gayrı… Yetmedi, şimdilerde de küresel irade, ümmet iradesine yönelik ipoteğini derinleştiriyor…

Artık toplumsal irade üzerindeki blokaj kırılmayacak mı? Yeni bir dirilişin önü açılmayacak mı?

Sürekli ve sistemli olarak çözülen iradeler, yozlaşan kişilikler, kaybolan kimlikler, kayan kıbleler neyin habercisi?

Bu çapta bir iradesizleştirme, kişiliksizleştirme, kimliksizleştirme, kıblesizleştirme ile yaşanan kıyım ve kırılma karşısında sorumluluk taşıyan her ehli İslam ve ehli insaf düşünmek mecburyetinde… Kanaat önderleri, aydın sorumluluğu olanlar, alim ve öncü eşhasın bu vehametin farkında olmadıkları söylenebilir mi? Değilse, bu sükut ve sorumsuzluğu nasıl izah etmeli?

Mazlumiyet, ne mazerettir, ne de muafiyet… Mazlumiyeti direnişe dönüştürecek bir irade arayışında olmayan mazlumlar da sonuçta zalimlerin zulmüne ortaktır… Kaderci bir anlayışla Müslüman sorumluluğunu ıskalayan mantık… Kadere sığınıp kenar duranlar, kimlerle kader birliği ettiklerini bilmeleri gerekir…

Zihinsel ve küresel işgal ve ifsada karşı, bir itiraz, bir irade ortaya koymak kime düşer? Kimden beklenir?

Aziz şehidimiz Ahmed Yasin’in “ümmetin suskunluğunu Allah’a şikayeti” arşı alayı titretirken içimizden bir irade, bir vicdan, bir ses… duymayacak mıyız?

Irak’ta esir olan Müslüman kardeşinin yüzüne aşağılık işgal gücü askerleri idrarını yaparken, bu utanç yalnız Iraklının mı?

Filistin’den, Irak’tan ekranlarımıza kan sıçradı… Olmadı, şimdilerde sıçrayan idrardır…

Ey idrak ve irade sahipleri…Ne buyurursunuz? İradeler sükut mu etti? Sorumluluk sakıt mı oldu? İradenin butlanına mı karar verildi?

Yüce Kur’an’ın şu dehşet verici soruları kuşatmış dünyamızı:

“Size ne oldu ki?..”

“İman edenler için hâlâ vakit gelmedi mi?..”

“Ne oluyor size ki, Allah yolunda infakta bulunmuyor sunuz?”

İradenize ne oldu? Mü’min, Kitabına neden bu kadar uzak düştü? Müdahale edilecek hiçbir münker kalmadı mı? İtiraz edilecek hiçbir haksızlığa şahit olmadık mı? Elinden tutulacak hiçbir mazluma rastlamadık mı? Onurlu duruş… Tutarlı tavır… Kararlı yürüyüş… Bize düşen bu değil mi?

İlahi irade… Mü’minlerin eliyle şirki, zulmü, fitne ve fesadı cezalandırmak ve işgalcileri durdurmak istiyor. Külli irade, mustazafları arzın imamları ve varisleri kılmayı murad ediyor… Murad-ı İlahi budur! Bu gerçeği nasıl yorumluyoruz?

Zamanın akışına etki edecek, olayların seyrini belirleyecek, tarihe not düşecek, kalıcı izler bırakacak, geleceği inşa sorumluluğu ile insiyatif kullanabilecek bir toplumsal irade…

“La” diyecek bir irade… “Hayır” diyebilme özgüvenine sahip bir kişilik…

Eveti, hayırı… Kabulu, reddi… İtaat ve İsyanı… özgür bir irade ile netleştirebilenler… İradeler üstündeki ipoteği kaldırabilenlerin işidir…

Yoksa; kimi tasavvufi disiplinler adına, iradesi sıfırlananlar… Katı örgütsel kurallarla iradesi dondurulanlar… Teslimiyetçi, iradeyi yok sayan Cebriye mantığı ile değil…

Allah (cc), kulun iradesinin kendi iradesiyle birleşmesi için nebiler gönderir, kitaplar indirir… İman, irade bütünlüğü için… Allah’ın desteğine hak kazanan güçlü bir irade oluşur. İnsanın yönünü belirleyen bu iradedir… İradenin istikamet kazanmasıdır…

Bugün, insana emanet edilen akıl ve iradeyi, Kitap ve Rasulüne göre kullanmayı ne kadar beceriyoruz? Akıl ve irademize yönelik kuşatma basit görülmesin. Akıl ve irade bizi Rabbimizin rıza ve rıdvanına taşımayacaksa, amacına uygun kullanıldığı söylenebilir mi?

“Ol” demesi ile oluverdiren bir İrade karşısında, olması gereken sadakat, samimiyet ve ciddiyetin neresindeyiz?

İrademizin ihlas ve takva ile donanımını tamamlayıp Külli İrade ile temasını sağlayacak mıyız? Bu zorlu yokuşu aşmak için namaz, zikir, dua, tevbe, infak, tefekkür, tevekkül ile iradeyi kuvvetlendirecek miyiz?

Gün, iradesizleştirme operasyonlarına karşı yeniden bir irade kuşanma günü…

Ey irade sahibi! Tercihin Hacer’in çölünde kutlu bir yürüyüş mü, Tih çölünde zelil ve sefil bir tükeniş mi?

Balığın karnında ye’si yenen irade yenilenmesi ile, Ninova’da yürek inşasını sürdürmek vakti…

“Rabbim, ben yenildim, bana yardım et” deme aşamasında yeniden bir irade ile gemi inşasında gecikmemek…

Yavrusunu Firavun’un soykırımından kurtarmak için Nil’in sularına salıveren annenin iradesi… Nesillerin korunması konusunda ne tür mesajlar içeriyor?

Ashab-ı Kehf’in direnme gücü ve güçlü iradeleri… Allah’ın yardımını yakınlaştırıyor… Eğilmeyen o yiğitlerin kalplerine metanet veriliyor…

Nemrud’un ateşini göğüsleyen İbrahimî iradedeki tevekkül ve itminan en güzel örnek değil mi?

Uhud’da Müslümanların başına gelenler bir irade sınavı idi… Psikolojik ve askeri sınav… İradeler ölçülüyordu… Kalpler yoklanıyordu… Ayakların sebatı ortaya çıkıyordu… İrade sınavı çile, korku, açlık, şiddet sürüp gidiyordu…

Bu sınav bitmedi, devam edecek. Şimdi durum nedir?

Siz irade sınavını başaranlardan mısınız? Kendinize güveniyor musunuz? İradenizden emin misiniz?

Eğer, sigara içiyorsanız, terk etmeniz size teklif edilse, tepkiniz ne olurdu?

Yoksa iradesizleştirilenlerden misiniz?