Home / Makaleler / İnsanın ‘İnsanlık’ Sınavı

İnsanın ‘İnsanlık’ Sınavı

ramazan-kayan88

Hayatın anahtar kavramı “imtihan” dır…

İnsanın en zor sınavı ise “insanlık” sınavıdır…

İnsan doğmak kolaydır, önemli olan insan kalmak ve insan olarak ölebilmektir.

Çünkü sadece insan olan ölür, diğerleri telef olur…

Birde sünnetullah gereği insanoğlu mutlaka ölümü tadacaktır…

Önemli olan insanlığın ölmemesidir…

Biliyoruz ki insan etten kemikten ibaret değildir… Boğazdan, bağırsaktan da ibaret değildir…

Onu eşref, ekrem, ahsen kılan değerlere sahiptir… İşte bu değerler onu halife, şahit, varis, imam kılıyor…

İnsan; kalbi, ruhu, vicdanı, aklı, iradesi ile insandır…

Kalbi kundaklayan modern çağın insanı kaos ve kabuslara kurban gitti…

Kalpsiz bir çağ, kan gölü ve ateş topundan başka bir şey değildir…

Kalpsiz bir kalkınma insani değerlerin yerde sürünmesine bir deva sunabildi mi? Vicdanı yok sayan varidat ve varoluşlar yeni vahşetlerden gayrı bir anlam ifade ediyor mu?

Ekonomik gelişmişlik, teknolojik tırmanış ruhi tedenninin ve tefessühün önünü alabiliyor mu?

Uygarlık yarışında Göktürk ile uyduda yerimizi alırken, yeryüzünde yaşanan vahşetler karşısında toplumsal umursamazlığa yönelik bir reçetemiz var mı?

Anlıyoruz ki; insan olmak yetmiyor, insanlık lazım…

Canlı olmak yetmiyor, canlılık lazım…

Bilgili olmak yetmiyor, bilgelik lazım…

Kabiliyetli olmak yetmiyor, kararlı ve tutarlı olmak lazım…

Akıllı olmak yetmiyor, hikmet ve basiret lazım…

Var olmak yetmiyor, vicdan ve merhamet lazım…

Şahıs olmak yetmiyor, şahsiyet ve izzet lazım…

Bunlar yoksa insanlıkta sınıfta kalırız…

Bugün dünyada yaşanan yoksulluğun sebebi ”yokluk” değil…

Vicdanların sükut etmesidir… Merhametin iflas etmesidir… Adaletin iptal olmasıdır…

Bahaneci, “bana ne” ci, “adam sende” ci aymazların dünyasında ahlak, adalet, erdem, adanmışlık anlamını çoktan yitirdi…

Aslında bir mümin olarak Allah’ a karşı olan samimiyet ve sadakatimiz toplumsal sorumluluğa olan duyarlılığımızla bağlantılıdır…

Mazlumlarına, mağdurlarına, muhtaçlarına, mustazaflarına sahip çıkmayan bir ümmette asalet ve izzet aramayın…

Kulluğumuzun kalitesi ve kalibresi kardeşliğe olan katkımızla orantılıdır…

Biz ki; “ siz insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz” (3/110) diye tanımlananlardan değil miyiz?

O halde bir insanlık projemiz var mı? İnsanlığa katkı sağlamak diye bir derdimiz var mı?

Niçin yaşıyoruz? Yaşamak için mi? Yaşatmak için mi?

Peki Suriye de yaşananlara ne diyeceğiz?

Dram mı?  Trajedi mi? Katliam mı? Vahşet mi? Soykırım mı? Facia mı? Savaş mı?

Hiçbir kelime yaşananları karşılamıyor… Ya biz nasıl karşılıyoruz olup biteni?

Tepkimiz, tavrımız, tutumumuz nedir?

Bu mazlum insanları BM nin umuduna bırakan bu ümmete yazıklar olsun denilmez mi?

Suriye tercihini yaptı: Ya özgürlük Ya ölüm!

Suriye diyor ki; “ alçalmaktansa bizim için aç kalmak daha hayırlıdır.”

Suriye bugün sadece Esed çetelerine karşı direnmiyor, açlıkla savaşıyor, soğukla savaşıyor…

Ve dünyaya şöyle haykırıyorlar:

“Allahumme ma lena ğayruk / Allah’ım senden başka kimsemiz yok.”

Suriye özgürlük ve onur yolunda 50 bin evladını kurban verdi…

Bu kurbanlar hayvan değil insandı…

Kamuoyunda ne kadar gündem oldu?

Türkiye kamuoyunda Suriye’de düşürülen uçağın kayıp 2 pilotu aylarca konuşuldu…

Peki hala kayıp olan onbinlerce Suriyeli kardeşimiz?

Bilmem ne demek lazım… Umursamazlık mı? Yoksa…

Bize düşen en azından Suriyeli kardeşlerimizden özür dilemek…

“ Allah’ım bu vahşete seyirci kalan bizleri affet.”

Öncelikle yaralı yüreklerin yanında yer almamız gerekiyor…

Yoksa Rahman ve Rahim olan Rabbimizin bizi yarlığamasını hangi yüzle isteriz?

Şimdi şunu demiyorum; haydi Suriyelileri kurtarın… Sadece; “yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten kurtarın.” diyorum…