Home / Makaleler / İç Tehdit 2

İç Tehdit 2

ramazan-kayan88

Toplumsal teveccüh aziz ve asil duruşumuza halel getirmemeli… Tefahür, tekasür, tekebbür izzet ve iffetimize yönelik en ciddi marazlardır… Takva ile korunabilmeliyiz…

Sekülerleşme…

Örtülü bir sekülerizmin Müslümanların safvet, samimiyet ve sadakatlerini sarstığını söyleyebiliriz… Sessiz ve derinden gelen bu dünyevileşme dalgası, birçok değeri vuruyor… Doğrusu seküler kırılmalar, rasyonel daralmalar, hümaniter bunalımlar, liberal savrulmalar insanımızı buldu ve yordu… Müslüman zihin modern bir deformasyona maruz kaldı… Dünyanın fiziki değerlerini vazgeçilmez görme yanılgısı nüksetti… Eşya, meta, madde değer kazanırken, insan ve insanlık ucuzladı… Dünyayı kontrol altına alma çabası, insanı dünyaya bağımlı kıldı… İnsan müteal olandan uzaklaştıkça metalaştı… Fizikî dünyalarını maddi başarılarla süsleyen bireyler, ruhlarındaki travmayı göremez oldular… Hatta ruhlarını satıp, cesetlerini makyajlama peşindeler, çünkü çağ, imaj çağı… Sadece fiyatlarla ilgilenen kitleler her şeyi aslından koparıp pazarlanabilir bir zemine çekme başarısını(!) gösterebildiler…

Profan yaşam, pagan söylem, popüler kültür, reel-politik daha çok prim yapıyor, şimdilerde…

Anlamın yerini imaj…

Bütünün yerini parça…

Yakînin yerini şüphe…

Vahyin yerini popüler kültür aldı…

İnsanlar öte dünyasız bir dünyanın tadını çıkarmaya durdular… Bunun sonucu olarak aldırışsız, duyarsız, dertsiz, değersiz, gayesiz kuşaklar geleceğimizin teminatı değil tehdidi olmaya başladılar…

Süreç içerisinde sabiteler siliniyor, değişmez değerler bir şekilde dönüştürülüyor, her şey rölatifleştiriliyor… Evet, devran değişiyor, insan dönüşüyor… Zemin kaygan, insan kaygılı… Hayat vahyin kılavuzluğundan koparılıp aklın ve bilimin insafına terk edildikten sonra insanoğlu bir türlü teskin ve tatmin olmadı…

Allah’tan bağımsız tasarlanmış hayat, toplum, devlet, kurum, oluş, varoluş, duruş, kuram, söylem, eylem, yöntem, hepsi ama hepsi mutsuz ve umutsuz…

Gök merkezli olanla ilişki sonlandırılınca tamamen yer merkezli bir varlığa dönen insanlar vahşete müşteri oldular…

Siyaset, sanat sosyal hayat, kültür, ekonomi, düşünce dünyası dini olanı dışlayınca seküler şaşkınlıkların ve sapkınlıkların ardı arkası kesilmiyor.

Din sekülerleştirilirken, seküler alan da dinleştirildi…

Şimdilerde kendi insanımız bile adalet, ahlak, özgürlük, iyilik, insan hakları, hukuk, çoğulculuk söylemlerinde hangi söylemlere yaslanıyor, nereleri referans alıyor?

Kullanılan dil bizi temsil ediyor mu?

Din dilini kullanmaktan neden hicap edilir oldu?

Ortak aklın, ortak iyiliğin, ortak değerlerin mesnedi, mercii, merkezi kim olacak?

İnsan hakları söylemi, modern dünyanın bütün insanlık dışı hallerini kamufle eden bir örtüye dönüştü adeta…

Özgürlük iddiaları tüm değerlerden azade olmak olarak algılanır oldu…

İçi boşaltılan birçok kavrama, arzulara göre yeni anlamlar yüklendi…

İslami Protestanlaştırma çabaları sistematik olarak sürdürülüyor…

İslam’ın toplumsal, kamusal, siyasal taleplerine ket vurulurken, bireysel bir kabulle sınırlandırılmak isteniyor… Sonuçta muhtevası ile oynanan, magazinleştirilen bir din üretiliyor…

Modern bir kırılmaya maruz kalan dini algıyı asli mecrasına irca etme çabalarını ise irtica yaygaraları ile bitirmek istiyorlar…

Evet, görünen o ki; Müslümanları sekülerize, olmadı mistisize etme operasyonları yakın gelecekte de bitecek gibi değil…

O halde unutmayalım ki; tek mümkün, dünya değildir. Tek imkân, dünyalılıklar değildir… İlke ve değerlerimizle dünyada var olmak beceri ve başarısını gösterelim… Vahye şahitliğimize tüm varlıklar tanıklık etsin…

Popülerleşme…

Popülizm, “her şeyin her şeye dönüşmesi” yani ilkesizliğim ilke edinildiği bir kuralsızlık algısı ve düzeni olarak tanımlanabilir… Arazinin rengine uyma… Renkten renge girme, renksizleşmenin revaç bulması…

İnsan popülerleştikçe artık onun için kalıcı olan yoktur. Daha doğru bir deyişle “kalıcı değer” üretmek gibi bir kaygısı, bir amacı bulunmaz… Sadece güncelle, geçici olanla ilgilidir… “Geçer akçe” neyse gönlünde ve gündeminde o vardır… Günübirlik yaşamayı sever, günü kurtarmanın derdindedir…

Asıllarla değil aksesuarla ilgilenir…

Popüler olan, yani moda olan onun için önemlidir…

Popülizmin amentüsünde moda, marka, model, yani sonuna kadar tüketim esastır…

Popülizm, sosyallik ve toplumsallıktan çok farklıdır…

Müslümanlar olarak elbette ki; sosyalleşeceğiz, toplumsallaşma hedeflerimiz olacak, ancak halkla ilişkilerimizi grileşmeden sürdürebilmeliyiz… Farkımızın farkında olarak, yani flulaşmadan toplumsal açılımlarda gecikmemeliyiz… Allah’ın boyasını taşıyarak her alanda olabilmeliyiz…

Halkın içinde ama Hakk için olabilmek…

Uzlaşırken yozlaşmamak…

Hakk’ın rızasını, halkın beğenisine tercih etmek…

Yüzümüz Hakk’a, sözümüz halka yönelik olacak…

Ne halka yabancılaşmak, ne de yaranmak, yağcılık etmek…

Toplumsal teveccüh aziz ve asil duruşumuza halel getirmemeli… Tefahür, tekasür, tekebbür izzet ve iffetimize yönelik en ciddi marazlardır… Takva ile korunabilmeliyiz…

Popülizmin sonu “metau’l-gurur”dur… Popülizmin paradoksunda parçalanan idrak ve yüreği kurtarmak için…

Kurtuluşun yolu; gaybî, fıtrî ve ulvî olana yönelmektir…

Yani Allah’ın habline tutunmak… Habib’ine uymak… Hududunu korumak…

Özgün Duruş