Home / Makaleler / Hicretle Hicran Arasında

Hicretle Hicran Arasında

Sevr dağının eteğindeyiz… 1440 yıl öncesinde Efendimizin sığındığı mağaranın tahayyülüne dalmışken, o yüce Nebi’nin bugün mazlum ümmetinin serencamını düşünüyorum… Onun hicretini konuşurken, ümmetin hicranını unutamazdım…

Esaret ve sefalet altındaki mülteci ve mustazafların zorlu sınavını hatırlıyorum… O günden bugüne değişen nedir?

Rabbimin affına sığınarak zihnime üşüşen, ruhumu yoran, kalbimi sızlatan sorularımı soracağım, kendime ve ehli imana…

Resulullahın son tahlilde sığınacağı bir mağarası, gidebileceği bir Medinesi vardı, değil mi?

Bugün yeryüzünde ne sığınabileceği bir mağarası, ne de gidebileceği bir yurdu olmayan yüzbinlerce kardeşimiz var…

Şu fani dünyada kurdun, kuşun, börtü böceğin şöyle ya da böyle başını sokacağı bir ini, mağarası, barınağı var mı, var…

Ama nice mahrumlar, mağdurlar bilirim, bir ini, kümesi, ağılı, ahırı bile yok…

Sözü niye uzatıyorum ki, uzaklara gitmeye gerek yok. Doğu Anadolu sınırında karların erimesiyle ortaya çıkan donmuş Afganlı göçmenlerin cesetlerini ve bir de sahillerimize vuran botları batmış, boğulmuş cesetlerin yekûnunu gözlerinizin önüne getirin, derdimi anlarsınız…

Akdeniz’de boğulan göçmenlerin anlatılmayan hikâyesi, kimsesizler mezarlığında binlerce göçmenin acılı öyküsü Sevr’in eteğinde vurdu beni…

N’olacak şimdi?

Doğu sınırımızda donmuş bedenler… Batı sahillerimizde boğulmuş bebeler…

Bodrum’da Aylan bebeğin fotoğrafı ile yıkıldık ama tez unuttuk…

BM verilerine göre son bir yıl içerisinde Akdeniz’de boğulan mülteci sayısı beş bini buldu!..

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav) sığındığı Sevr dağından Akdeniz’in dalgalarında batan botları ve tekneleri seyre dalıyorum…

Akdeniz’de boğulan mülteci değil, insanlık!..

Evet, insanlarla birlikte boğulan insanlığımız…

Konu sadece Akdeniz de değil ki… Arakanla Bangladeş arasında Naf Nehri bulunuyor… Arakan’lı mülteciler Bangladeş mülteci kamplarına sığınabilmek için bu tehlikeli ve büyük nehri geçmeleri gerekiyor… Geçen yıl Arakan mülteci kamplarını yardım amaçlı ziyaret ettiğimizde anlattılar: Son bir yılda Naf nehrini geçmeye çalışırken hayatını kaybeden Arakan’lı mülteci sayısı bine ulaşmış durumda…

Naf nehrinde yaşanan bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum: Myanmar zulmünden kaçan Arakan’lı bir aile , ilkel bir tekne ile Naf nehrini geçmeye çalışıyor ve bin bir zorlukla Bangladeş sahillerine ulaşıyor… Bangladeş sahil güvenlik ekipleri kamların dolu olduğunu, artık mülteci kabul etmeyeceklerini ifade edip aileyi geri çeviriyor… Nehrin ortasında çaresiz kalan ailenin genç kızı dönüp anne ve babasına şunları söylüyor:

‘’Anneciğim, babacığım hakkınızı helal ediniz. Bu şartlar altında Arakan’a geri dönme durumunda başıma nelerin geleceğini tahmin edebiliyorum… Eve dönüp tecavüze maruz kalıp kirlenmektense temiz olarak Rabbime dönmeyi tercih ediyorum’’ deyip nehrin sularına kendini atıveriyor…

İşte duyarsız ümmete iffet, izzet ve ismet dersi…

Acaba diyorum mültecileri anlayabilmemiz için mülteci olmamız mı gerekiyor…

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği 2018 verileri şunu söylüyor: Savaşlar, insan hakları ihlalleri, çatışmalar, iç karışıklıklar ve zorlu yaşam şartlarından kaçan insan sayısı dünya genelinde 71 milyona ulaştı… Bunun yarıya yakını çocuklardan oluşuyor…

Her gün 37 bin kişi evini terk etmek zorunda kalıyor…

Unutmamamız gereken bir gerçek var; mülteciler sorununa duyarsız kalmak, kitlesel katliamlara çanak tutmak demektir. Ya da insan tacirlerine, organ mafyasına, fuhuş sektörüne Pazar oluşturmak anlamına gelir…

Evet, Sevr’de Hz. Muhammed (sav) in izini sürerken bu insanlık dramından nasıl yüz çevirebiliriz?

Özellikle bize sığınan Suriyeli kardeşlerimize ‘’Biz sizi istemiyoruz!’’ cümlesini nasıl diyebiliriz? Bu utancı nasıl taşırız?

Yaygınlaşan ırkçı nefret dalgası yüreklerimizi dağlıyor… Bugün Efendimizin bizler için imani bir zorunluluk kıldığı kardeşliğin neresindeyiz?

Ölümden, tecavüzden kaçanları nasıl tersyüz edebiliriz?

Biz insan değil miyiz? Kardeş değil miyiz? Ümmet değil miyiz?

Nasıl birbirimize bu kadar yabancılaşabiliriz?

Endişeliyiz, bu ayrımcılık, ırkçılık hayra alamet değil!.. Allah akıbetimizi hayr eylesin…

Biliyoruz ki, Türkiye yaptığı iyilik ve aldığı dualarla bu güne geldi… Birçok musibeti mazlumların duası ve verdiğimiz sadakalarla savdık…

Şimdi de kardeşliğe sadakat günlerindeyiz…

Yeryüzünün yüreği, vicdanı, umudu ve ufku olmak durumundayız… Uluslararası güçler istatistiki verileri konuştura dursun, biz insanlığımızı konuşturalım…

Çözüm, baskıcı uygulamalar, polisiye tedbirler, daha yüksek tel örgüler değil…

Kardeşlerimizi bağrımıza basmaktır… Marifet garibanların gardiyanı olmak değil, gardaşı olduğumuzu ispatlamaktır…

Siyasi istikrarsızlık, ekonomik kriz, sosyal sorunlar ancak en yüksek insani ve İslami refleksle çözülür… Ayrılıkçı öfkeleri, örnekliğimiz ve özverimizle önleyebiliriz…

Henüz ziyaretimizin ilk durağındayız…

Sevr’den öteye geçemedim. Cebeli Nur ve Cebeli Rahme’de buluşmak duası ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.