Home / Makaleler / Hastane Koridoru

Hastane Koridoru

Hastanedeyim…
Biricik annem ameliyatta… Biz beklemedeyiz… En içli dualarımızı Rabbimize arz ediyoruz… İnsan acziyetini bu durumlarda daha iyi idrak ediyor… Çaresizliğimiz bizi Allah’a daha çok yaklaştırıyor…
Duanın, zikrin, istiğfarın, tevbenin, tefekkürün dorukta olduğu duraklardır hastaneler… Belki camilerde bile bu kadar yoğun bir dua atmosferi bulamayabiliriz… Özellikle ameliyathane kapısı çok farklı bir dünya…
Olay tazeyken, tehlike devam ederken, insan daha bir teyakkuzda ve tevbede… Ancak bu durum uzun sürmez. Yine gaflet bulur insanı… Kendini toparlamak için bir fırsat varken, önceki alışkanlıklar depreşir, kaldığı yerden devam eder.
Hastane koridorunda beklerken zihnimdeki soru; peki hastalık nedir?
İlahi bir dokunuş mudur? Uyarış mıdır? İkaz mıdır? İhtar mıdır?
Bir fırsat mıdır? Felaket midir? Bir ibret midir? İllet midir?
Bir musibet midir? Müjde midir? Bir hediye midir? Hüsran mıdır? Bir keffaret midir? Kurtuluş mudur? Bir nimet midir? Zahmet midir?
Aslında kişiden kişiye bu sorunun cevabı değişir.
Sınanmak insanın kaderidir…
Hastalara yakından bakıyorum. Kaderine küsenler… Hatta kahredenler… Kaderle teselli bulanlar… Kadere sığınanlar… Kaderi kabullenemeyen, ‘’niçin ben?’’ diye yakınanlar…
Aslında hastalık ve hastane oldukça öğretici ve eğitici bir mektep… Şayet istekli olabilirsek… Hastalığı ibadete bile dönüştürebiliriz…

İnsan hastalıkları tedavi etmeye çalışırken, hastalıklarda insanı tedavi eder… Ruhunu, kalbini, nefsini sorgulama fırsatı sunar…
Hastalık bir dönüm noktası, dönüşüm fırsatı olabilir…
Olur ki, hastalıkla kendimizi bulabilir, kendimize gelebiliriz…
Hastalık, neden yeni bir başlangıç, yeniden yenilenme vesilesi olmasın ki?
Önemli olan hastalığın kıymetini bilmek ve hastalıkla barışık olabilmektir… Hastalığı dost bilenler, doğru sonuca ulaşırlar…
Fakat hayata aşırı bağlılık ve bağımlılık ilahi ikazları engelliyor… Ölümün korkusunu, yaşamın kokuları ile atmaya çalışıyoruz… Kronik hastalıklar bile kasvet ve gafleti kırmamıza yetmiyorsa geleceğimizden korkulur…
Uyarılara kendini kapatmış kalplere hiçbir şey kâr etmiyor…
Hastalık ve ölüm en etkili uyarıcı… Bu bile etkilemiyorsa durum vahim…
Vahiy meleği uyardı… Ölüm meleği uyarısını yaptı… Artık kıyamet meleği İsrafil’in Sur’unu bekleyeceğiz…
Anlaşılan ibreti âlem olmadan ibret almayacağız…
Evet, ibretle aramızdaki duvarları nasıl aşacağız?
Bunca yalanın arasında kendi gerçeğimizle nasıl yüzleşeceğiz?
Bir virüs, bir mikrop karşısındaki çaresizliğimizi ne zaman fark edeceğiz?
Hastalıklar doğrusu tüm sahtelikleri seçebilme fırsatı bizlere sunuyor… Bir silkinme vesilesi olabilecek hastalığı ıskalıyoruz… Tatlı bir yalana tav olmuş durumdayız…
Unutmayalım ki, hiçbir şey tesadüf değildir…
Ağır bir trafik kazası, şiddetli bir travma veya tehlikeli bir hastalık ve kıl payı hayata dönüşün arkasındaki ilahi takdiri ve mesajı doğru okuyabilmeliyiz…
Yaşanılan her olay, arz ettiği ciddiyete göre bir düşünme aralığı, tefekkür penceresi açar kişiye ve bir fırsat olur düşünebilenler için…
Ölüm yalayıp geçtiğinde, hakikatin soğuk zeminine basar insanoğlu… Fark eder o zaman hayatın öyle zannettiği gibi elinin altında bir şey olmadığını…
Hayata gelirken fikrimiz alınmadı, giderken de alınmayacak…
Bize düşen hayat ve ölüm üzerinde tefekkür etmektir…
Ölümle barışık yaşamaktır… Ölümün provasını yapmaktır…
Güzel bir ölüme yatırım yapmaktır…
Bizden bağımsız, bizden habersiz elemler ve ölümler bizi hazırlıyor…
Mukadder akıbete yürüyoruz… Yüzleşmek için.
Annem için dua istiyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.