Home / Makaleler / Gök Sofrası

Gök Sofrası

ramazan-kayan88

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Ta ki korunasınız (takva sahibi olasınız).” (Bakara, 183)

Beklenen günler geldi… Yani sayılı günler…

Acaba Rahman, Ramazan günlerine ne yükledi? Ve bizler bugünlerde neler yükleneceğiz? Sanırım şu ayet sorularımıza ışık tutuyor:

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Ta ki korunasınız (takva sahibi olasınız).” (Bakara, 183)

Oruç üzerinden takvayı kuşanmak… Bu sayede muttaki olmak… Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile dolmak… O’nun her zaman ve her yerde hazır olduğunun farkında olarak kendini biçimlendirme ve hayatı anlamlandırma gayreti…

Ramazan orucu; arınma, bilenme ve korunma eylemi olarak müminlerin hayatında yerini aldı… Yorgun bedenler, yıpranan kimlikler, kirlenen kişilikler bakıma alındı… Daha da önemlisi oruç, yorgun ruhları ayağa kaldırma fırsatı sunuyor, bizlere… Doğrusu takva ruhumuzda filizlenmedikçe, bedenlerimizde çiçeklenmedikçe kimden korkmamız ve korunmamız gerektiğini de bilemeyiz… Korkularımızın kurbanı oluruz…

Oruç, bedensel ve fiziksel ihtiyaçları geriye çekip ruhun ihtiyacını önemsemektir…

Psikolojik travmalar, ruhsal bunalımlar geçiren insanımızın oruçtan alacağı çok şey var… Hayatın hazlarını önceleyen insanlar ruhlarını aç ve açıkta bıraktılar… Ruhu bedenine eşlik etmeyen insan sürünüyor… İşte oruç günlerinde ruhun derinliklerinden gelen yakıcı çığlığa kulak vermeliyiz… Açlık sorununu sadece fiziksel gereksinimler üzerinden okuyamayız… Çünkü ruhu kirlenen insan, evreni de kirletir… İç dünyada başlayan parçalanma, kişinin dünyaya bir parçalayıcı, bozucu olarak çıkmasına neden olur…

İşte bu acı ve açık gerçeği göz önüne alarak, oruç günlerinde midemizi aç bırakırken ruhumuzun açlığını gidermeye çalışmalıyız… Bunu nasıl yapabiliriz?

Yeryüzünün mükellef sofralarına takılı kalmadan gökyüzünün mükemmel sofralarına misafir olarak ruhun açlığını giderebiliriz…

Günümüz insanı gök merkezli olanı dışladı… Her şeyi yer merkezli formatlamaya çalıştı… Yere çakılı kaldı, çamurlaştı… Haz medeniyeti açlık sorununu aştı ama ruhu aç bıraktı…

Evet, görsel olana takılı kalmadan, göksel alana yürümeliyiz… Gökyüzünün öğrencisi olanlara gök sofralarının nasıl açıldığını o zaman görürüz…

Şimdi Ramazan maidesinden rızıklanmanın tam zamanı… İsaca bir tazarru ile gök sofralarına müşteri olmanın imkânı bize sunuldu…

“Meryem oğlu İsa: ‘Ey Allah’ım, ey Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bayram ve Sen’den de bir işaret olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık vericilerin en hayırlısısın’ dedi.” (Maide, 114)

Maide ne der? Tek derdi mide olanların bunu anlaması çok zor…

Cebrail (a.s.) ile gelen, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in eli ile serilen gök sofrasına talep nasıl, bilmiyorum… Bildiğim bir şey var, ruhun açlığını başka türlü gideremezsiniz… Bu sofranın mahiyetini açıklayan ise şu ayettir:

“Azık edinin. Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, Benden korkup sakının (takva sahibi olun).” (Bakara, 197)

Takva azığı… Yorgun, bitkin ruhları ayağa kaldıracak azık… Gök sofrasının menüsü; takva azığı… Evet, bu sofrada ilim, hikmet, ihlâs, ittika, ihsan, ikan eksik olmaz… Takva azığı yoksa, insan doyumsuz, tatminsiz, güvensiz, bencil, bedbin ve cimridir… Mahrum ve muhtaçtır… Takva azığını tutmayan, ne hayatın tadını alabilir ne de hayatı doğru tanımlayabilir…

Peki, ruhun açığını ve açıklığını nasıl giderebiliriz?

Ancak takva örtüsü ile…

“… Takva örtüsü bu daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.” (Araf, 26)

Her türlü kirlenmeye, kötülüğe, çirkinliğe, çarpıklığa açık olan ruhu ancak takva örtüsü ile korumaya alabiliriz… Zaten takva örtüsünden yoksun olan kişi, başka türlü tesettürlü olsa bile giyinik çıplaklıktan kurtulamaz… Tesettürün ruhu, ruhun tesettürü takva libasıdır…

Evet, kulluğun tüm kademelerinde belirleyici olan takvadır…

Takvada tahkim ayı olan Ramazan, Rabbimizden bize sunulan bir fırsattır… Takva temelli bir inşa sorumluluğu bizi bekliyor… Kimliği, kişiliği, hayatı, toplumu, medeniyeti yeniden takva ile inşa etmek zorundayız… Bu bir sorumluluktur… Bunu ertelemek suçtur…

Ramazanda Rabbanileşmek… Takva yüklü bir yürekle Rahman’a yürümek… Kendini Rabbin terbiyesine, vahyin disiplinine terk etmek…

Evet, kendimizin, kendimize olan isyanını bastırmamız için buna mecburuz…

Bu ayda bunalan insan, kendini buluyor…

Oruç insana mesaj veriyor:

Kendinden geçme, kendine gel… Direnebilmek için, özgürleşebilmek için, kendin kalabilmek için kendine gel, ruhbanlaşmadan ruhuna dön…

Kendine gelebilmek için de önce rabbine gel…

“Rabbine dön, O’ndan hoşnut kalmış ve O’nu hoşnut etmiş olarak.” (Fecr, 28)

Kendini bulamamış insan bunaktır…

Kendine gelememiş insan kayıptır…

Kendisi olamamış insan yabanidir…

Kendini tanımamış insan cahildir…

Oruç kendini yeniden inşa etme eylemidir… Ramazan insanlaşma mektebidir…

Oruç özgürleştirir… Olgunlaştırır… Behimi, şeytani, cahili, hevai tutkulardan, tutsaklıklardan; takıntı, bağlantı ve bağımlılıklardan bağımsızlaştırır…

Ramazan rutinin dışına çıkmaktır… Anlamda derinleşmenin, değerde buluşmanın, dünyevileşmeyi aşmanın, aşkına odaklanmanın diğer adıdır…

Her seher vakti, Güneş doğmadan insan yeniden doğuyor…

Buyurun, bu ayki randevumuz; gök sofrası…

Özgün Duruş