Home / Makaleler / Gençlik Zirvesi

Gençlik Zirvesi

7-9 Nisan 2017 tarihleri arasında Sudan’ın başkenti Hartum’da “Dünya Müslüman Gençlik Zirvesi”ne katılmak için gelmiş bulunuyoruz. Türkiye ayağını TASAM (Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi)’ın organize ettiği bu önemli buluşmanın Sudan ayağında uluslararası Afrika Üniversite (IAU)’sinin misafiriyiz. Dünya genelinde ve özelde İslam dünyasından ciddi katılımın gözlendiği zirvede çok önemli tebliğlerin ve müzakerelerin gerçekleştiğine tanık olduk…
Gençlik gerçeği masaya yatırıldı, bir gelecek perspektifi için yoğun bir çaba sarfedildi. Umarım yeni umutların ve ufukların vesilesi olur bu tür zirveler…
Tebliğci olarak katıldığım zirvedeki sunumumu kısaca özetlemek istiyorum:
Saygıdeğer hazirun,
Gençlik sınavımızı konuşmak için Afrika’dayız.
O Afrika ki, İslam Yesrib’e, Taif’e girmeden önce Afrika’ya girmişti… Arabistan kapılarını islam’a kapalı tutmuşken Afrika sonuna kadar kapılarını ve kalplerini açık tutmuştu…
Evet bu topraklar ilk iman yurdu. Eman beldesi…
Hicretin ilk kapısı. Sonrasında da İslam’ın en hızlı yayıldığı kıta Afrika olmuştu… bundan dolayı Darü’l-hicrette bugün gençliğin hicranını konuşuyoruz.
Müslüman gençliği değerlendirdiğimiz şu salonda, Afrika’yı bir baştan diğer başa atını mahmuzlayıp Atlas okyanusuna yürüyen komutan Ukbe b. Nafi gözlerimin önünde canlanıyor.
1356 yıl önce, 7 bin kişilik ordusu ile Cebel-i Tarık boğazını geçip Endülüs’e İslam’ı taşıyan Tarık bin Ziyad’ı düşünüyorum. 3 ay kadar önce bir gurup arkadaşla Endülüs Ziyaretimiz olmuştu. Tarık bin Ziyad’ın dönüş gemilerini yaktığı yerde durup Akdeniz’i seyretmiştim.
Biz ki, 1356 yıl önce şu boğazı geçip, Paris’e 120 km kalıncaya kadar İslam’ı götürebilmiş ve tarihin en muhteşem medeniyetini inşa etmiş bir ümmetiz. Ama bu gün ne acı bir sınav ki, daru’l-İslam’dan daru’l-küfre sığınmak için yurdunu, yuvasını terk eden, bir parça özgürlük, güvenlik ve ekmek için ölümü göze alarak botlarla Akdeniz’in sularına kendini terk eden bir ümmet olmuşuz… Sadece 2016 yılında Akdeniz’in sularında hayatını kaybeden mülteci sayısı 5 bini bulmuş durumda… Birleşmiş Milletlerin verilerine göre…
Şimdi soruyorum bu bizim kaderimiz mi yoksa kusurumuz mu?
Bir zamanlar bir Osmanlı gölü olan Akdeniz bugün neden ümmetin mezarı oldu? Kardeşliğimiz Akdeniz’de tükeniyor, farkında mıyız?
Tabii ki bu bir sonuçtur. Neyin sonucu?
Ataletin, rehavetin, cehaletin, acziyetin, gafletin, kasvetin, asabiyetin, arzularımıza yenik düşmenin sonucu değil mi?
Ezilmişlik, sömürülmüşlük, geri kalmışlık alın yazımız değil, hangi günahlarımızdan dolayı bunlar başımıza geliyor, bugün bu soruyu kendimize sormamız gerekiyor…
Yeryüzünün halifesi olması gereken bizler, neden dünyanın sefaletine ve esaretine maruz kaldık?
Hemen Sudan’ın yanı başında Somali’de son bir hafta içinde 200 kardeşimiz açlıktan hayatını kaybetmişse bu sadece bir can kaybı değil, kaybolan izzet ve heybetinde ifadesi değil midir?
Biz şu salonda programımızı sürdürdüğümüz saatlerde İdlib’de kimyasal gazlarla ruhunu teslim eden sevil masumların sayısının kaça çıktığını biliyor muyuz?
Arakan ne arayan, ne de soran?
Kudüs’te kısıtlanan ezan sesinden sonra hangi sunumlarla sorunlarımıza çözüm bulabileceğiz?
Hülasa yeryüzü kötülerin tekelinde, tasallutu altında… Bundan dolayıdır ki 36 milyar insana yetebilecek yeryüzü kaynakları, 6 milyar insana yetmiyor… Örgütlü küresel kötülük yeryüzünü yaşanmaz hale getirdi…
Peki, iyilere düşen görev nedir?
Gücü elinde bulunduranların ahlakı, adaleti ve merhameti yok… Adaleti arzulayanların ise gücü yok…
Gücümüze ne oldu?…
Bir: birbirimize düştük, gücümüz, rüyalarımız gitti.
İki; dünyanın peşine düştük, perişan ve pişman olduk…
Şimdi ya birlikte var olacağız ya da tek tek yok olacağız…
Köşemde yerim kalmadığı için zirvedeki sunumumun sadece giriş paragraflarını paylaşabiliyorum.