Home / Makaleler / Gemi Öğretisi

Gemi Öğretisi

ramazan-kayan88

Günler, haftalar akıp giderken Mavi Marmara gemisi gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Siyasal, sosyal, ekonomik ve askeri etkileri ve sonuçları daha çok konuşulacağa benziyor. Dünyadaki etkileri bir yana, özelde İslami çevreler için de öğretici ve ufuk açıcı oldu… Umarım ki bu durum, sıcak gündemlerin yaşandığı günlerle sınırlı kalmaz, çünkü olayların yoğunluğu, zihinlerin yorgunluğu, gündem kaymasına neden olmaktadır. Zaten Kur’an-ı Kerim de başka bir gemi örneği ile insanın bu yönüne dikkatlerimizi çekmektedir:

“Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O’nun dışında taptıklarınız kaybolur gider, fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür.” (İsra, 67)

Gerçekten de geminin içinde Allah’a yakındık… Birbirimize de alabildiğine yakındık… Müminler arası duvarlar yıkılmış, buzlar erimiş, kalpler ısınmıştı… Ülfet, ünsiyet, uhuvvet, muhabbet, vahdet, Allah’ın gemidekilere bir ikramıydı… Allah’ın nimeti sayesinde susadığımız evrensel kardeşlik iklimini doyasıya soluyorduk…

Gruplar arası hesap kitap, haset, asabiyet, itham, ilzam, eleştiri yerini insaf, isar, ihsan, merhamet ve erdeme terk etmişti… Kalıplar, şablonlar, önyargılar konuşmuyor, aklı selim ve kalbi selim devredeydi… Yani birlikte alınacak nice yolların, paylaşılacak nice yüklerin olduğunu öğrendik… Artık birbirini yok saymanın anlamı yoktu…

Bu gemi gerçekten ezberleri bozmuştu… İnsanlar alışkanlık, aşırılık ve asabiyetlerini aşmayı başarmıştı… Ayrılar aynılaşıyor, parçalar bütünleniyordu…

“Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız…” (Ali İmran, 103)

31 Mayıs sabahında bu kardeşliğe uyandık ve bunu tüm netliği ile tattık…

Yıllarca kanlı bıçaklı olan tarafların aynı güvertede omuz omuza siyonist saldırganlığa karşı saf tutmaları, özlemini çektiğimiz bir kareydi…

Yaralıları tedavi etmek için çırpınan Dr. Mevlüt kardeşimin şu tanıklığı her şeyi gözler önüne seriyor:

“Hangi yaralıyla ilgilensem, diğer yaralı kardeşini işaret ediyor, önce ona git, onun yarası daha ağır, diyordu…”

Sanki Allah (c.c.) bu gemi ile imkânsızın nasıl mümkün olduğunu gösteriyordu bizlere…

Ortak dualarımız vardı… Tıpkı mağarada mahsur kalan üç kişinin içtenliği ile yapılan dualar gibi…

Gözyaşları ile yıkanan dua kelimelerinin etkisinde kalan Peter Vevuner İslam’a teslim olduğunu ikrar ediyordu… Artık İsrail kendisini teslim alsa da umurunda değildi…

Ortak dua ve dayanışma ruhu gemiyi öylesine kuşatmıştı ki papaz Hilaryum Kapuçi kenarda kalamıyor, bizimle aynı safta yerini alıyor, kendi dini ve dili üzere Gazze için dua ediyordu…

Hiç tahmin edemezdim, gün gelecek Ramazan Kayan, ateist Cliff Handley, Yunanlı Dimitris Plionis, papaz Kapuçi ile ortak bir seferde buluşacak!…

Gemi bir insanlık okuluydu… Hayatı, insanı, toplumu, evreni, eşyayı yeniden okuyorduk… İnsanlık ortak paydasında paylaşım, katılım, dayanışma ve direniş vardı…

Ana şefkatine yeniden tanıklık ettik… Anadolu’nun bağrından kopup gelen analar… Kendi çocuklarını başkalarına emanet bırakan şefkat yüklü yürekler, Gazzeli yetimleri kucaklamak için sonu belli olmayan bir sefere iştirak etmişlerdi… Merhametleri sadece kendi çocukları ile sınırlı değildi…

Aynı analar, İsrail canileri saldırdığında ağlamamak üzere ahitleşiyorlardı… Siyonistler bizi ağlarken görmemeli, diyorlardı… Zeynebce bir duruşu güncelliyorlardı…

On sekiz yıldır anne özlemi ile muhacir hayatı yaşayan Filistinli genç, annesinin vefat haberi ile sarsılıyor… Gemide gıyabi cenaze namazı kılıyoruz… İmtihan içinde imtihan…

Hayatın baharında Furkan, şehadetle anne arasında gelgitler yaşıyordu… Çünkü o, cennetin anaların ayakları altına serili olduğunun da bilincindeydi… Sonunda Allah’a verdiği ahde sadakat gösterenlerden oldu…

Sırasını bekleyenler, yani bizler ne yapmalıyız?

1- Şehidler muradına erdi, bize düşen ise şahidliğimizi sürdürmektir… Şehidler kurtuldu… Şayet biz şahid olarak yaşarsak belki binlerce insanın kurtuluşuna vesile olabiliriz… Öncü kişiliğimizle, özne kimliğimizle, örnek duruşumuzla, kararlı yürüyüşümüzle zulmün ve zilletin üstesinden gelebiliriz…

2- Gazze için yola çıkmak yetmez, önemli olan Gazze’yi Gazze yapan değerleri ve ilkeleri bulunduğumuz coğrafyalarda inşa etmektir… Gazze ruhunu ve bilincini kuşanmaktır… Kaldı ki Gazze bir ara hedeftir, ana hedef Kudüs’tür…

3- Artık meydan muharebelerinden ziyade medya muharebelerinin öne çıktığı bir dünyada yaşıyoruz… Medya savaşlarında elimizin güçlenmesi gerekiyor…

4- Emperyalizme ve siyonizme karşı başlattığımız bu direnişte tutarlı ve kararlı olabilmek için Yahudileşme/dünyevileşme marazından kurtulmak zorundayız… Kapitalist sistemin tüketim köleliğinden sıyrılmak, İsrail’e karşı direnmek oldukça zor…

5- Sorumluluklarımızı siyasilere ve askeri erkâna ihale etmeden, sivil direniş bilincini güçlendirmeli ve siyasiler üzerinde belirleyici ve yönlendirici bir rol almalıyız.

6- Belirlenen gündemlere takılı kalmadan, kendi gündemimizi ve önceliklerimizi belirleyen bizatihi biz olmalıyız…

Özgür Mescid-i Aksa’da buluşmak duası ile…

Özgün Duruş