Home / Makaleler / Fıkıhsız Toplum Fakihsiz Hareket

Fıkıhsız Toplum Fakihsiz Hareket

ramazan-kayan88

Tarihin akışına atfı nazarda bulunduğumuzda şunu görürüz; İslam toplumlarının ışığı, ısısı, umudu ve ufku hep alimler olmuşlardır. Akidenin sosyalleşmesinde öncü aktörler onlar idiler… Akılla vahyi hep barışık kılan, toplumsal sorunların çözümünde inisiyatif alan, toplumsal kurtuluşun öznesi ve önderi aktif alimler olagelmiştir.

Her türlü cehaletin körlüklerine ve karanlıklarına karşı en kararlı savaşçı, despot rejimlere karşı en kararlı direnişçi, toplumsal kokuşmaya karşı en basiretli ve dirençli direniş erleri olarak onları gördük…

Kötülüğe karşı bariyerdi onlar… Toplumsal ihtilaflarda, kavgalarda başvuru mercii melcei mahkemelerden önce alimlerdi… Alimin sözü üzerine söz olmazdı… Şeriatın kestiği parmak acımazdı…

Medeniyetin mimarları nesillerin mürebbileri…

Bir alim bir alemdi… Tıpkı İbrahim’in tek başına bir ümmet olması gibi…

Erdemli toplumun adresi, temiz toplumun sigortası Ulema idi…

Alim yerine göre toplumun konuşan dili, kuşanılan kılıcı, hakkı haykıran çığlığı, susmayan vicdanı, durmayan yüreği, sönmeyen umudu, karamayan ufkuydu…

Ümmet deccallaşanlara karşı onurlu duruşu onlardan öğrendi, Haccac’laşanlara karşı pervasızlığı onlarda gördü, Yezid’leşenlere karşı izzet dersini onlardan aldı…

Biliyoruz ki, kalemin kontrolünde olmayan kılıç barbarlaşır…

Kalemin denetiminde olmayan siyaset soysuzlaştırır…

Kalemin gözetiminde olmayan ticaret Karun’laştırır…

Tecdid için… Islah için… İnşa için mutlaka alimlerin ağırlığına ihtiyacımız var…

İdraki, yüreği, bileği uyandıran, yönlendiren, dizginleyen, düzenleye, harekete geçiren onlardı…

Alimin aksiyon ve azmidir, aleme rahmet ve adalet güvencesi…

Çünkü alim; kendisi için yaşayan değil kendini adayandır…

Şimdi, denilebilir ki nerde bu alimler? Böyle alimler var mı ki?

Cumhuriyet döneminde Kemalizm’in baskıcı politikaları öncelikle alimleri hedef aldı… Yeni sistemin toplum mühendisleri tarafından topluma dayatılmasının önünde en büyük engel alimlerdi…

Resmi ideoloji alimler ya susturarak yada itibarsızlaştırarak dinin toplum üzerindeki etkisini kırmayı hedeflediler… Kemalizm taciz ve tazirlerle alimleri acizleştirme, halk üzerindeki saygınlıklarını sıfırlama ve onları boğma yoluna gitti… Tevhidi Tedrisat bu amaca yönelikti…

Minber sustu, mihrap boşaldı, kürsü küstü, kalem kırıldı…

Ümmetin evlatları yetim kaldı. Fakihsiz bir toplum fıkıhsız bir kültür oluştu. Hatta iş öyle raddeye geldi ki; alimsiz İslami hareketler oluştu. İslami hareketlerdeki keyfiyetsizlik ve kifayetsizlik birazda buradan kaynaklanmıyor mu? Bu açığı İslamcı aydınlar doldurmaya çalıştı, ancak şer’i ilimlerde müktesebatı yetersiz olan bu kesim İslami hareketi temsil ve taşımada yetersiz kaldılar…

Hatta kimi oryantalist ruhlu teologların elinde din kadavraya dönüştü…

Fıkıhsız bir toplum, fakihsiz bir hareket hangi limana demir atar bilinmez…

Onlar sahadan çekilince çapulcu, yaltakçı, fırsatçı, ikiyüzlü el ve etek öpücüler çoğaldı…

Cemaat ve STK’ların en bariz farklılıklarından biride cemaatlerde alimlerin belirleyici olması, STK’larda işi bilenlerin…

Evet, alimlerin karikatürize edildiği bir süreçten sonra yeniden alimlere iadei itibarda bulunmamız gerekiyor… ve bize gözü toplumun elinde ve devletin kapısında olmayan alimler gerekiyor…

İslam ile geçinen değil, İslam için çırpınan alimler… Sivil, bağımsız ve bağlantısız ilim erbabı…

Kendi aralarında güçlü bir blok oluşturmuş, kurumsallaşmış, örgütlenmiş, hiçbir kurumun yedeğine düşmemiş, siyasilerin yörüngesine girmemiş, entelektüel birikimi olan, sadece kitabı okuyan, nakleden değil hayatı da okuyabilen, hayatın içinden çözümler üreten ve öneren bir merci lazım…

Alimlerimiz sokağın dilini, zamanın ruhunu, mekanın makdusunu yakalayarak hayata müdahil olabilirler…

Toplumsal, siyasal, küresel sorunlara vahyin bakış açısı ile neşter vurmak onlara düşüyor… Meşruiyet zeminimizin takipçisi tabiî ki alimlerdir… Bunu yaparken ne statükoyu nede kamuoyuna yaranma kompleksine ve kaygısına düşmeden hareket edilmelidir…

Öncelikle yeni kuşaklarla alimler arasındaki mesafeyi ve önyargıyı gidermek icab ediyor… Toplumla alimi buluşturacak, barıştıracak adımlar gerekiyor…

Bu ülkede Kürt sorunu, ahlaki yozlaşma, gelir dağılımındaki adaletsizlik, ruhi boşluk, sosyal çöküntü alimler yok sayılarak nasıl aşılabilir?

Bu özelliklerde alim mi yok?

Geleceğin alimlerini yetiştirmek de bize düşer…

Acaba zeki ve başarılı çocuklarımızı hangi hedeflere yönlendiriyoruz?

Çözüm; var olan alimlerin sahaya inmesi, sahadakilerin de alimleri sahiplenmesi gerekiyor…

Bu makaleyi yazmak nerden aklıma geldi? Türkiye’nin değerli alimlerinden Abdulcelil Candan’ın vefat haberini aldığımda… Merhuma Rabbimden rahmet dilerken, onun ”Ulemanın Gücü” kitabını okuyucularıma tavsiye ediyorum…