Home / Makaleler / Ertelemeci Anlayış

Ertelemeci Anlayış

ramazan-kayan88

İnsanoğlu yapısı gereği ya aceleci ya da ağırdan almadan yanadır.

“İnsan pek acelecidir.”

Aynı insan ertelemecidir de…

“Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?’’ dediler. (Nisa 77)

Biz bu yazımızda “ertelemeci anlayışı” sorgulayacağız…

İnsanların sorumluluklarını zamana yayma anlayışı, aslında yeni bir durum değildir. İnsanlık tarihi buyunca sorumluluklarından sıyrılmak isteyenlerin başvurdukları yaygın bir yöntemdir…

Anın sorumluluklarını, günün vaciplerini göz ardı etme alışkanlıkları ve bunun süreç içerisinde kanıksanır hale getirilmesi, telafisi zor hüsranlara neden olur… Duyarlılıklar gider… Heyecanlar söner… İştiyaklar kaybolur… Gayretin yerini gaflet, hareketin yerini rehavet, haşyetin yerini kasvet alır…

Bu sosyal gerçekliğe Kur’an parmak basıyor:

“Onlar üzerine zaman uzadı da kalpleri katılaştı…”

“Şimdi değil, daha sonra” diyenler, kendi sonlarını getirmiş oldular… Sorumlulukları zamana yaymakla zaman aşımından yararlanacaklarını sandılar ama olmadı… Olan insana oldu…

“Hele bugünü bir şekilde atlatalım, ileride bu sorunları nihai olarak çözeriz” anlayışı hayati hataların temel nedenidir…

Ertelemeler, problemlerin çözümünde zaman kazanmaktan ziyade kaybedilen zamanlar olarak bize dönüyor…

Kaybedilen zamanların ceremesi, yarınlardaki cezası küçümsenemez… Ertelemeci anlayış hep kaybettirdi. Anın vacibi ne ise bunun hakkı verilmedikçe yarınlarda “keşke” demekten kurtulamayız…

Fakat bunu da biliyoruz ki inancımızda “keşke”lere yer yoktur…

Hayalimiz büyük, hülyamız güzel, rüyamız iyi olabilir… Ama şu anki halimiz ve hattıhareketimiz önemlidir…

Bir yükümlülüğü ertelediğimizde aslında hayatımızı ertelemiş oluyoruz… Geleceğimizle oynamış oluyoruz… Geciktirdiğimiz görevler geleceğimizi karartıyor… Akıbetimizi tehdit ediyor…

Biz Müslümanlar için önceleri “engellenen İslami hayatlar” vardı, fakat şimdilerde ise “ertelenen İslami hayatlar” var…

En büyük hata, ertelenen İslami hayatlardır…

Erteleyen kim? Biz değil miyiz?

“Daha müsait zamanlara bırakma” mantığı bizi “müsait zamanlar Müslümanlığı”na savurdu…

Ertelemeci ve mükemmeliyetçi anlayış ve arayışlardan dolayı gerek fert, gerek cemaat düzleminde nice güzel projelerin zaman içerisinde nasıl zayi olduğunu gördük…

Doğrusu, “bekle gör” politikaları ile bir yere varılmıyor.

Ertelemeci ve sığınmacı anlayış ile hak ve özgürlüklerin takipçisi olmak mümkün olmuyor…

Hayalci ve oyalamacı mücadele tasavvuru ile yol almak sadece avuntu ve aldanıştır…

Evet, şartların olgunlaşmasını beklemek ayrı, oyalamacı yollara sapmak tamamen ayrı durumlardır… Tembellikle, tedrici çözüm yollarını karıştırmamak lazım…

Gerekli koşullar oluşsun derken, mücadele kulvarından koptuğumuzun bilmem farkında mıyız?

Kaybolan kimlikler ertelenen kimliklerdir… Zayi olan kişiler, ertelemeci kişiliklerdir…

Gayretsizlik, gayesizlik olarak bize döndü…

Artık yavaş yavaş acele etmeliyiz! Bugün elimizi çabuk tutmadığımız takdirde, yarın elimiz boş kalacaktır…

Beklediğimiz zaman, işte bu zaman! Hemen… Şimdi… Burada… Zaman bize emanet… Zamana ne yüklediğimize bakalım… “İbnü’l-vakt” olma zamanı…

İnsan her gün, yeni bir güne şahitlik ederek başlar…

Artık konjonktür, konsept, süreç, koşullar, konumlar, ne olursa olsun, gereksiz zaman kayıplarına, ertelemeci davranışlara tahammül yoktur…

Çünkü ertelenen kulluğumuzdur… Geleceğimizdir… Özgürlüğümüzdür… Cennetimizdir…

Kronik ertelemecilik illeti ömrümüzden çalıyor…

Bilinçli Müslüman, anın değerini bilen ve hakkını verendir… Hakk’ın takipçisi, İslam’ın temsilcisi olabilmek için önce “daha vakit çok“ anlayışından kurtulmak lazım…

“Yarıncılar helak oldu” uyarısının kimden geldiğini bilmiyor muyuz?

“İman edenler için hâlâ vakit gelmedi mi?” (Hadid, 16)

Tevbe etmenin vakti? Talep etmenin vakti?

Tepki vermenin vakti? Taraf olmanın vakti?

Tavır almanın vakti? Teşebbüs etmenin vakti?

Ertelenen adalet, zulmün kanıksanmasıdır…

Ertelenen özgürlük, kölelik ruhunun içselleştirilmesidir…

Ertelenen direniş, zilletin onanmasıdır…

Ertelenen tevbe, hüsranın habercisidir…

Özgün Duruş