Home / Makaleler / Engel Tanımayan Engelli

Engel Tanımayan Engelli

ramazan-kayan88

Kendisi ile ilk tanışmam Almanya’nın Duisburg kentinde bir konferans vesilesi ile oldu. Beni programa götüren dostlar yol boyu onun faaliyet ve gayretlerinden bahsetmişlerdi. Filmlere konu olacak kadar enteresan evlilik serüvenini dinlemiştim. Onun mücadelesi, karakteri, inanılmaz azmi, anlatıldıkça kendisi ile tanışma merakım daha da arttı…

Konferans sonrası tanıştığım kişi, tüm vücudu fiziksel engelli tekerlekli sandalyeye mahkûm, 30-35 kiloluk bir et külçesinden ibaret bedeni ile Gülseren Gümüş idi. Bu tesettürlü hanımefendi bin bir türlü çilekeşi bir o kadar çalışmanın da sürdürücüsü idi… Derdi, davası olmayanların yeryüzüne yük olduklarını söylüyordu… Bu engelli beden ile bunca faaliyetin üstesinden nasıl gelebiliyorsun? Bu yükün altından nasıl kalkıyorsun? Diye sorduğumda belki de ömrüm boyunca unutamayacağım bir cevapla sarsılmıştım.

“Hocam hep şunu düşünürüm; bedenimde hareket ettirebildiğim şu üç parmağın hesabını Allah’a nasıl verebilirim? Bu üç parmakla Allah için daha fazla ne yapabilirim?”

Bu ne muazzam bir hesap günü bilinci? O an nasıl hassas ve ihlas yüklü bir yürekle karşı karşıya olduğumu hissettim… Oysaki hareket halinde olan bu üç parmakla sadece eline kitap verildiğinde sayfalarını çevirebiliyor, cep telefonu ve önüne bilgisayar geldiğinde klavyeyi kullanabiliyor. Vücudumun tüm fonksiyonu bu olan, bu bacının organizasyonlarına baktığımızda havsalanız duruyor. Ezber bozan bu engelli duruşu ile nice dersler veriyor, biz engelsizlere… Azmin elinden hiçbir şey kurtulmuyordu… Çünkü kendini mazur değil hep mesul görüyordu… Gözü ulvi görevlerden başka bir şey görmüyordu… Anladım ki görev için gövde değil, önemli olan gönül imiş… Gönüllülük, içtenlik engelleri aşmanın mümkünü imiş…

Engelli dünyasından, biz engelsizlere önemli mesajlar ve ciddi ödevler öneriyordu…

Eriyen kaslarına, tükenen bedenine rağmen kocaman bir yürekle yürüyüşünü tüm hızı ile sürdürmüştü… Hayırlarda yarışı başkasına kaptırma niyetinde değildi… O, öncü idi… Özne idi… Örnek idi…

Ondaki aşka, azme, aksiyona, adanmışlığa, aşkınlığa özenirdim… Sonraki yıllarda her karşılaştığımda hızından, hassasiyetinden, hareketliliğinden hiçbir şey kaybetmemişti…

Gözbebeği gibi büyüttüğü Güldeste Dayanışma Derneği tam bir ocaktı… Çoğu zaman hastane odalarında, hasta yatağında derneğin yükünü o taşırdı.

Güldeste Elişi Gurubu, Güldeste Çocuk Kulübü, Güldeste Resmi Eğitim Merkezi, Güldeste Gönüllüler Ajansı, Almanya’da dillere destandı… Özellikle Gönüllüler Ajansı, “Her aileye bir yaşlı” projesi ile ciddi yankı bulmuş, ilgi çekmişti…

Benim nazarımda Gülseren Hanım tekerlekli sandalyesindeki o vakur ve onurlu duruşu ile sanki Şeyh Ahmed Yasin’in dişi versiyonu gibi duruyordu…

O Zarif ve naif beden hep şunu söylerdi:

“Her gün giderek güçsüzleşen bedenimdeki arta kalan kıpırdayışların hakkını vermeye çalışıyorum.”

O nasihatleri ile bir abla, şefkatiyle bir anne, güçlü ve güzel iradesi ile tam bir dava delisi idi…

Biz onun bedensel engelli oluşuna acırken, o ruhen engellilere acıyordu… Müthiş bir özgüveni daha doğrusu “Allah’a tam bir güveni” vardı. Kalıbı tutmasa da kalbi kıpır kıpırdı… Yüreği inanç, bilinç, direniş yüklüydü…

39 yıllık ömrüne 3 kitap sığdırdı… Yüzlerce makale, sohbet, konferans…

Kendisi gibi bedensel engelli bir mağdurun İzmir’deki sıkıntılı yaşamını haber alınca, onun için aldığı bir tekerlekli sandalye ile hemen yardımına koşar, ihtiyaçlarını giderir ve şöyle der:

“Bu kardeşimin halini görünce kendi halim cennette gibiyim.”

İşte tevekkül, işte teslimiyet… Şikâyet yok, şükür var… Yakınma yok, yakarış var…

Her insanın bir sûresi var diye, düşünürdü…

Gülseren. “Benim sûrelerim de “Duha ve İnşirah” derdi.

Hayatı bu Sûrelerin tefsiriydi adeta… Ayetlerle diri, duru ve dikti…

Gülseren gücünü ve güzelliğini gönlünü bağladığı Rabbinden alıyordu.

Doğduğunda doktorlar ailesine en fazla on yaşına kadar yaşayabilir demişler… O, 39 yaşına kadar yaşadı ancak sadece kendisi için yaşamadı… Başkası için yaşama erdemini kuşandı… Yaşatmak için yaşadı… Nicelerinin dirilişine vesile oldu…

O şimdi Beka diyarında… Kalıcı güzelliklere imza attı…

Şahitlik ederim ki, o şahitliğini tam yaptı…