Home / Makaleler / Ehl-i Zikir miyiz?

Ehl-i Zikir miyiz?

Anlam kaymasına uğrayan temel kavramlarımızdan biri de zikirdir… Yer yer istismara kadar uzanan çarpıtmalar, yanıltmalar, işi içinden çıkılmaz hale getiriyor…

Bazen de zikir adına yapılan yanlışlıklar, daha ciddi yanlışlıklara yol açıyor; zikirsizlik…

Zikirsizlik sonrası ise huzursuzluk, güvensizlik, doyumsuzluk, yalnızlık sendromları oluşuyor…

Vahyin bütünlüğü içerisinde zikri doğru anlamamız ve yaşamamız gerekiyor… Parçacı yaklaşımların yanlışına düşmeden yol almalıyız…

Cihad-zikir bütünlüğünü gözeterek gündem oluşturmalıyız… Aksi taktirde zikircilerle cihadcıların kavgası bitmeyecektir…

Peki zikir nedir?

Sözlükte; bir şeyi anmak ve hatırlamaktır…

İslami literatürde ise Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluştur… Allah’ı övmek, nimetlerini anmak, bunları kalpte hissetmek ve tefekkür etmek anlamlarını içerir… Ayrıca Kur’an’da namaz kılmak, dua etmek, istiğfarda bulunmak, kevni ayetler üzerinde düşünmek.. Önceki kutsal kitapları, levh-i mahfuz, vahiy, ilim, haber, beyan, ikaz, nasihat, şeref hepsi zikir kapsamındadır…

Zikir asli bir ibadettir…

Kur’an’ı Kerim başka ibadetler için yapmadığı bir vurguyu sadece zikir için yaptığını görüyoruz…

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikrediniz. O’nu sabah akşam teşbih edin.” (Ahzab, 41-42)

“Çokça zikir…” Her daim zikir… Sabah-akşam… Havada, karada, denizde… Her zaman ve her yerde zikir…

Seferde, secdede, siperde zikir…

Zikir için belli bir mekan, zaman söz konusu değil…

Protokol, prosedür gerektirmez… Aracıya ihtiyaç duyulmaz…

Zikir dergah, tekke, zaviye ile sınırlandırılamaz… Sadece ehl-i tarikin tercihi değildir.

Zikir bir yaşam biçimidir… Bir tezkiye mektebi, terbiye sistemidir…

“Ol”manın ve “olgunlaş”manın temrinleridir zikir…

Zikir hayatı O’nun adı ile dokumak ve okumaktır… Varoluşumuzu O’na borçlu olduğumuzu hatırlamaktır…

Zikir; Allah’ı anmaktır… Anlamaktır… Anlatmaktır…

Zikir; Allah’a adanmaktır… Odaklanmaktır… O’nu yaşamın amacı kılmaktır… Sürekli O’nun rızasını aramaktır…

Sadece O’nun adını anmakla değil, O’na doğru sürekli adım atmaktır…

Zikir sürekli Allah’ı gündemde tutmaktır…

Hiçbir yerde ve hiçbir işte Allah’ı dışarda tutmamaktır…

Allah’ı öncelemek ve önemsemektir… Yüksünmeden, yorulmadan Allah’ı, yüceltmek ve O’na yürümektir…

İnsanlarla beraber yaşarken Allah ile birlikte olmaktır…

Mistikleştiren, münzevileştiren bir zikir değil, aktif bir zikir…

İçi boşaltılan, ruhu alınmış zikir, pasifize olmanın diğer adıdır.

Zikir, Allah ile barışık olmaktır… Birlediğimiz Allah ile birlikte olmaktır… O’na bağımlılığımızı perçinlemektir…

Zikir, kulluğun ta kendisidir…

O’nunla başlar… O’nunla bitirir… O’nunla sürdürürüz…

İnşirah için… İtminan için… İstiane için… İstiaze için… Her türlü ihtiyaç için zikir diyoruz…

Zikrullah ile hafızamızı koruyoruz.. İrademizi besliyoruz… İtibarımızı arttırıyoruz… İmkanlarımızı çoğaltıyoruz…

Tevhid, teşbih, tehlil, tahmid ve tevbe ile yaşama tutunuyoruz…

Aidiyet, mensubiyet, mesuliyet, meşruiyet iddiamız zikrimizden bellidir…

Biz Allah’ı zikrettikçe, Allah da bizi zikredecektir…

Bizim Allah katındaki değerimiz, bizim O’na verdiğimiz değer kadardır.

Şimdilerde biz kimi ve neyi daha çok zikrediyoruz?

Dünya, meta, madde, para, eşya, marka, moda önceliğimiz ise zikrimizin kim için olduğu ortadadır…

Dervişin fikri neyse zikri odur…

Kavli, kalbi gibi tüm zikirler Allah için olsun…

Zikirsizlik, O’na uzak düşmektir. O’nu unutmaktır…

Unutanlar unutulur…

Tüm korku, kaygı kuşku, kaos, kabus ve krizlerin ilacı, zikirdir…

“Allah’ı zikretmek elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür.” (Ankebut, 45)