Home / Makaleler / Dost Olabilmek

Dost Olabilmek

ramazan-kayan88

Kadim kültürümüzün önemsediğim deneyimlerinden biridir; mezleka-i akdam…

Ayakların kaydığı ve kaydırıldığı zemin, zaman, ortam ve durumlar…

Ayakların yere sağlam basmaması, kaygan, kaypak yaşam biçimleri…

Yani sabitkadem olamamak… Duruşunu bozmak, yanlışa yönelmek…

Bu hayati riske karşı Kur’an’ ı Kerim şu dua ile duruşumuzu muhkemleştirmeyi öneriyor:

‘’Onların sözleri sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımız ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle’’

(Ali İmran – 147)

İnsan zayıftır, acizdir… Hatta yanlış ve günaha düşme riski altındadır…

Vahyin temel hedefi akidede kararlılık, sırat-ı müstakimde istikrar ve ihlas üzere olmaktır…

Gelen tüm peygamberlerin amacı ayağı kaymış olan toplumları iman ve istikamet çizgisine çekmektir… Onları hidayete ikna ve irşat çabasıdır…

Kulluk sınavımızda çıktığımız Allah yolunda yolumuza yönelik pusular, tuzaklar mayınlar bitmek bilmiyor… Haramiler, hasudlar, haydutlar, tağutlar, hannaslar, ifritler, iblisler sürekli teyakkuzda çelme, hile dümen, dolap ardı arkası kesilmiyor… Birde buna içgüdüleri, şehvetleri hırsları, hasetleri, arzuları, ihtirasları eklediğimiz zaman ayakta kalmanın ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılacaktır…

Bugün kaypaklığın, dönekliğin, film fırıldak işlerin, eyyamcılığın prim yaptığı günlerden geçiyoruz… Şahsiyet yozlaşması, kimlik krizi, yön yitimi, istikamet sapması insanları tanınmaz kılıyor…

Ayak oyunları, ayartmalar, baştan çıkarmalar, çarpıtmalar birçok çirkinliği ve kirliliği normalleştiriyor…

Sonuçta toplum ayarsız, gençlik tutarsız, hayat huzursuz…

İnsan duruşu ile insandır… Dik duruşunu, duruluğunu, doğallığını, doğruluğunu kaybeden nesiller yönsüz, yolsuz ve ruhsuz…

Görüntü çağında önce gözler kayıyor… Vitrinler, reklamlar baştan çıkarıyor… Sonra gönüller kayıyor… Gözün ve gönlün kaydığı yerde ayakları tutabilmek mümkün mü?

Evet, önce kalpler kayar sonra ayaklar…

Zihin kaymasını takiben ayaklar çözülür, savrulmada sınır tanımaz olur…

‘’(Onlar şöyle yakarırlar) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfü en bol olan sensin…’’ (Ali İmran – 8)

Kalbin ve ayakların kayması tüm zamanların zorlu sınavı…

Talut-Calut kıssasında nehrin suyunu sınırsız içenlerin ayakları nasıl kaydı?

Ashab-ı sebt sözü, balıkları görünceye kadardı bozuldular, çözüldüler…

Okçular tepesinde ganimeti görenler savruldular…

Adem ve Havva’nın zellesi ne idi?

Yasak ağacın meyvesine nasıl yöneldiler? Ayakları çeken ne idi?

Şimdi bize ayaklarımız kaydığında uzanacak bir dost eli, kardeş eli lazım…

Tutunacağımız, kurtarıcı ellere muhtacız…

Milat Gazetesi