Home / Makaleler / Dokuzlu Çete

Dokuzlu Çete

ramazan-kayan88

Yaşadığımız ülkede şu sıralar en fazla tedavülde olan kelimeler çete, cunta, darbe sözcükleridir.

Acaba bu kelimelerin tarihi arka planı yok mudur? Bu konuda daha derinlikli bir tahlil gerekmiyor mu? Olayın köklerine ve öykülerine baktığımızda nelerle karşılaşırız acaba?

Bu bağlamda yüce Kitabımıza yöneldiğimizde şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz:

“Şehirde dokuzlu bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.

Allah’a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim (hepsini öldürelim), sonra da velisine, “Biz (Salih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz” diyelim.

Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını alt üst ettik.

“Bak işte, tuzaklarının akıbeti nice oldu. Biz, onları ve kavimlerini toptan helak ettik.” (Neml: 48-51)

Görüyoruz ki darbeci geleneğin kökenlerine indiğimizde yolumuz Semud kavmine çıkıyor… Hicr şehrinde dokuzlu çete iş başında… Fitne, fesat, hile, tuzak, kan, kin, kir, her türlü hinlik varlık nedenleriydi…

Hz. Yusuf (a.s.)’dan Hz. Zekeriya (a.s.)’ya… Hz. Yahya (a.s.)’dan Hz. İsa (a.s.)’ya kadar uzanan çetecilerin kanlı ve kirli ellerini görüyoruz…

Hz. Muhammed (s.a.v.)’i faili meçhul bir suikastla etkisiz hale getirmek için çetecilerin Daru’n-Nedve’deki gizli oturumlarına tarih tanıklık ediyor.

İbni Übeyy’den İbni Sebe’ye… Emevilerden bugüne evrile evrile gelen çetecilerin günah çetelesi oldukça kabarık…

Bizans’ı yenen Osmanlı, zamanla Bizantizmi özümsemedi mi?

Osmanlı bakiyesi, Batı patentli yeni Cumhuriyet, çetelerden yakasını kurtarıp cumhura mal olabildi mi?

Halkın iradesi, aklı, tercihi, gücü vs. bunlar kulağa hoş gelen ninnilerden, sloganlardan öte bir anlam ve ruh kazanabildi mi?

Görünen o ki Semud’dan bugüne çete, cunta, darbe geleneğinde değişen bir şey yok! Tam aksine çeteler kendilerini yeniledi, hızlarına hız kattılar… Sınır, kural, kanun, kamuoyu tanımıyorlar ve takmıyorlar…

Onlar şimdi daha sistematik, daha profesyonel, daha aktif…

Çünkü çetecilik kurumsallaştı, yasallaştı, küreselleşti, devletleşti… Sermaye, siyaset, ekonomi, ordu, medya, sanat, kültür, spor onların emrinde ve hizmetinde…

Çeteciler her yerde hazır ve nazır (!)

Güçlerinin üzerine güç, sözlerinin üzerine söz tanımazlar…

İmtiyaz, inhisar, iktidar, istikbar onlarda… Onlar dokunulmazdır, dokunan yanar. Onlar için haram-helal yok! Suç-ceza yok! Hesap soran yok! Onlar kutsal Hindistan inekleri!

Ne yaparlarsa yapsınlar yine de “iyi çocuklar”dır…

Hukuk işlemez, yargı dokunmaz, hikmetinden sual olunmaz…

Halk “kapıkulu”, toplum “emireri”… “Zor” ve “tezvir” en güçlü silahları…

Gücün sözü, gücün siyaseti, gücün yasası yürürlüktedir… Onlar kaos, karmaşa, anarşi, terör ve gerilimden beslenirler…

Kontrgerillasıyla, Gladyosuyla, illuminatisiyle, derin ilişkileriyle hangi amaca hizmet ettikleri belli…

Toplum mühendisliğine soyunmuş, düzene uygun kafalar yetiştirme derdindedirler… Yoksa bu toplumun adam olacağı yok (!)

Askeri müdahale, post-modern darbe, balans ayarı, e-muhtıra, andıçlama, raporlama, fişleme hep halkı hizaya getirmek için…

Siz cuntaya suçüstü yapsanız da onlar yavuz hırsızdır…

Peki, bu halk tüm bunlara müstahak mı? Bunlara katlanmak zorunda mıdır? Olup da bir türlü bitmeyenler bu toplum için değişmeyen bir kader mi? Ve tüm bunlar ne zamana kadar?

Acaba darbeleri, darbecileri konuşmak, tartışmak, yorumlamak, çözümlemek gerçekten bir çözüm mü? Darbe dökümü, kronolojisi, analizi, yıldönümü, gündemi… derken sonuçta değişen nedir?

Darbeci üreten düzeni, mantaliteyi, paradigmayı sorgulamadan, ıslah etmeden gidersek, sadece yorumlayan ve seyredenlerden oluruz…

Darbe anayasalarının darbe üreteceğini, bu sistemin nesilleri çeteleştireceğini bilmek için uzman olmak gerekmiyor…

Her darbe sonrası, periyotları belli yeni darbeleri bilmek için ne keramet ne de kehanet sahibi olmak icap ediyor…

Unutmayalım ki bir toplum Semudlaştıkça, Sodomlaştıkça Gomoreleştikçe o toplumda resmi ve gayrı resmi çeteler, cuntalar, güç odakları, şer mihrakları çoğalacaktır… Bunlar birbirinin türevidir.

Salih (a.s.), çete sorununu nasıl çözdü? Onun toplumsal ıslah projesi neydi?

O çetelerle sulh yolunu seçmedi, topluma tevhidi bir ıslah ve uyarıda ısrar etti.

Salih bir toplumda çeteler barınamaz ve tutunamaz. Bugün de toplum olarak salihlerden olduğumuz zaman bu sorun çözülecektir:

“Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.” (Ra’d: 11)

İlahi yasa budur!..

Evet, darbecilerin ömrünü uzatan mağdurların, mağlupların, mazlumların duyarsızlığı ve tepkisizliği değil midir?

Kötülerin kötülükteki cesareti, iyilerin iyilikteki cebaneti… Ne dersiniz? Kader kime gülecektir?

Söyler misiniz? Cihadın en efdali neydi?

Zalim güçlere karşı mazlumların seslerini yükseltmeleri değil miydi?

Cesur bir duruş… Onurlu bir direniş…

İlahi öğretiden öğrendiğim budur!

Özgün Duruş