Home / Makaleler / Darbe Sonrası Durum

Darbe Sonrası Durum

15 Temmuz meşum darbe girişiminin etkisinden toplum olarak yeni yeni kurtuluyoruz. Sanıyorum bundan sonra sorunlarımızı daha soğukkanlı ele alabilme imkanımız olacaktır. Ümit ederiz ki o kabustan sonra gelecekle ilgili yeni kapılar açılacaktır…

Her kriz yeni fırsatlara gebedir… Şer gördüklerimiz bilmediğimiz hayırlar içerebilir… Gecenin zifiri karanlığı aynı zaman da sabahında en yakın olduğu vakittir…

Zamanın sabi olan Allah günleri insanlar arasında döndürüp duruyor… Sünnetullah böyle tecelli ediyor… Rabbim yine yüzümüze baktı, büyük bir badireyi atlattık… Bu tamamen Rabbimizin bize sunduğu büyük bir lütuftur…

O korumasaydı biz ne yapabilirdik? O onların oyununu bozmasaydı biz yeterli olmayacaktık…

Şimdi hem Rabbimizden gelen bu nimetin hamdını yapacağız hem de yeni dönemde sorumluluklarımızı değerlendireceğiz…

Bir defa şer ve nifak odaklarının, fitne ve fesat şebekelerinin asla boş durmayacaklarını hatırdan çıkarmamak gerekir… Sırasınca darbelere rağmen ayakta durmasını öğrenmemiz lazım… Uzun vadede neler yapmamız gerekiyor buna yoğunlaşmak durumundayız… Bu bağlamda şu önerilerin önem arzettiğini düşünüyorum…

-Darbeleri püskürten milletimiz, hala darbe ürünü bir anayasa ile yönetilemez. Acilen bu halkın gerçeğine, geleneğine, fıtratına ve hassasiyetlerine uygun sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılmalıdır.

-Seksen yıldır, adeta ‘demoklesin kılıcı’ gibi, bir baskı unsuru olarak halkımızın tepesinde sallandırılıp duran laiklik uygulaması kaldırılmalı ve herkes inancında ve ibadetinde özgür olmalıdır.

-Kamusalda ve tüm alanlarda yapılacak görevlendirmelerde ehliyet, liyakat ve emanete riayet esas alınmalı ve her türlü imtiyaz, iltimas ve adam kayırmanın önüne geçilmelidir.

-15 Temmuz darbe girişimine ve diğer suçlara karışanların tespitinde adalet ve hakkaniyet esasına, kurunun yanında yaşın yanmamasına ve militanlarla sempatizanların aynı kefeye konmamasına özen gösterilmelidir. “Bir topluma olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın” âyeti (Maide/8) ve Allah Rasûlü’nün “Kızım Fatıma da olsa cezasını vermekte tereddüt etmezdim” sözü bu konuda temel ilke edinilmelidir.

Diyanet Teşkilatı, her türlü din istismarına kapı aralayan bidat ve hurafeleri bertaraf etmek için, Kur’ân ve Sünnet merkezli ve “sevâd-ı azam” eksenli, sahih ve kuşatıcı bir din anlayışını temsil etmeli; “resmi” ve “devletçi” bir görünümden uzaklaşarak sivil ve özerk bir yapıya ve statüye kavuşmalıdır.

-Gerek 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde ciddi anlamda yıpranan ve aşınan “cemaat”, “imam”  “hoca/hocaefendi” vb. gibi kutsal İslâmî kavramlar, asli içeriklerine ve saygınlıklarına yeniden kavuşturulmalıdır.

-Önceki yıllarda toplumsal konsensüsün sağlanmasında desteklerine başvurulan “Akil Adamlar İnisiyatifi” ya da “Aydınlar İnisiyatifi” gibi çalışma gruplarından daha güçlü ve etkili bir “Âlimler İnisiyatifi” oluşturulmalı ve yeni sürecin inşasında aktif rol almaları sağlanmalıdır.

-İslâm’ın evrensel ruhunu ve mesajını zedeleyecek ya da dönüştürecek her türlü “ulusallaştırıcı”, “muhafazakârlaştırıcı” ve “modernleştirici” anlayışlara, yaklaşımlara ve yönlendirmelere karşı dikkatli ve duyarlı olunmalıdır.