Home / Makaleler / Çözüm Yolunda Çözülmeden Yürümek

Çözüm Yolunda Çözülmeden Yürümek

ramazan-kayan88

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da gerçekleşen “Kürt meselesine İslami Çözüm” Çalıştayında yaptığım sunumu sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Değerli Hazirun!

Bugün niçin buradayız?

İslami yapılar olarak, çözüm sürecinde görüntü vermek için mi?

Birlikte bir fotoğraf verip çekip gitmek için mi? Dostlar pazarda görsünler hesabına mı? Gönül almak veya gönül almak veya günü kurtarmak için mi? Rol çalmak için mi? Barış masasında yer kapmak için mi?

Hayır!

Biz bir gaye ve görev için buradayız. Çağa tanıklığımızı kanıtlamak için… Kanayan yaramız Kürt sorununa, İslami kimliğimize katkı sağlamak için birlikteyiz.

Kimseye akıl vermek için değil, ortak aklı inşa edebilmek için bir aradayız.

Biz kimseyi suçlamak, sorgulamak, sınırlamak için değil, ortak sorunlarımıza birlikte çözüm aramak, müşterek sorumluluklarımıza beraberce omuz vermek için buluştuk…

Herkesin özeli kendine ama ümmetin ortak bir kaderi var, bunu konuşmak ve evrensel İslam Kardeşliğinin içini doldurmak için bir araya geldik…

Farklılıkları bir arada yaşama projesine nasıl dönüştürebiliriz?

Farklılıkları hazmedecek bir analiz sistematiğini nasıl yakalayabiliriz?

İşte bunun arayışındayız…

“Tek doğru benim doğrum” formatından çıkıp “çoklu doğru” formasyonuna geçebilmenin çabasındayız…

Kendi şablonunu kimseye dayatmadan, “ benim doğrum senin doğrunu döver” mealli kavgalarla ötekini “yok saymaya, çalışmadan, zorlu süreçlerde, kritik eşiklerde birlikte nasıl yol alınır, bunun derdindeyiz…

Ortada inancımıza, insanımıza yönelik bir fitne var… Değerlerimizi hedef alan bir fesat var. Nesillerimizi yozlaştıran bir yangın var… Ya bu yangını birlikte söndürürüz ya da bu ateş hepimizi yakar. Artık oyalanma, erteleme, geçiştirme lüksümüz yok…

Barış sürecinde öncelikle kendi iç barışımızı tesis etmek durumundayız. Biz kendi aramızda adalet ve hakkaniyet temelinde buluşur, barışır ve birbirimizi bağışlar isek barış sürecinde elimiz güçlenir… Yoksa; hizipçi, grupçu, mezhepçi, fırsatçı, çıkarcı reflekslerle eski alışkanlıklarımızı sürdürmeye devam edersek kendi sorunumuzu kendi ellerimizle hazırlamış oluruz…

Evet, hep birlikte barış diyoruz… Ancak barış yolundaki dikenleri, dinamitleri, desiseleri, dönen dolapları da biliyoruz… Barışı baltalayan bağnazlıkların, asabiyetlerin, fanatizmin de farkındayız… Onun için diyoruz ki; barış, basiret ister… Cesaret ister… Bedel ister.

Barış rüyalarını kâbusa çevirmek için pusuda bekleyenlerin, kaostan ve kandan nemalanan karanlık odakların kumpasını da hafife almamak lazım…

Kürt sorununu, İslamsızlaştırmaya çalışan mihrakların ve mahfillerin niyetlerini ve kime hizmet ettiklerini de biliyoruz…

Kürdistan’da yaşayan halkların ortak paydasının İslam olduğunu hala bilmeyen mi var?

Burada sorun, Müslümanların İslami teslimiyet ve kimlik sorunudur İslam kardeşliğinin edilgen kalmasıdır. Ümmet bilincinin yara almasıdır.

Olumsuzlukların adresi kardeşlik değil, kardeşsizliktir.

Muhammed İkbal’in yerinde tespitiyle;

“Kusur İslam’da değil, Bizim Müslümanlığımızdadır.”

Bölgede ateşkes sağlanabilir, görece bir barışta gerçekleşebilir. Peki yüreklerdeki kin, nefret, öfke, intikam ateşini nasıl söndürebiliriz?

Kardeşleşmeden bu mümkün mü?

Bizim için barış sadece silahların susması değildir… Bu sorun silahlardan, sokaklardan, sandıklardan, satırlardan önce sinelerde ve sadırlarda çözülür…

Şayet yüreklerimizde yankı bulacak, sadra şifa olacak adil bir çözüm bulabilirsek, kalıcı barışa yürürüz…

Yoksa yeni fecri kaziblere uyanırız… Geriye sadece yorgunluğumuz kalır… Yarınlarımızı riske atmış oluruz…

Milat Gazetesi