Home / Makaleler / Çözüm Çalıştayı

Çözüm Çalıştayı

ramazan-kayan88

Geçtiğimiz hafta sonu 7-8 Mart tarihlerinde Diyarbakır’da “Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı” gerçekleştirildi. Anadolu Platformunun aktif olarak katıldığı, benim de bir tebliğ sunduğum bu çalıştayda birçok değerli kardeşimiz tebliğlerini sundular. Bu buluşmanın sonuç bildirisinin bir kısmını sizlerle paylaşıyorum:

“Bismillahirrahmanirrahim

7-8 Mart 2015 tarihlerinde Diyarbakır’da; İslami sivil toplum kuruluşlarından, cemaat ve camialardan, medrese âlimlerinden, manevi önderlerimizden, 3500 STK bileşenini temsilen 600 civarında delegenin katılımıyla Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı yapılmıştır.

Çözüm sürecinde yapılan yanlışların, meydana gelen tıkanıklıkların nedenleri ve sürecin daha sağlıklı bir zemine oturması, yanlışların düzeltilmesi, tıkanıklıkların giderilmesi için önerilerde bulunmak; adil bir çözüm ve kalıcı bir barışa ulaşmanın nasıl olabileceğini tartışmak amacıyla bir araya gelen delegeler aşağıdaki sonuç bildirgesini yayınlamak konusunda mutabık kalmışlardır.

“Kürt meselesi güvenlikle alakalı tek boyutlu değil; tarihi, siyasi, sosyolojik, ekonomik, bölgesel ve uluslararası boyutları olan bir meseledir. Doğru hedefler tespit edilerek doğru usuller kullanılmadığından çözüm gecikmekte, bu nedenle sorun derinleşmektedir. Gelinen noktada kangrenleşmeye yüz tutmuş, öncelikli ve acilen çözüme kavuşturulması gereken bir meseledir.

Kürtler, İslam’ın ilk asrında İslam’la şereflenmiş ve İslam ümmetinin asli bir unsuru haline gelmiştir. Kürtlerin yoğun ve toplu olarak yaşadığı Kürdistan, ümmet coğrafyasının merkezindedir. Kürt meselesinin çözümsüz kalması bütün coğrafyayı ve ümmeti menfi olarak etkileyecek, adil bir çözüm ise İslam ümmetini ve coğrafyasını rahatlatacaktır.

Kürdistan coğrafyasına komşu kavimler olan Türkler, Araplar ve Farslarla Kürtlerin en önemli ortak paydaları İslam’dır.

Dillerimizin ve renklerimizin ayrı olması Allah’ın ayetlerindendir. (Rum:22)

Farklı halklar ve kabileler halinde yaratılmış olmak, birbirimizle tanışmamız, karşılıklı olarak birbirimizi tanımamız içindir. (Hucurat:13)

1839 Tanzimat Fermanı ile ortaya çıkan merkezileşme rahatsızlıklar oluşturmuş; Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin özeti olan laikçilik ve ulusçuluk sorunu büyütmüş, ulus devlet pratiğinin doğal sonucu olan Türkleştirme (ya da asimilasyon) politikalarıyla farklı kimlikleri inkâr, imha ve tenkiller şeklinde icra edilen zulümler, tahammülü imkânsız bir hal almıştır. Faturayı, kendileri de resmi ideolojinin mağduru olan Müslüman Türk halkına çıkarma yanlışına düşmeden; devletin tekçi, ulusçu, laikçi politikalarının mahkûm edilmesi gerekir.

Bugüne kadar Kürt ve Türk halklarının karşı karşıyı getirilerek çatıştırılması planlarının tutmamasının en büyük nedeni her iki halkın da Müslüman oluşudur. Kürtler ve Türklerin İslam’dan uzaklaştırılmaları halinde, örgüt ve devletin silahlı güçleri arasındaki çatışmanın, iki halk arasında çatışmaya dönüşmesi riski doğacak ve bu durum hem Kürtlerin hem Türklerin felaketi olacaktır.

Türkiye’nin en önemli ve acil meselesi olan Kürt meselesinin adil bir çözüme kavuşması için meselenin doğru bir zeminde tartışılması, çözüm sürecinin daha şeffaf bir şekilde yürütülmesi, silah ve şiddetin bir hak arama yöntemi ve alan hâkimiyeti sağlama aracı olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir.

Meselenin uluslararası boyutu, siyasi ve jeopolitik dengeler, sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır. Ancak bu etkenler belirleyici bir etkiye sahip değildir. Uluslararası güçlerin ve özellikle emperyalizmin temsilcilerinin masaya davet edilmesi, meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Meselenin çözümü iç dinamikler üzerinden olmak zorundadır.

Hedefin doğru tespit edilmesinin yanında, takip edilen yol ve yöntemin de doğru olması zorunludur. Bu nedenle “ûsul esasa tekaddüm eder” kaidesini akıldan çıkarmamak gerekir. Aksi halde hedefe varmak mümkün değildir. Bu meselenin çözümünde tek tarafın muhatap alınması çözümü zorlaştırmakta ve ciddi tıkanıklıklara yol açmaktadır.

Kürt meselesinde çözüm, ulus devlet paradigmasının ve milliyetçi, liberal bakışın dışına çıkılarak mümkün olabilir. Meselenin adalet temelinde çözüm yolu İslami bakış açısı ve tarihi tecrübesinde aranmalıdır. Maalesef şu ana kadar bu bakış açısından uzak durulmuş, tarihi tecrübelerden istifade edilmemiştir.

Türkiye’de tüm kimlikler ve kültürler, kendi renkleriyle aynı tuvalde buluşmayı; kendi desenleriyle aynı ebru içinde yer almayı, kendi enstrümanlarıyla aynı ezgiyi seslendirmeyi istiyorlar. Aynı zamanda, aynı karede, aynı ufka birlikte bakmayı arzu ediyor, ortak bir kaderi paylaşacakları güzel bir geleceğin rüyasını görüyorlar.

Bizler 600 delege ve yaklaşık 3500 bileşeni ile İslami Sivil Toplum Kurum ve Kuruluşları olarak, İslami sorumluluğumuz gereği yaptığımız çalıştay sonucunda, “Kürt meselesinin çözümü, kalıcı barışın sağlanması ve çözüm sürecinin daha sağlıklı biçimde sürdürülmesi için atılması gereken adımlar” hususunda ortaya çıkan aşağıdaki tespitlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz:”

Milat Gazetesi