Home / Makaleler / Çocuk Sınavımız

Çocuk Sınavımız

Elimde günlük gazete, manşetlere göz atıyorum… Suriye’den savaş haberleri… Yürek burkan, insanlığımızdan utandıran fotoğraflar… Beyaz kefenlere sarılmış, masum yüzleri açık tutulmuş sıra sıra çocuk cesetleri… Ve cesetlerin baş ucunda ağlayan anne ve babalar… Son bir öpücükle ötelere uğurlanan yavrular…
Gazetenin haberi…
“Katiller durmuyor… Doğu Guta’da çocuk katliamı…
Suriye’de Esed rejimi “çatışmasızlık bölgeleri” içinde yer alan, tek taraflı ateşkes ilan ettiği Doğu Guta’ya saldırılarını sürdürüyor…”
Bu nasıl bir savaş ki sınırı, hukuku, ahlakı yok… Savaş mı, soykırım mı yoksa vahşet mi soran yok. Sivillere yönelik seri saldırılar aralıksız devam ediyor…
Şu masum halkın makus talihine bakın ki, dünya Suriye’de olup bitene kör ve sağır…
Ve en ağır bedeli minik bedenler, körpe bebekler ödüyor…
Aylan bebek, Umran çocuk yaşanan vahşetin sadece dışa yansıyan sembolik yüzü…
Daha önce de sosyal medyada son nefesini vermeden önce gördüğümüz, üç yaşındaki yaralı Suriyeli çocuk utancımızı yüzümüze vurmamış mıydı?
“Sizi Allah’a söyleyeceğim!”
Bir başka karede de açlıktan ağlayan ve kıvranan çocuğun çığlığını duymadık mı?
“Allah’ım! Ölmek istiyorum. Ekmeğimiz yok. Bizi cennetine al da ekmek yiyelim.”
Mekke’nin yetimi ve emini Hz. Muhammed (s.a.v) çocukluğun tüm acı ve çileleri ile yoğrulduktan sonra ömrünün sonuna kadar çocuklar için çırpınıp durmadı mı?
Mekke müşriklerinin kız çocuklarına reva gördükleri zulme ilk itiraz ondan gelmedi mi?
“Nasıl olsa müşriklerin çocukları, zürriyetleri kurusun!” demedi, toprağa gömülen her çocukla birlikte adeta öldü öldü dirildi… Değil mi?
Masum ve mazlum kız çocukları Kur’an’a konu oldu…
“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvir, 8-9)
Kur’an’a konu olan bu acılar bizlere gündem olmayacak mı?
Biz sadece kendi nüfus kütüğümüze kayıtlı, velisi olduğumuz çocuklarla sınanmıyoruz ki!
Çocuk sınavımızın kapsam alanı oldukça geniş. Tüm yeryüzü sathı, sınav salonumuz diyebiliriz…
“Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” (Nisa, 75) diyenler olduğu müddetçe sınavımız katlanarak devam ediyor…
Korkarım ki, sadece kendi hanemizdeki çocukları sahiplenir ötekileri unutursak, kendi çocuklarımızı da kaybederiz… Biz öteki çocukların duasını alırsak, Allah bizim çocukları bize bağışlar diye umuyorum…
Şimdi şunu daha iyi anlıyorum…
Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c)’ın çocuklarla sınanmayı neden bu kadar öne çıkardığını…
Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Hacer annemizin Hz. İsmail (a.s) ile sınavı… Çöle terk edilen İsmailler Hacerlerini bekliyor…
Hz. Musa’nın annesinin Hz. Musa ile sınavı… Nile terk edilen Musa’lar Asiyelerini bekliyor…
Hz. Yakub (a.s)’ın Hz. Yusuf (a.s.) ile sınavı… Kuyulara itilen Yusuflar Yakublarını bekliyor…
Anne Hanne’nin Meryem’le sınavı… Adanmış Meryemler Zekeriyalarını bekliyor… Beytü’l-Makdis adanmış yürekler bekliyor…
Peki biz kimi ve neyi bekliyoruz, yeryüzü bizi beklerken?
Çocuk doğurmaktan ürken annelerimiz varken, kime, ne diyebilirim ki?