Home / Makaleler / Cemaat mi, Cemaatçilik mi?

Cemaat mi, Cemaatçilik mi?

ramazan-kayan88

İslami bir yaşamı anlamlı kılan temel kavramlarımızdaki anlam kayması ve hedef sapması zamanla hayatı taşınmaz kılabiliyor. Kavram karmaşası, kafa karışıklığına yeni kaosların kapısını aralamaktadır…

İşte Müslümanların hayatında kilit bir rol oynayan cemaat kavramı bu gün böylesi bir akıbete düşer olmuş durumdadır…

Evet, bugün, cemaat dini bir realite midir, yoksa Müslümanlar üzerinde nüfuz alanları oluşturup, dünyevi emeller için onları kullanmak mıdır? Ayrıca modernitenin her örgütlenme biçimini

kendine monte etme peşinde olduğunu da hatırda tutmak gerekiyor.

Diğer bir zorluk; seküler yaşamın doğası ve resmi ideolojinin dayatması ile cemaat ruhunun önerdiği yaşam biçimi ve toplum modelinin Müslüman zihinde oluşturduğu derin yırtılma…

Modernite ile bilinci yaralı Müslüman birey için tek başına İslami bir hayatı sürdürebilmek her bakımdan gerçekten zor… Gerçekten modernitenin metropollerinde, sanayi atölyelerinde, resmi ideolojinin eğitim kurumlarında tektipleştirilen ve yalnızlaştırılan insanın ellerinden kim tutacak?

Neoliberalizmin oluşturduğu değer boşluğunu, anlam yutumunu aşmak nasıl mümkün olabilir?

İşte bu zor ve acı sorulara cevap ararken, çözüm peşinde koşarken, karşımıza tüm yorgunluğuna ve yıpranmışlığına rağmen çare olarak yine cemaat çıkmaktadır… Çünkü modernite ile gelen köklü yıkıma karşı durabilmenin imkânı cemaattir…

İnsan çıkara, bireyci, bencil ve dünyacı karanlıklardan kurtulup gün yüzüne çıkması cemaat ortamlarının rahmet ve bereket ikliminde mümkün olabiliyor… Çünkü kişi cemaat potasında olgunlaştıkça, toplumsal duyarlılığı gelişir, katı bireycilikten, kolektif bilince erişir…

Sosyolojik bir realite olan cemaat, sosyal dokuyu örmede, toplumsal sorumlulukları sürdürmede kişisel kazanımları sosyalleştirmede kilit bir role sahiptir… Zira cemaat, sosyal bir şemsiye, kurumsal bir korunak, toplumsal bir kimliktir…

İslami cemaat, marufun örgütlenmesidir… Örgütlü iyiliğin diğer adıdır.

Ortak aklın bir üst kimlikte karar kılması, ortak bir irade ile değer üretmesi ortak bir kaderle ebede odaklanmasıdır. Cemaat, yoldan çıkmamak için birlikte yola çıkmaktır… Ayrımcılığı, anlamsızlığı, eziyeti, ataleti aşmanın yolu aşkın bir cemaat ruhu ile mümkündür… Burada önemli olan üyelik değil aidiyettir… Bir arada bulunmak değil kardeşleşmektir…

Enaniyet ve asabiyetlerin kuşatmasından kurtulup hareket bilinci ile geleceğe yürümektir…

Cemaat bir macera değil, ortak bir mecradır…

Zoraki değil ama zaruri bir tercihtir… İradi, fıtri ve ahlaki bir kabuldür… Rıza-i ilahiye yönelik müşterek bir kararlılıktır… Güvene ve gönüle yaslanmayan ceberut cemaatlerin geleceği yoktur…

Kibir ve cebirin kimseyi hakiki anlamda cemaat adamı yapmadığı malum… Yapsa yapsa cemaatçi yapar… Ümmetin parçalanmışlığına bir çözüm arayışı olarak yola çıkan cemaatlerden bir kısmı,

maalesef zamanla kendileri parçalanmışlığın bir parçası oluverdiler…

Cemaatçiliği cemaate tercih ettiler… Kendilerini merkeze alan yapılar refiklerini rakip görmeye başladılar… Cemaat asabiyeti adalet ve ahlak sınırlarını zorladı, çamur atmakla, cemaat olmak arasındaki fark fark edilmedi… İş fanatizme kaydı…

Şu an Türkiye ve dünya Müslümanları olarak “ara cemaat” sürecinde olduğumuzu unutmamalıyız, birbirimizin hukukunu gözeterek birlikte

“ana cemaat”e uzanabilmenin yollarını aramalıyız… Birbirimizi ötelemek değil önemsemek durumundayız…

Cemaat insanları tek tipleştirme tezgâhı değildir…

Cadde-i kübrada kendimiz kalarak, birbirimize tahammül ederek, ana istikameti ıskalamadan birlikte yürüme sanatıdır…

Yani vasati olan… Vahdeti önceleyen… Vazifesini bilen bir cemaat gerçeğine muhtacız… Bir cemaat ancak onu üreten öze bağlı kaldığı, hakkın emrinden hareketle halka hizmet etme esasından şaşmadığı sürece asli yapısı içinde kalabilir… Şayet cemaat yakaladığı gücü ile varoluş amacını, ulvi hedeflerini riske sokacak tarzda ticari ve siyasi kazanımlara transfer ederse ideallerini tüketmiş olur…

Din gayreti ile muhtesiplerini dünyevileşmeye razı eden bir mekanizma ortaya çıkar… Ya da sistem içi mücadelede, değer merkezli ilkeli duruşunu koruyamadığı zaman varlık nedenine kast

etmiş olur…

Muhafazakârlaşma ve sekülerleşme modern zamanların cemaat yapılarını tehdit eden en ciddi risk alanlarıdır…

Tüm zorluklarına ve olumsuzluklarına rağmen, kulluğumuzun sürekliliği ve sağlığı açısından cemaat bir vucubiyet arz ediyor, cemaatsizlik bir risk ve vebal olarak görünüyor… Öyle ki bir cemaat

ortamımızın bulunmasa bile her birimiz kendimizi hükmen bir cemaat adamı kabul etmek durumundayız…

Çünkü bu potansiyele ve bu bilince sahibiz… Yoksa modern yaşam tarzı bizi şeytanla bir arada yaşamaya alıştırıyor…

İşte cemaat, şeytanla bir arada yaşamaktan istiaze edip, birlikte Allah’a sığınmaktır… Yığın olmaktan kurtulup, yüreklerimizi birbirine yaslayarak yarınlara yürüyebilmektedir… Yüce idealleri

olanların, yalnızlaşmaları kabul edilemez…

“Rabbim beni tek başıma bırakma…” (Enbiya–89)

Milat Gazetesi