Home / Makaleler / Başarı Sınavı

Başarı Sınavı

ramazan-kayan88

Başarı doyumsuz ve duraksız bir yolculuktur… Başarı yolunun ne kadar çetin, çileli ve çetrefilli olduğunu da biliyoruz… Her bir başarının nice emek, gayret ve maliyet gerektirdiği de malum… Başarıya odaklanan bizler çoğu zaman başarı ile gelen hasar ve zararı göremiyor olabiliriz…

Başarının yan etkilerini yabana atmamak lazım…

Geriye dönüp başarıya kurban verdiklerimizi hatırlarsak, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır… Her bir başarının ne türden bir değer aşımına, ilke sapmasına, zemin kaymasına neden olduğunu fark ettiğimizde durumun ciddiyeti ortaya çıkacaktır…

Tabii ki bu değerlendirmemiz, başarısızlıklarımıza kılıf bulmanın gerekçesi de olmamalıdır… Elbette başarısızlıkların sebepleri sorgulanacaktır… Ancak başarı her şey demek değildir, bunu da unutmamak lazım…

Kısacası sizlere “başarı sınavı”ndan bahsetmek istiyorum…

Günümüzün sorunu, başarıyı haklılığın tek dayanağı görme yanılgısıdır… Başarı kutsanıyor, başarısızlık dışlanıyor… Başarı kötüye kullanılıyor… Başarısı ile büyülenenler bunu başkalarına karşı baskı aracı olarak kullanabiliyorlar…

Başarının büyüsü insanı bozuyor…

Başarıyı taşıyamayanlar kendilerini kaybediyorlar… Belki zarar etmediler ama kendileri za’y oldular… Dünyayı kazandılar, kimliklerini kaybettiler…

Köyden şehre inen, “sonradan görmüşler” önce şaşırdılar, sonra şımardılar şimdi de şerre müşteri oldular…

Artık, adam yerine konulmanın ölçüsü, insan sayılmanın kriteri; başarı grafikleri, kar göstergeleri, zafer öyküleri oldu…

Evet, başarı ile baş edemiyoruz… Başımızı döndürüyor… Korkarım ki, bu başarılar kontrol altına alınmazsa başımıza bela oluverecek…

İşin sonu başarıperestliğe doğru uzanıyor… Modern zamanların bir putu olarak karşımıza çıkarsa hiç şaşmayın…

Şimdiler de ne kadar da çok başarılı bencillerimiz var..!

Kibrinin kulu, keyfinin kölesi olanlar kimseyi tanımıyor ve takmıyor… Kendini vazgeçilmez görme yanılgısı yoldan çıkarıyor…

Biliyoruz ki, modernizm şahısları şımartma çağıdır…

Şükrü unutanlar, başarı ile şımardılar… Şahitlikten koptular, sahip olma güdüsü ile hayatı okudular…

Başarı budalalığı, zafer sarhoşluğu, güç zehirlenmesi insanı kör ve sağır ediyor…

Unutmamak lazım, her başarı meşru ve her başarılıda masum değildir…

Başarı kritik bir sınavdır… bu süreçte küstahlaşmakta var, kahrolmakta var!…

Az mı tanık olduk?

Başarı ile başkalaşanlara…

Başarı ile bayağılaşanlara…

Başarı ile barbarlaşanlara…

Ulaştığı başarı ile ululanan ve ukalalaşanları unutun artık…

Başarı basamaklarını hızla tırmanırken, ayaklarımız yerden kesiliyor, fildişi kulelerde geziniyorsak, yerde kilerine acımayı beklemeyin, gayrı…

Herkesi yenebiliriz, geçebiliriz?

Kendimizi nasıl yeneceğiz?

Haddimizi bildiğimiz zaman… Hesabımızı bildiğimiz vakit…

Başarıyı aşabilme başarısını yakaladığımız an… Yani başarıya boyun eğmeme başarısı…

Başarıyı kendinden değil, Allah’tan bilme erdemine erdiğimiz vakit…

Başarıları gizlemek en büyük başarıdır…

Ders alınmış bir başarısızlıkta “başarı” demektir…

Bazen yenilgi insana daha çok şey öğretebilir… Nitekim Uhud, Bedir’den daha öğretici olmamış mıdır?

Unutmayalım ki, her şey yolundadır, köşeler dönülmüştür fakat sonu serap olabilir…

Zafer sarhoşluğuna kapıldığımız bir anda, kaybetmenin acısını iliklerimize kadar yaşayabiliriz…

Bütün düşler bir anda yıkılabilir… “bu iş tamamdır” dediğin anda her şey ters yüz olabilir…

Farz edelim ki, “one number” olduk, yarına nasıl çıkacağımızın garantisi yok ki..!

Evet, kabul; başarıyı ödüllendirelim ama başarılı olanları övgülerimizle öldürmeyelim…

“Padişahım senden büyük Allah var!” diyemiyorsak, bari

“Padişahım çok yaşa”cılardan olmayalım…

Nasr suresi bize başarı ahlakını öğretiyor:

“Allah’ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek, O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr-1-3)

Başarıyı, zaferi nasıl karşılayacağız?

Hamd, tesbih, istiğfar ve tevbe…

Ve de tevazu… Tevazu göstermek değil, tevazu sahibi olmak…

Caka yapmak, çalım satmak yok… Havalara girmek yok, sürekli bir hamd var…

Efendimiz (sav) Mekke’nin fethi günü başarı ahlakının zirvesinde duruyordu…

Devesinin sırtında başı önüne eğik, sakalı devenin hörgücüne değecek kadar…

İhtişam yok, intikam yok, ihtiras yok…

Şöhret olma kavgasında değil, şahit olma kaygısında…

Ne ihsanlarla şımaran ne de mahrumiyetlerle sarsılan bir önderlik, örneklik…

Ne güzel; yoklukta bunalmayan, varlıkta şaşırmayan…

İşte tevazu kanatlarını yere seren, ufuk insan…

Peki, bizim için başarının tanımı nedir?

Üzerinde bulunduğumuz çizgi bizi rızayı Bari’ye taşıyacaksa, işte başarı budur!

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer iman ediyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz.” (Ali İmran-139)

Başarının gerçek Sahibi bizi uyarıyor… İmana istinat etmeyen hiçbir başarı başarı değildir…

Hz. Süleyman (as) saltanat ve servetinin göz kamaştırıcı ihtişamına itibar etmeden itiraf ediyor:

“Haza min fadli Rabbi / Bu Rabbimin lütfundadır…” (Neml-40)

“Bendendir, benim başarım, benim becerim…” demiyor…

Lütfun Sahibine sarılıyor…

Bizde son sözü O’nun kitabından alıyoruz:

“Başarı sadece Allah’tandır…” (Hud-88)

Halife Ömer (ra), başarının zirvesinde olan eşsiz komutan Hz. Halid b. Velid’i görevinden el çektiriyor… Niçin mi?

“İnsanlar zaferi Halid’in şahsında bilmesinler diye…”

Milat Gazetesi