Home / Makaleler / Ayasofya ve Sonrası

Ayasofya ve Sonrası

Hamd olsun…

Bir daha…

Bir daha…

Bir daha hamd olsun, bu günleri gördük…

Ayasofya’nın makus talihi değişti… Müze olmaktan, mazlum ve mahzun olmaktan kurtuldu, camii oldu…

86 yıllık duamız kabul oldu…

86 yıllık rüyamız gerçekleşti…

Bugünlere kolay gelinmedi… Yıllar yılı horlandık, dışlandık, coplandık, kovulduk, ezildik, üzüldük, itildik, tutuklandık, fişlendik, fena sarsıldık; şükür mutlu sona ulaştık…

Evet, Ayasofya’nın açılması bir sonuçtur… Bir hak ediştir…

Hangi süreçlerin ve sınavların sonucu olduğunu unutamayız… Nice bedeller ödendi… Hangi yokuşlarda susadığımızı, zor zamanlarda susmadığımızı, çetin geçitlerde umudumuzu yitirmediğimizi biz biliriz…

Ayasofya bizim için mabedlerden bir mabed değildir, daha fazlasıdır…

Batı hegemonyasına başkaldırıdır… Jakoben laikçi dayatmalara itirazın adıdır… Anlam dünyamıza, ruh köklerimize dönmenin kodları Ayasofya’da saklıdır…

Ayasofya şiardır, şuurdur, simgedir, semboldür… Semboller savaşında ehli salibe karşı en güçlü siperdir…

Ayasofya’nın mimari ihtişamı, sanat değeri, tarihi misyonu bir yana, bu ümmetin ortak hafızası, müşterek kimliği, değişmez kaderidir…

Böyle inandığımız için Ayasofya’nın camiye dönüşmesini doğru okumalıyız… Diyanet İşleri Başkanlığının istatistiklerine göre Türkiye’de 84.684 cami bulunuyor…

Ayasofya ile birlikte 84.684+1 demiyoruz…

Çünkü Ayasofya yeni bir ruhu temsil ediyor… Zillete, sefalete, esarete, itilmişliğe, horlanmışlığa, ezilmişliğe, sömürülmüşlüğe, sindirilmişliğe karşı yeniden diriliş ruhundan bahsediyorum…

Yeniden harlanmanın, hareketlenmenin, heyecanlanmanın beklentisi içindeyiz…

Ayasofya rüzgârı, hızımıza hız, heyecanımıza heyecan katmalı… Kardeşlik, direniş, özgürlük, vahdet rüzgârı estirebilmeliyiz… Ayasofya ortak paydasında buluşup, ortak ideallere kanatlanmalıyız artık…

Bir inanç, bir bilinç, bir direnç yüklemesi bizi bekliyor…

Ama önce Ayasofya aynasında kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor…

Evet, Ayasofya’nın zincirleri kırıldı, kapıları açıldı… ‘’Müze’’ tabelası söküldü, cami yazıldı, halılar serildi, ezan okundu…

Bakalım Türkiye’de namaz kılanların oranında bir artış olacak mı?

Sultan Ahmet Camisinin ezanı ile camiyi doldurmayan bizler, Ayasofya’nın ezanı ile sabah namazına uyanıp, safta yerimizi alacak mıyız? Türkiye’de namazsızlık sorununun çözümüne Ayasofya katkı sağlayacak mı?

Ayasofya açıldı, her şey tamam mı?

Yeni bir sayfa açacak mıyız? Yeni başlangıçlara ‘’Besmele’’ çekecek miyiz?

Kurşun kubbenin altında kurşunla kaynatılmış duvar gibi saf olacak mıyız?

Ayasofya’nın zincirleri kırıldı, şeytanın bacağını kırabilecek miyiz? Yeni bir sefere doğrulacak mıyız?

Üstümüze sinen atalet, rehavet, tembellik, yorgunluk ve gafleti atabilecek miyiz?

Ayasofya sıradan bir cami olarak kalmamalı, yeni bir bilincin, yeni bir neslin inşası için üs olmalı…

Ayasofya Ashab-ı Suffesini bekliyor olacak… Bundan böyle Ayasofya külliyesini, üniversitesini, ilim havzalarını, kültür havuzlarını, ders halkalarını, davet çalışmalarını gündeme almamız gerekecek…

Kutsal mabed kutlamalarla kalmamalı…

Ayasofya’yı fetişleştirmeden fetih ruhunu ihya etmeliyiz…

Evet, yasalar değişti, yasaklar kalktı… Şimdi hangi eylemlerle, hangi erdemlerle Ayasofya’yı yaşatacağız?

Ayasofya’nın üzerimizde hakkı var… Boş bırakırsak Ayasofya’ya haksızlık, kendimize zulmetmiş oluruz…

Bir secde seferberliği vakti…

Gecikirsek, gitmezsek ne olur?

Ayasofya bir protokol camisine dönüşür… Devlet erkânının, hatırlı zevatın ziyaretgâhı oluverir… Bir yatır, bir türbe muamelesine maruz kalır… Ya da festival, fuar alanına çevrilir…

Ayasofya milat olacaksa bizim alanda olmamız lazım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.