Home / Makaleler / Allah Vekil

Allah Vekil

İzah ve idrakte sıkıntı yaşadığımız temel kavramlarımızdan biri de kuşkusuz tevekküldür.

Bağlamından koparılan, anlam kaymasına maruz kalan bu konu akide kapsamında ele alınacak kadar bir öneme sahiptir…

Şimdilerde tembelliklerini tevekkülle temellendirmeye çalışan bir ümmetin hazin öyküsüne tanıklık ediyoruz…

Yanlış tevekkül anlayışından dolayı olsa gerek, İslam dünyasının sefalet ve esareti bir türlü bitmek bilmiyor…

İradesiz, iddiasız, idealsiz, her şeyi Allah’tan bekleme çelişkisi, çarpıklığı, çaresizliği aynı zamanda çözümsüzlüğünde sebebi oluyor…

Tedbirsiz, temkinsiz tutumlarımızı tevekkülle, bir yaşam biçimine dönüşen tembelliğimizi kaderle kamufle etmeye çalışıyoruz…

Kaytarma, zavallılık, zillet, hazıra konma kolaycılığı sorunlu bir kulluğun göstergesidir…

Dalkavukluk, yalakalık, dilencilik, minnet, dini doğru anlamamanın yansımasıdır…

Bu durumda doğru bir tevekkül tanımına ihtiyacımız var.

Müminin Allah’a olan sonsuz güveninin adı tevekküldür…

Zaten ‘’mümin’’ kelimesi Allah’a güven anlamını içermiyor mu? Allah’a güven duygusu zedelenince insan kendini ne toparlayabilir ne de taşıyabilir…

İnsan zayıftır… Zaafiyetini, acziyetini, fakrını Kadir’i Mutlak’a arz etmesi gerekir.

Kendine, yani benliğine, bilgisine, becerisine, başarısına, birikimine, bağlantılarına, beklentilerine bel bağlarsa belalardan kurtulamaz…

‘Bismillah’ ile Allah’a bağlanacak… O’ndan bağımsız hareket etmeyecek…

Elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakacak ve O’ndan bekleyecek…

Biliyoruz ki, her şey yüce Allah’ın tasarrufu altındadır… Biz tedbirimizi alır, teşebbüste bulunur, ilahi takdire boyun eğeriz…

Önce tedbir, sonra tevekkül, hepsinin üzerinde takdiri ilahinin olduğuna iman ederiz…

Sebeplere riayet, sonuna kadar gayret, daha sonrasında tevekkül ile yaşamın hakkını veririz…

Sebepleri ve gayretleri mutlaklaştırmadan, determinizme kapı aralamadan, ilahi denetime kendimizi bağlarız…

Gayreti elden bırakmadan, acziyetimizi idrak ile külli iradeye boyun eğeriz…

Herhangi bir isteği elde ettiğimizde ‘’Bu Allah’ın lütfudur’’ deriz…

Elde edemediğimiz durumlarda ise ‘’Bu Allah’ın takdiridir’’ diyerek teslimiyet gösteririz…

Biliyoruz ki, elimizden geleni yaptıktan sonra ‘’iş olacağına varır…’’

Gayret etmeden, görevi yerine getirmeden, işi Allah’a havale etmek, ‘’O’na güvendim’’ demek, Allah’ın muradını yanlış anlamaktır…

Müvekkil olacağız ama miskin olmayacağız… Hepsinden öte müteşebbis olmamız gerekiyor…

Emek vermeden emel gerçekleşmiyor… Ekmeden biçilmiyor… Evlenmeden evlat sahibi olunmuyor…

Sen tohumu toprağa serp, bitirecek olan Allah’tır…

Tevekkül ‘’İşi Allah’a yaptırmak’’ şeklinde bir yanlış anlayışa fırsat vermeden, gerekli gayreti gösterdikten sonra işin sonunu Allah’a havale etmektir…

Tevekkül, bize eli-kolu bağlı oturmayı önermiyor…

Cehd… Çaba… Çırpınış… Çare ve çözüm arayışlarını sürdürürken Allah’ın civarında olmaktır… O’na teveccüh etmektir…

Allah’a dayanarak direnişi sürdürmektir…

Zira tevekkül pasif bir bekleyiş değil, aktif bir yöneliştir…

Bu bağlamda çalışmak adedimiz, tevekkül ise halimizdir…

Evet, tevekkül Nebi (sav) nin de haliydi, çalışıp kazanmak ise Onun sünnetiydi… Onun hali hallenen Onun sünnetini terk eder mi?

O (sav) ne buyurmuştu?

‘’Deveni bağla, sonra tevekkül et.’’

Önce bağla, sonra bağlan… O’ndan (cc) bağımsız kalma…

Gücünün bittiği yerde her şeye gücü yetene güveneceksin… Çünkü müminin esas gücü tevekkülle başlar… Bu güç sonsuzdur… Zira gücün kaynağı sonsuzdur…

Kuşkusuz tevekkül imanın sonucudur… Kalbin işidir ve de bir iman meselesidir… Çalışmak ise bedenin görevidir, kalben güvenmeye engel değildir…

Biz fanilere tevekkül farzdır… Çünkü Allah’ı vekil kılıyoruz… O’na itimat ediyoruz…

Peki, niçin tevekkül? Tevekkül bize ne kazandırır?

Öncelikle Rabbin rızasını elde etmek sevgisine hak kazanmak için…

İnsanoğlu yapısı gereği kaygıları olan bir varlıktır…

Kaygı, korku, kuşku, kararsızlık, karamsarlık gibi kusur ve krizlerden kurtulmak için tevekküle muhtaçtır…

Şeytani vesveseleri, nefsi endişeleri, beşeri evhamları atmada tevekkül birebir tedavi edicidir…

Panik atak, stres, depresyon, melankoli gibi pek çok psikolojik hastalığın iksirli ilacı tevekküldür…

Kaygıların kıskacında kıvranan kullar, Allah’ın korumasına şiddetle muhtaçtırlar…

Ruh sağlığı, iç huzuru, kalp itminanı için bulunmaz bir dinamiktir…

Tevekkül tek kelime ile bir ‘’psikoterapi’’ dir…

Evet, Allah’a sığınarak sıkıntıları aşarız. Aksi durumda sürekli kaygı, hayatı çekilmez kılar. İç ıstırabı büyür… İnsan azap içinde azap çeker…

Kader kaderi kontrol eder…

Hülasa; kulluk yürüyüşümüzün işaret taşları, tedbir, tevekkül ve takdir olarak karşımıza çıkıyor…

Muhteşem bir kombinezon…

Salih kulların konumumu dediniz?

‘’Hasbunallah ve ni’mel vekil/ Allah bize yeter; O ne güzel vekil’’ demektir…

‘’Allah kuluna yetmez mi?’’ (Zümer, 36)

Evet, Allah vekil…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.