Home / Makaleler / Afet / Ayet

Afet / Ayet

ramazan-kayan88

650 binden fazla ev artık yok… Ülkenin can damarı olan binlerce hektarlık tarım arazisi sular altında, ürkütücü bir bataklık… 3,5 milyondan fazla çocuk kolera, tifo, malarya, dizanteri ve hepatit gibi salgın hastalıkların tehdidi altında…

Gün yok ki, İslam coğrafyasından yeni bir haberle sarsılmayalım… Artık öyle oldu ki, İslam dünyası denilince acı, çile, hüzün, kan, gözyaşı, mahrumiyet, mağduriyet, mazlumiyet akla gelir oldu… Ümmetin çilesi bitmiyor… Kıtlık, kuraklık, susuzluk, yoksulluk, hastalık, deprem, sel, yangın, sömürü, savaş, işgal, dünyayı kasıp kavuruyor.

Yine üstümüze hüzün yağdı, yaralı yürekleri hicran sardı…

Pakistan’da muson yağmurlarının neden olduğu seller, asrın felaketine dönüştü…

Dünya, Pakistan’daki bu musibetin henüz farkında değil…

30 milyon insan selden etkilendi, mağdur…

15 bin köy zarar gördü… 5 bin köy haritadan silindi…

Tesbit edilen ölü sayısı 3 bin… Kayıpların sayısı belli değil…

650 binden fazla ev artık yok… Ülkenin can damarı olan binlerce hektarlık tarım arazisi sular altında, ürkütücü bir bataklık…

3,5 milyondan fazla çocuk kolera, tifo, malarya, dizanteri ve hepatit gibi salgın hastalıkların tehdidi altında…

Seller Pencap Ovası’nda 450 km. uzunluğunda 50 km. genişliğinde bir çamur deryası oluşturdu…

Dostlar, şu mübarek Ramazan günlerinde Pakistanlı kardeşlerimizin sofrası çamur, yatağı çamur, dünyası çamur…

Ve çamurlu ellerle, çaresiz dillerle semaya yükselen feryatlar, ağıtlar, umutlar, dualar…

“Katından bize bir sahip gönder. Katından bize bir yardımcı gönder!”

“Allah’ın yardımı ne zaman?”

Şimdi bu sesi duyuyor muyuz?

Bu ses gökkubbenin boşluğunda kaybolup gidecek mi, yoksa şefkat yüklü yüreklerde yankı bulacak mı?

Dostlar, Pakistan aç ve açıkta… Pak ellerimiz nerede?

Bir insanlık sınavımız daha başladı hem de Ramazan’la birlikte…

Bu gezegende tek başımıza değiliz… Kimi yanımızda, kimi yüreğimizde, kimi uzağımızda ama kalbimizin çok yakın kıyısında yaşıyor dünyanın mazlumları, mahrumları, mağdurları…

Oralardan, o uzak, o yakın bölgelerden çığlıklar yükseliyor… Acıdan başka aşı olmamış milyonlarca insanın ahı, gözyaşı yağıyor üzerimize… Açlığın, yokluğun, unutulmuşluğun pençesinde yok olan, iniltileri gökkubbede bir bir sönen kardeşlerimiz bize sesleniyor…

Ramazan günlerinde Rabbimizin rahmetini umarken mağdurların, muhtaçların umudu olmamız gerekmiyor mu?

Ramazan sadece oruç tutmak, aç kalmak mıdır?

Yoksa günlerdir kursağına bir şey girmeyen çocuklara ulaşmak mıdır?

Bu çocuklardan ve diğer çocuklardan… Arakanlı, Patanili, Iraklı, Afganistanlı, Çeçenistanlı, Filistinli yetimlerden özür dilemeliyiz…

Siz açken tok uyuduğumuz için… Siz ağlarken gözyaşlarınızı silemediğimiz için… Boşlukta gezinen ellerinizi tutamadığımız için… Ve üzerimizdeki hakkınızı unuttuğumuz için mahcubuz, suçluyuz…

Evet, Pakistan perişan… Fakat asıl perişanlık ve pişmanlık bu felaket karşısında duyarsız ve ilgisiz kalmaktır…

Peki, bize yakışan, bizden beklenen nedir?

Bu ülkeden yüz bin insan Ramazan umresine gidebiliyorsa, en azından yüz insanımızın da felaket bölgesine gitmesi gerekmez mi?

Olmadı, yardımlarımızla, yüreğimizle, duamızla kardeşlerimizin yanında olabiliriz…

Şimdi, bize verilenden verme vaktidir…

Ekmeğin ve suyun hakkını sahibine verme zamanıdır… Bahşedilen nimetlerin değerini yeniden fark etme anıdır… Elden ele, olandan olmayana aktarma fırsatıdır… Verdikçe artacağını bilenlerin harekete geçme dönemidir… Kimi yurdundan koparılmış, kimi çaresizliğe terk edilmiş; rengi, ırkı, dili, farklı ama kaderi aynı olan insanımızla buluşma vaktidir… Kardeşlik köprüleri kurma zamanıdır…

Yoksulluğun sebebi sadece “yokluk” değildir…

Bugün yeryüzündeki sefaletin sebebi, ekonomik kaynakların yetersizliği, imkânların kıtlığı mı, yoksa adalet ve merhametin yokluğu mudur?

Evet, içinde bulunduğumuz günler mübarek günler… Allah’ın ayetlerini tilavet ve tefekkür ettiğimiz günler… Ancak unutmayalım ki her afet aynı zamanda bir ayettir… Bu ayetleri de doğru okumamız lazım… Gökten gelen uyarıları kulak ardı edemeyiz…

Sel afeti/ayeti bize sesleniyor… Küresel sorumluluklarımızı hatırlatıyor… Samimiyet sınavına alıyor…

Belki bu acı felaketin medya dünyası için haber değeri az ve süresi kısa olabilir…

Ama biz biliyoruz ki, bu olaylarla Allah (c.c.) insafımızı ölçüyor, vicdanımızı yokluyor, insanlığımızı tartıyor… İnfak ibadetindeki sadakat ve samimiyetimizin ortaya çıkmasını istiyor…

İnfak, imandan bağımsız bir eylem değildir… İnfak bir iman sınavıdır… Elin arkasında iman yüklü bir yürek varsa o el, veren el olur… Gerçek Veren’in kim olduğu bilincini taşıyarak verir… Zengin el verebilir diye bir kural yoktur… Vermek de bir nasip işidir…

Aslında bu yazımda itikafı yazmayı düşünmüştüm ama görünen o ki, İlahi ikaz, infakımızla Pakistan’a intikal etmemizi murad ediyor…

Sel bölgesine sel gibi yardımlar yağmalı değil mi?

Özgün Duruş